08 Haziran 2002 Cumartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Değişim sancıları

     Filmi biraz geriye saralım... 1990 yılına dönelim. 12 yıl içinde bu ülke kaç kriz görmüş, anımsayalım.
     1990 yılı Ağustos ayında başlayan Körfez krizi, 1994 yılında üç bankanın devre dışı kalmasını sağlayan bankacılık krizi. 1998’de Güney Asya ve Rusya krizi. 2001 yılı Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında yaşanan kitap fırlatma krizi, sabit kurdan dalgalı kura geçiş süreci...
     Tam 4 önemli kriz... Bankacılık sisteminin çöküşe geçtiği süreçler, kartopu gibi büyüyen iç borç sarmalı, kaynak yaratamayan, kayıtdışı ekonomiye mahkum hale gelmiş Türkiye, gelir dağılımının adım adım bozulduğu bir ülke, enflasyon batağında umut arayan kitleler. İşte yaşadıklarımızın özeti.
     200 milyar dolar borç...
     Ve 12 yıl boyunca Türkiye’nin geleceğini kurgulama sorunu yaşayan siyasetçi. Bütün bunlar bir araya gelince para ve sermaye piyasaları iş ve aş derdine düşmüş Türkiye için en önemli gösterge olup çıkıyor.
     
Statükocular
     Oysa derdimiz belli: Üretmek, tüketmek. "Oh be kardeşim hayat ne güzel demek."
     Diyemiyoruz!
     Eh, bu kadar krizle iç içe yaşamak ister istemez paranın rotasında iş yapanları paranoyak yapıyor. Hep olumsuzluk aranıyor, hep umutsuzluk içinde kıvranılıyor.
     Güven ve istikrar için gerekli olan şartlar bir türlü oluşamıyor.
     Kısacası, statüko önemli bir çıpa olarak karşımıza çıkıyor.
     Ancak 2001 krizimiz öylesine derin ki artık değişime direnenler bile dirençlerini kaybediyor.
     Abarttığımızı düşünmeyin ve dünkü liderler zirvesinin öncesinde ve sonrasında verilen mesajları birlikte değerlendirelim.
     Paraya yön verenler, panik halinde değil, yeni pozisyon almamalarına rağmen var olan durumu da soğukkanlı bir biçimde değerlendiriyorlar. Başbakan Ecevit’siz zirveye rağmen iki önemli konuda şeffaflık istiyorlar.
     Hükümetin durumu ne olacak? Bu program kesintisiz sürecek mi?
     
Psikoloji
     Hal böyle olunca dün ne dolar fırladı, ne faizler uçtu gitti, ne de borsa tavana vurdu.
     Piyasa, beklentisini Ankara’ya çok açık ve net bir biçimde ulaştırdı.
     "Biz fakirlikten kurtulmak istiyoruz. Çağdaş kriterlerle yönetilen bir ülke olmayı arzuluyoruz. İstikrar peşindeyiz. AB sürecini çok önemsiyoruz. O yüzden de iyi yönetim bizim en doğal hakkımız."
     Mesaj açık. İyi yönetim için eşgüdüm, şeffaflık ve konsensüs isteniyor. Ancak Ankara’dan yansıyan havaya bakılınca moraller bozuluyor. Tedirginliğin dozu yavaş yavaş artıyor. Olumlu psikoloji statükocuların tavrı karşısında bozulmaya başlıyor.
     İşte en hassas nokta...
     O nedenle krizleri yönetmek başlı başına bir eşgüdümü gerektiriyor.
     Siyasiler de bu konuda gerçekten ciddi bir sınavdan geçiyor.
     Diyeceğimiz son söz:
     Para, güven istiyor.
     Liderler zirvesinden mutabakat çıktı. Ama iki kritik soru hala yanıt bekliyor. Döviz, faiz, borsa haftaya hazırlık yapıyor.
     Kısacası, Türkiye değişime hazırlanıyor.
     
     melihao@cnnturk.com.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Tıkanmak!

Çetin ALTAN
Vaktiyle devrilen bir Yargıtay Başkanı tabutu...

Melih AŞIK
Teğmen Yenen

Fikret BİLA
Bahçeli’nin resti ve taktiği

İpek CEM
Neyi tartışıyoruz?

Güneri CIVAOĞLU
Türkiye'ye inanıyorum.

Can DÜNDAR
Niye yazmadık?

Abbas GÜÇLÜ
Okul servislerinde klasik müzik önerisi

Sami KOHEN
Krizin sonu mu, devamı mı?

Mehmet Y. YILMAZ
Aramızda daha çook ‘Zihni Sinir’ var

Meliha OKUR
Değişim sancıları

Tuncay ÖZKAN
Montaj o kadar iyi ki hayrete düştüm

Derya SAZAK
AB’de görev Meclis’in

Metin TOKER
Toker yazılı iletişim kurabiliyor

Güngör URAS
Derviş’in bir bildiği varmış (!)

M. Ali BİRAND
Ecevit oyununu aylarca oynayamayız...

© 2002 Milliyet