13 Haziran 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




"İngilizlere yatak odamızı göstereceğim"

Dekoratör Zeynep Fadıllıoğlu bir yandan İngiltere’nin en önemli dekorasyon fuarı için bir Türk yatak odası tasarlarken, bir yandan da Saint Tropez’de de düğün daveti organize ediyor, Kuveyt’te saray döşüyor, Londra’da restoran açıyor

     Ahmet Tulgar

     Zeynep Fadıllıoğlu ile sohbet ederken, insan bizim hayatımızın uzağında başka bir galaksi, o galakside aynı bizimkilerin adını taşıyan başka dünyalar, başka ülkeler, başka yaşam tarzları olduğunu düşünüyor.
     Bizim hayatımızda aslında yoklarmış ya da sadece film hileleriymiş gibi söz ettiğimiz saraylar, Saint Tropez’lerde partiler, çadırlar, kırk gün kırk gece düğünler onun hikayelerinde leblebi çekirdek.
     Eğer aşağıda okuyacağınız şeyleri bana Zeynep Fadıllıoğlu değil de başka birisi anlatsaydı, zaman zaman öfke uyandırabilirdi.
     Ama Türkiye’nin artık dünya çapında ün sahibi tasarımcısı olan bu kadın her şeyi o kadar ayakları yere basarak, kendi dünya görüşünce o kadar güzel anlamlandırarak yapıyor, içinde eylem halinde olduğu dünyayla günümüz Türkiye’sini o kadar sağlam bağlantılandırıyor ki yenilip yutuluyor, hatta sindirilip bir şeyler öğreniliyor anlattıklarından.
     
Londra’da sergilenmek üzere bir yatak odası döşüyorsunuz. Ne iş bu? Amacı ne?
     Bu şimdi House and Garden mecmuası ile Daily Telegraph gazetesinin her yıl düzenlediği bir fuar için hazırlanıyor. Olympia denen o büyük gösteri merkezinde. Yaklaşık 40 bin kişi geziyor. 40 milyon pound’luk da satış bekleniyor. Bu fuarda dünyanın en önemli dekorasyon firmalarının standları dışında tam ortada dünyanın önemli dizaynırlarına verdikleri dört tane oda bulunuyor. Bu seneki tema yatak odaları. Ben de burada bir TIR dolusu malzeme ile bir yatak odası döşemeye gidiyorum.
     
     "Bir TIR İngiltere’ye fuara, diğeri Fransa’ya düğüne"
Ama siz iki TIR dolusu malzeme ile çıkıyormuşsunuz yurtdışına?
     Hayır, bir de bir düğün organize ediyorum ya Saint Tropez’de. Diğer TIR’daki malzemeler düğün için. 22 ya da 23 Haziran gecesi, şimdi tam tarihi hatırlayamıyorum, düğünü yapacağım, ertesi gün yatak odası için Londra’ya geçeceğim.
     
Düğüne geleceğiz daha. Biz sıralamayı tersine çevirip biraz daha yatak odasında kalalım. Nasıl bir yatak odası olacak bu?
     Osmanlı evinden yola çıktım. Şimdi Batılılar gündelik hayatlarında çok yoruluyorlar ve artık bu yorgunluk meselesini kendi kültürlerinde çözemedikleri için Doğu’dan bir şey öğrenmek zorundalar. Böyle olunca da biz her kadar yok farz etsek de, İngilizler bu Osmanlı fikrine çok sevindiler. Osmanlı’da klasik anlamda bir yatak odası olmadığı için, bana verilen 42 metrekareyi ben bir iç avlu gibi tasarladım. Küçük bir hamam da yaptım mesela. Batılıların çok özlediği cem halinde olmaya uygun, huzur veren ama aynı zamanda seksapeli olan bir yer tasarladım. Ve artık bugünün özgür kadını olsa da kendisini yatak odasında bir odalık, bir cariye gibi görmek isteyen kadını düşündüm. Bu bir kadının odası. Ama tabii ki bu kadın biriyle birlikte.
     
Kadın merkezli bir oda mı olacak peki bu, yoksa bir odalıktan, bir cariyeden bahsettiğimize göre erkek merkezli ama kadının eylem halinde olduğu bir oda mı?
     Bence bir yatak odası her zaman kadın merkezlidir ya da feminen duyguları olan bir erkek merkezlidir. Bir dizaynır da bir erkek yatak odası tasarlıyor bu fuar için. Ama bu daha sert çizgileri olan, mobilya ağırlıklı olan bir oda olacak. Çalışma masası filan da olan. Halbuki ben daha duygu ağırlıklı bir yatak odası hazırlıyorum. Bir de benimki en çok sevilen ya da en kıdemli odalığın, erkeği üzerinde iktidar sahibi olan bir kadının odası. Kadınlığının bilincinde bir kadının odası. Erkekler için tasarlanan yatak odalarında ya da erkek mimarların tasarladığı yatak odalarında insan değil çizgi ön plandadır. Hatta bazen insan fazla geliyor o odaya, "İnsan çıksa da oda olması gerektiği gibi olsa" diyor bakan kişi.
     
     "Erkekler daha çok çalışma odasıyla ilgili"
Peki, siz müşterilerinize ev tasarımı yaparken, ev dekore ederken de kadınların en takık olduğu yer yatak odası mıdır?
     Evet, hatta öyle durumlarda evi yörelere ayırıyoruz. Hatunun belirleyici olduğu yöreler, erkeğin belirleyici olduğu yöreler diye. Hatunlar daha çok yatak odasına odaklanıyor. Erkekler ise daha çok çalışma odasına ilişkin kararları hatuna bırakmak istemiyorlar.
     
Ya, bu Osmanlı meselesine Batı’da epey sardırdılar galiba. Kuveyt’te de bir saray dekore ediyordunuz. Orada artık Osmanlı işi değil de, daha çok Avrupa, Amerika işi istemişlerdir herhalde.
     Şimdi benim Kuveyt’teki hanım müşterim, yani Kuveyt Emiri’nin gelini, sanata ve özellikle de İslami sanata çok kıymet veriyor. İslami sanatın modernize edilmiş haline çok kıymet veriyor. Dolayısıyla bunun en iyi şekilde Türkiye’de, daha doğrusu Osmanlı’da ortaya çıktığına inanıyor. Dolayısıyla o da Osmanlı sanatı istiyor.
     
Onunla nasıl tanıştınız?
     Önce benim Paris’te çok özel çalıştığım bir tasarımcıda bir şeyler beğenmiş. Kimin olduğunu sormuş, benim adımı vermişler. Sonra House and Garden dergisinde evimin fotoğraflarını görmüş. İstanbul’a geldiğinde Ulus 29’da yemek yerken, burayı kimin dekore ettiğini sormuş. Yine benim adım söylenince, bir sabah beni Four Seasons Hotel’e davet etti. Altı ay sonra çalışmaya başladık.
     
     "Kendimize Londra’da bir kulüp açıyoruz"
Bir de Londra’da Türk genç bankacı, işadamı ve işkadınlarının ortak bütçesiyle bir restoran açıyorsunuz. O ne durumda?
     Evet, bu da yeni heyecanımız. Orada çok değişik şeyler yapmak istiyorum. Büyülü bir yer yapmak istiyorum. Bir gizemi olan bir yer yapmak istiyorum. Bir bar ve lokanta olacak. Eğlencesi içinde olan bir yemek anlayışı olacak.
     
Kaç ortakla kuruluyor bu kooperatif lokanta?
     Küçük küçük bir sürü bankacı ortağı olan bir yer. Güler Sabancı ve Cem Boyner de ortak. İngiltere çok kulübüne alışık bir memleket. Her yer üyeli. İngiltere’de bir yere gitmek isteğinde birisi, oranın üyesini bulmak zorunda. Biz de kendimize kulüpleşmeden bir çeşit kulüp kurmuş olacağız.
     
Cem Boyner ile Güler Sabancı büyük ortaklar mı?
     Hayır, herkes hemen hemen eşit para yatırdı. Onlar da hem eğleniyorlar hem de böyle bir olaya destek vermiş oluyorlar.
     
"Özlenen, olması gereken Türkiye’nin yatak odası bu. AB’ye uygun bir yatak odası"
Zeynep Fadıllıoğlu, Kamhi Ailesi’nin Saint Tropez’deki düğün daveti için kendi lokantasının aşçılarını ve müzisyenlerini götürüyor. Bir de bir-iki saatlik daveti süslemek için İsmail Acar’ın tablolarını. Işık efektlerini ise Cannes Film Festivali’nin ışıkçısı yapacak

Oryantalist ya da turistik gözlere hitap etmek için mi Osmanlı yatak odasına yöneldiniz, yani ticari bir amaç mı güttünüz, yoksa politik bir mesaj mı vermek istediniz?
     Ben çok politik yanı olan bir tasarımcıyım, onun için şöyle diyeceğim: Olması gereken, özlenen bir Türkiye’nin çokkültürlü yapısını dışavuran bir yatak odası. Ermeni bir ustanın büyük bir kartonpiyerini kullanarak başladım işe mesela. Çünkü ben Türkiye’de azınlık kültürleri yok edilirken ustalığın da yok edildiğini düşünüyorum. Mesela Diyarbakır halıları çok güzeldir. Ama bir de şimdi Diyarbakır’da dokunan halılara bakın, çok bozuldu. Çünkü savaş oradaki insanların ruhunu öldürdü, onlarda estetik üretecek hal bırakmadı. Benim yatak odam insanıyla barışmış bir Türkiye’nin yatak odası olacak.
     "Her şeyi götürdüğümüz gibi getirmek zorundayız"
     
Bu tür bir yatak odasıyla Avrupa Birliği’ni de daha mı kolay cezbederiz acaba?
     Tabii, Avrupalı dünyaya katkıda bulunmuş insan istiyor karşısında. Kendisi dünyaya, dünya kültürüne devamlı katkıda bulunduğu için arasına alacağı ülkelerin de aynı üreticilikte olmasını istiyor. Biz ise dünya kültürüne katkıda bulunduğumuz tarihimizi, 75 yıl öncesini unutmak istiyoruz.
     
Bu Saint Tropez’de yapılacak olan Kamhi Ailesi’nin düğünü için ne gibi hazırlıklar yapıyorsunuz?
     Düğün değil de, nikah sonrası davet demek daha doğru olacak. Şimdi bu yaptığım diğer tasarım işlerinden çok farklı. Çünkü diğerleri çok kalıcı, evler filan, bu ise sadece birkaç saat içinde tüketilecek bir tasarım. Bir çeşit sanatsal enstalasyon. Başka açılardan da bir sanat olayına benziyor. Mesela İsmail Acar’ın tablolarıyla süsleyeceğiz mekanı. Bizden Osmanlı bir dekor istendi yine. Tablolar da İsmail’in Osmanlı serisi, kaftanlar filan. Halbuki hanım tarafı İtalyan. Bütün malzemeleri buradan götüreceğiz. Birtakım belgeler imzaladık, götürdüğümüz gibi geri getirmek zorundayız her şeyi. Sonra Cannes Film Festivali’nin ışıkçısıyla anlaştık. Onlar ışık efekti yapacaklar. Müziği ise buradan, Ulus 29’dan götüreceğimiz Salih yapacak. Yemeği de buradan götüreceğimiz bizim aşçılar yapacak. 220-240 kişilik bir davet olacak.
     



 PAZAR


"İngilizlere yatak odamızı göstereceğim"
Boğaz’ın eğlence haritası
"Erkekler ‘Ya bu ilişki yürürse’ diye korkuyor"
"Bizim kadınlarımız sertlikten hoşlanıyor"
Dünya Kupası vitrine çıktı
İki bin lambalı otel
Kansere karşı ralli
Dokuz yıldır koyunuyla bir apartmanda oturuyor
Koordinasyonsuz köprü
Şaraplarımız niye ekşi?
Özatay ve Yılmaz çevre ödülü aldı
Göcek’te North Shield lezzeti
Agora hırsızları
Fetih kutlaması nasıl olmalı?
Yosma usulü makarna
Sosyete Antalya’ya pozitif enerji turu düzenliyor
"Şiir gibi futbol"
Çirkin ördek yavrusu


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet