13 Haziran 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Tamer Karadağlı: "Biz tiyatrocular pek öyle sevgi dolu olmayan bir camiayız"
"Bizim kadınlarımız sertlikten hoşlanıyor"

Türkiye’nin yeni "En seksi erkeği" bir aile dizisinden çıktı. "Çocuklar Duymasın"ın Haluk’u Tamer Karadağlı şimdi herkesin sevgilisi. En çok da kadınların

     Ahmet Tulgar

     Tamer Karadağlı (İsme bakar mısınız, bir Kadir İnanır filminden alınmış gibi) şu sıralar televizyonun en sevilen çehrelerinden. "Çocuklar Duymasın" adlı dizideki maço ve aksi koca Haluk tiplemesi önce yıllarca stüdyolarda kapanıp seslendirme yapan, sonra da "Ferhunde Hanımlar" dizisinde 1200 bölüm "softie (yumuşak)" bir damadı oynayan Karadağlı’yı sekiz ayda şöhret etti.
     Şimdi medya onu bir yere oturtmanın yollarını arıyor. Light-entelektüel dergiler onun için "light-maço" diye bir karakter bulup buluşturuyor, magazin sayfaları Hollywood’a kadar uzanıp "Türkiye’nin George Clooney’si" adını takıyor.
     Ama en doğrusu yine doğal yöntemle seyirci tarafından yapılıyor. Evli erkekler onda kendilerini buluyor, evli kadınlar ise seksi erkeği.
     Olmayacak iş yine Türkiye’de oluyor. Bir aile dizisinin erkek oyuncusu Türkiye’nin seksi erkek ihtiyacını karşılıyor.
     
Teybi açmadan az önce medyada fazla görünmek istemediğinizi, röportaj tekliflerinin çoğunu geri çevirdiğinizi söylediniz. Aniden aşırı büyüyen şöhretin kontrolden çıkmasından mı korkuyorsunuz? Şu anda şöhret kontrolünüz altında mı?
     Evet, ben "low profile" kalmak istiyorum. Ben kartopu yapıyordum, karı yuvarlayıp bir kardanadam yapmak istiyordum ki, aniden bir çığ oluştu. Bunu artık kontrol altında tutmak zor. Mümkün olduğunca kontrol altında tutmaya çalışıyorum yine de.
     
Bu ani şöhret kontrolünüzden çıktığında neler oluyor?
     Medya benimle aşırı ilgilenmeye başlıyor, magazin dergilerinde boy boy fotoğraflarım çıkıyor. Bütün yapımcılar, yönetmenler benimle ilgileniyor, konsantrasyonum bozuluyor. Özel hayatımla ilgileniliyor.
     
Şimdi bir sitcom furyası sürüyor. Yarın bir gün Türkiye toplumu bunu da tüketir, siz de bu aşırı özdeşleştiğiniz Haluk karakteriyle birlikte yok olup giderseniz?
     Böyle bir risk bütün oyuncular için olan bir şey. Ama ben 1200 bölüm "Ferhunde Hanımlar" çektim. Orada da Doktor Selçuk tiplemesi benimle özdeşleşmişti. Ben Doktor Selçuk’la birlikte kaybolmadım. Üstelik bu sitcom furyası kolay bitmez. Amerika’da 50 senedir sürüyor. Ve biz de Türk halkı olarak Amerika’da tutan hiçbir şeyi refüze etmemişizdir.
     
Neden Haluk karakteri bu kadar tuttu?
     Çünkü diğer sitcom’lar, mesela "Dadı" ya da "Tatlı Hayat" gibi yurtdışından adapte değil bizim dizi. Haluk da çok bizden biri. Bir de, bizim halkımız kahramanları çok sever. Kadir İnanır da, Miroğlu da hep bu yüzden çok sevildi. Onlar seyircinin olmak istediği kahramanlar. Haluk ise oldukları. Haluk, Türk halkına her evde bir kahraman olduğunu gösterdi.
     
     "Bebek adımıyla giderken aniden koşmaya başladım"
Peki, "Ferhunde Hanımlarödaki Doktor Selçuk niye 1200 bölümde size bu kadar büyük bir şöhret getirmedi de, sekiz ayda Haluk’la böyle bir üne kavuştunuz?
     Selçuk da sevildi ama o karısını çok seven, ailenin toparlayıcı unsuru olan biriydi. Yani ideal kocaydı. Karısını hiç aldatmadı, karısını hep çok sevdi karısı aksilik yapsa da. Haluk, Selçuk’un tam zıttı. Maço, aksi, huysuz.
     
Ve nedense bu maço, aksi, huysuz, neredeyse kötü adam sizin kadınlar için bir cazibe merkezi olmanızı sağladı. Kadınlar kötü adam mı seviyor acaba?
     Kötü adamdan çok Amerikalıların "rough character" dediği bir tip Haluk. Bu negatif ama sempati duyulan karakter için söylenir. "The Godfather" filmindeki Don Carleone kötü adamdır ama biz ona sempati duyarız.
     
Kadınlara gelelim...
     Hep deriz ya, "Kadınlara sert davranılmaz, şöyle yapılmaz, böyle yapılmaz" diye; bizim Türk kadınımız sert davranıştan hoşlanıyormuş. Bu ortaya çıktı.
     
Yani "light-maço" dediklerinden mi Haluk? Dayağın sınırında gezinen ama orada duran sert koca, sert sevgili...
     Bir kere şunun altını çizelim: Haluk her türlü maçoluğuna rağmen demokratik bir adam. Karısına asla vurmuyor, çocuklarına asla şiddet uygulamıyor.
     
Aile dizisinde bunlar da olsaydı bari.
     Hayır ama öyle. Haluk aksilik, huysuzluk yapıyor ama dinliyor. Dinliyor.
     
Gazetelerde Haluk Bilginer’den, idolünüzmüş gibi söz ediyorsunuz. Dizideki karakterle bu isim benzerliği, belki de Zuhal Olcay’ın hep hüzünlü bakmasının neden olduğu bir şehir efsanesini, Haluk Bilginer’in evde aksi, hatta sert, yani "rough charecter" olduğu söylentilerini doğrulamasın?
     Haluk ve Zuhal çok yakın arkadaşlarım. Sürekli görüşüyoruz. Haluk benim vizyonumu genişleten insanlardan bir tanesidir. Bu isim benzerliği sadece bir tesadüf.
     
Yani ne hayat sanatı, ne sanat hayatı taklit etti burada?
     Evet. İkisi de olmadı. Ayrıca da Haluk öyle çok sert bir adam değildir. Katılımcıdır.
     
Seslendirme yapan, ses kayıt stüdyolarına hapis, sesten ibaret tiyatrocular ünlü oyunculara hep böyle biraz gıpta ile, hasetle bakarlar. Üne kavuştuğunuz bu 35 yaşınıza gelene kadar umutsuzluğa ve hasete kapıldığınız dönemler oldu mu?
     Seslendirmeci kalacağım, başka bir şey yapamayacağım korkum hiç olmadı. Ama planlarımın gerisinde miyim? Ha, planlarımın gerisindeyim. Çok daha hızlı adımlarla gideceğimi tahmin ediyordum. Ama şimdi de çok enteresan bir ivme oluştu. Bu dengesiz bir durum haline geldi. Ben daha "baby step ölerle (bebek adımı) ilerlerim diye düşünür, "baby stepölerle giderken, bir durdum, ayaklarımın üstüne kalktım ve koşmaya başladım bir anda. Yani ortası olmadı.
     
     "Ben teflon tava gibiyim, kimse bana yapışmıyor"
Parmağınızdaki alyans sizin mi, Haluk’un mu?
     Haluk’un.
     
Kendi yüzüğünüz nerede?
     Yok.
     
Ne, evli de mi değilsiniz?
     Hayır, ben hiç evlenmedim. Ben teflon gibiyim, kimse yapışmıyor bana.
     
Kadınların ilgisinin farkında mısınız?
     Şimdi bu biraz ukalalık gibi olacak ama ben zaten bu anlamda hiçbir zaman zorluk çekmedim çok fazla. Lisedeyken de, üniversitedeyken de kızlar arasında popüler bir adamdım. Çok şeker kız arkadaşlarım oluyordu. Kadınlar benim için hiçbir zaman sorun olmadı. Ben bir anda şöhrete ulaşıp da, bir anda mankenlerle çıkmaya başlayan insanlardan değilim.
     
Eskiden beri mi çıkarsınız mankenlerle?
     Hayır. Ama öyle bir trend oluştu Türkiye’de. İnsanlar bir şeyler yapmaya çabalar, kimse üç-beş sene önce yüzüne bakmıyordur, sonra bir anda şöhret olurlar, her şey olurlar, mizahçı, aktör, yazar, şu, bu, kimseyi tarif etmek için söylemiyorum...
     
Ama bence birini tarif ediyorsunuz. Okurlar anlar zaten.
     Sonra bir anda karılarından boşanırlar, mankenlerle çıkmaya başlarlar. Benim eskiden beri manken arkadaşlarım olur.
     
Demek ki eskiden beri mankenlerle çıkıyormuşsunuz. Yani siz "Niye bunlara dizilerde rol veriyorlar?" diye hezeyan geçiren tiyatroculardan değilsiniz.
     Öyle olsaydı Pınar Altuğ ile oynamazdım.
     
Memnun musunuz Pınar Hanım’dan?
     Çok memnunum. Ama şunu da söyleyeyim, ben de bir zamanlar "Mankenler oyuncu olmasın" diye bağırıp çağıranlardan biriydim. Bundan dört sene öncesine kadar. Ankara’dan gelene kadar.
     
     "Türk George Clooney, Sivaslı Cindy gibi bir şey"
İstanbul delikanlı tiyatrocuyu bozdu mu yani?
     Hayır, oyunculuk kimsenin tekelinde değil. Yetenekli olan herkes oyunculuk yapar. Bu, Amerika’da da böyledir. Kim Basinger fotomodellikten geldi, Oscar kazandı. Ali Mc Graw, Sharon Stone. Önemli olan insanın işe saygı duymasıdır ki, Pınar bunlardan biridir.
     
Bu George Clooney meselesi nedir?
     Demin ben size George Clooney’ye benzetilmekten ne kadar rahatsız olduğumu söyledim, değil mi? Keşke söylemeseydim.
     
Ben içeri girerken, "George Clooney film çekiyormuş, onun için geldim" dedim.
     Belli bir yerden sonra "Türk George Clooney’si", "Bizim Clooney"; "Sivaslı Cindy" gibi oluyor. O kız çok hoş bir manken ama ben o kızın adını bilmiyorum.
     
Tülin Şahin.
     Hah, Tülin Şahin. Ben başka bir meslekte olsaydım da beni George Clooney’ye benzetselerdi hoşuma giderdi. Hoş bir adam, kadınlar ilgi gösteriyor. Ama oyuncunun oyuncuya benzetilmesi hoş bir durum değil.
     
Türkiye’de beğeniler hızlı değişiyor. Yine bir seksi erkek ihtiyacı hasıl olmuştu. Siz bu ihtiyacı mı gidereceksiniz şimdi?
     Ben seksi erkek de seçildim. Seçilmişim. Gazeteciler söyledi.
     
Ahmet Mete Işıkara seçilmişti ama.
     Türkiye’de biraz gündeme gelen herkes bir süre için en seksi erkek seçiliyor.
     
Kadınlardan teklif geliyor mu?
     (Gevrek gevrek gülüyor) Gelmiyor.
     
Peki, nasıl tatmin oluyorsunuz?
     Neyle?
     
Cinsel olarak. Evli değilsiniz, mankenlerle çıkmıyorsunuz, kadınlardan teklif gelmiyor. Bir sevgiliniz olmalı o zaman.
     Tabii ki.
     
Biz tanıyor muyuz?
     Hayır (Yine gevrek gevrek gülüyor).
     
Çok para kazanıyorsunuz. Ticari iş yapmayan tiyatrocular sizi eleştiriyor mu?
     Tiyatro mezunu olabilirim ama ben o sıfattan nefret ederim: "Tiyatro sanatçısı", "Bilmem ne sanatçısı"! Hayır efendim, ben aktörüm. Televizyonda da, sinemada da, tiyatroda da, reklamlarda da oynarım. Sanki o insanlara o teklifler gidecek, o paralar önerilecek, "Hayır" diyecekler. Bu koca bir yalan. Bizim böyle televizyonda ünlü olmuş oyuncuları eleştiren, "Arkadaşlarımızı televizyon dizilerinde görünce içim bir fena oluyor, sakil görünüyorlar" diyen ağabeylerimiz, ablalarımız sonra gidip Brezilyalıların yaptığı o Maria’larda, Rosalinda’larda, şuralarda, buralarda oraların mankenlerini seslendiriyordu. Bizim mesleğimiz kıskançlığa çok açık bir meslektir. Biz tiyatrocular birbirini çok seven bir camia değiliz. Çok öyle gibi gözüksek de çok sevgi dolu bir camia değiliz.
     
Üç buçuk yıldır İstanbul’dasınız. Nasıl, İstanbul’a uyum sağladınız mı?
     Ben her yere adapte olabilirim de, ben buradaki sisteme adapte olamadım.
     
Nasıl yani? Nedir İstanbul’daki sistem?
     Burası bir dükalık. Burada her şey çok farklı. Burada bir insanın eğitiminin ne olduğunun hiçbir önemi yok. Neler yapmış olduğunun, niteliğinin hiçbir önemi yok. Eğer bir yerden bir şey tutturursa en "top" olabilir, tutturamazsa da istediği kadar "en" olsun, kimse onu çok fazla sallamıyor. Ben sekiz ay önce de Tamer’dim ama bir anda değerim 350 kat arttı.
     
Belki de bu yüzden İstanbul dışından gelen herkes daha hırslı oluyor. Çünkü burada kalmaları bir şey tutturmalarından geçiyor. İstanbullular yorgun, dışarıdan gelenleri izliyorlar galiba.
     Evet, düşününce doğru, ünlülerin çoğu dışarıdan gelme İstanbul’a. Ama İstanbul zaten şehir olarak da her zaman Anadolu tarafından zaptedilmeye mahkumdur.
     



 PAZAR


"İngilizlere yatak odamızı göstereceğim"
Boğaz’ın eğlence haritası
"Erkekler ‘Ya bu ilişki yürürse’ diye korkuyor"
"Bizim kadınlarımız sertlikten hoşlanıyor"
Dünya Kupası vitrine çıktı
İki bin lambalı otel
Kansere karşı ralli
Dokuz yıldır koyunuyla bir apartmanda oturuyor
Koordinasyonsuz köprü
Şaraplarımız niye ekşi?
Özatay ve Yılmaz çevre ödülü aldı
Göcek’te North Shield lezzeti
Agora hırsızları
Fetih kutlaması nasıl olmalı?
Yosma usulü makarna
Sosyete Antalya’ya pozitif enerji turu düzenliyor
"Şiir gibi futbol"
Çirkin ördek yavrusu


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet