
|


Fetih kutlaması nasıl olmalı?
İstanbul gibi bir şehre sahip olmak ne güzel bir duygu. Bana burada yurttaş olarak yaşama ve çalışma imtiyazını veren tarihe müteşekkirim
Bu şehrin, insanları asırlardır hayran bırakan bazı siluetleri var. İstanbul profilden bir portre gibidir. Ayasofya-Sultanahmet silueti dünyayı hayran bırakır. Böylesi yok ve olmayacak da... Üsküdar’da Mihrimah Sultan, Gülnuş Emetullah (veya Yeni Valide) camileri, Kuşkonmaz (Şemsi Paşa), Rum Mehmet Paşa ve tepede Ayazma camileri de her ressamı büyüleyen bir silsiledir. Ayasofya ve Sultanahmet zinciri gaddarların elinden kurtuldu. Ama Şemsi Paşa ile Rum Mehmet Paşa arasındaki görüntü yüksek binalarla doldu. Yeni Valide Camii artık denizden görülmüyor. Mihrimah Camii, yani Üsküdar’ın balkonu ise üst tarafta yükselen çirkin binalar tarafından ezildi. Bir zamanların mütehakkim Ayazma’sı (III. Mustafa Camii) şimdi kendini çevreleyen binalar arasında kaybolmamak için "Ben buradayım" diye zıplayacak gibi.
Surlara bakalım. Ayvansaray-Balat dirseği üzerinde serviler, Gül Camii ve İvaz Efendi Camii’nin oluşturduğu nefis bir manzara. Ama bir dizi çirkin bina bu nefaseti bozuyor. Süleymaniye Camii’ni Sinan, Haliç’ten seyredelim diye yapmış; arayı çirkin ve ucuz bina bloklarıyla doldurmak niye? Unkapanı’nda Rüstem Paşa Külliyesi’ni birtakım çıkıntı binalarla karalamak niye? Gelecek nesiller bizden çok daha akıllı, bilgili, görgülü olacağı için bu pespayeliklere dayanamayacaklar ve milli hazineden çuvallarla para ödeyip bu kazuratı kazıyacaklar. Niçin onların işini kolaylaştırmayalım ve bu asude çehreyi şimdiden zararlı otlardan temizlemeye başlamayalım?
1953’e kadar Türkiye mazbut, hatta fakir bir ülkeydi. İstanbullular ecdattan kalma alışkanlıklarla yaşarlardı. Bir azınlık yığma kagir binalarda otururdu. Halkın çoğunluğu karınca kadar yeşilliği, ufak bahçesi olan iki-üç katlı binalardaydı. Apartman hayatı şehrin belirli semtlerinde görülürdü. Zenginleşme ve bilinçsiz imar faaliyeti ile İstanbul 10 yıl içinde apartmanlaştı, 20 yılda da beton ormanına dönüştü. Bu süre içinde zaten nüfus da katlanıyordu. 1955 ile 1995 arasında nüfus neredeyse 7-8 kat arttı. Serviler, kubbeler, minareler, ahşap yapılar, yani taş rengi ve yeşilliklerden oluşan metropolün her yerinde ucuzcu, arsız, zevksiz binalar yükseldi. İstanbul’un fethinin 500’üncü yılını fakir ama güzel, tabiatın kucağında yaşayan bir İstanbul’da kutlamıştık; meğer bu bir dönüm noktasıymış. Elli yıl içinde her şey değişti ama İstanbul hâlâ güzel.
Başka gelişmeler oluyor. Türkiye dış turizme açıldı. Yeni nesil çok geziyor ve daha çok okuyor. Artık tarihi ve tabii güzellikleri politikacı ve yönetici babaları gibi turizm dövizi için değil; kendi göz zevkleri ve tarih bilinçleri için korumak isteyen bir zümre ortaya çıktı ve sayıları gittikçe büyüyor. Belediye reisinin ismine takılıp durmayalım, bu zümrenin ilk zaferi Gümüşsuyu’ndaki heyyüla otelin inşaatını durdurmaktı. Eğer çirkinleşmeyi durdurma örnekleri artarsa, insanlar daha çok ikna olur ve etrafa dikkat eder.
Bazı eleştirilerin aksine, İstanbul’un fethinin her yıl kutlanması, doğrusu beni rahatsız etmiyor. İstanbul gibi bir şehre turist olarak geleceğime, arşiv çalışması için gelen yabancı meslektaşlarım gibi Aksaray’daki otellerde geceleyeceğime; bana burada yurttaş olarak yaşama ve çalışma imtiyazını veren tarihe müteşekkirim. İstanbul’un fethini de beşeriyet için önemli bir tarihsel dönüm noktası olarak görüyorum. İstanbul’a sahip olmak ne güzel bir duygudur. Amma kasabalı zevkiyle değil; bu şehrin sorunlarını anlayan ve çözmek için kolları sıvayan adamlar gibi kutlama yapmalıyız.
Mesela şimdilik sembolik, mütevazı girişimlerle surları, büyük camileri ve güzelim Üsküdar’ı batıran binaları; tazminatını ödeyerek yıkalım. Yavaş yavaş... Bu süreç bir kere başlarsa her yıl para da bulunur, bağış da gelir ve şehir gıdım gıdım temizlenir. Gelecek nesillerin bu faaliyeti bizden daha heyecanla yürüteceklerine şüphem yok.
"Burası batmış" diye suya bakıp sigarasının nikotinini çeken İstanbullu kadar tahammülfersa biri tasavvur edilemez. Battıysa çıkarırız, 1500 yılda güzelleştirilen; 50 yılda lenduhaya çevrilen bir şehri kurtarmak ve yeniden güzelleştirmek de ayrı bir zevk ve vazifedir. 29 Mayıs törenleri buna bir vesile olmalıdır. Ortak çalışma sonucu başlayan dirilmeyle daha çok şevke gelir, güzeli yaratmanın mutluluğu ve birlik duygusunu tadarız. O zaman şehre karşı daha koruyucu, daha saygılı, daha yapıcı oluruz. Son yıllarda kültürel hayatı renklenen, uluslararası planda inanılmaz hamleler yapan İstanbul, bir nesil içerisinde üzerindeki cürufu da atacaktır.
PAZAR


"İngilizlere yatak odamızı göstereceğim"
Boğaz’ın eğlence haritası
"Erkekler ‘Ya bu ilişki yürürse’ diye korkuyor"
"Bizim kadınlarımız sertlikten hoşlanıyor"
Dünya Kupası vitrine çıktı
İki bin lambalı otel
Kansere karşı ralli
Dokuz yıldır koyunuyla bir apartmanda oturuyor
Koordinasyonsuz köprü
Şaraplarımız niye ekşi?
Özatay ve Yılmaz çevre ödülü aldı
Göcek’te North Shield lezzeti
Agora hırsızları
Fetih kutlaması nasıl olmalı?
Yosma usulü makarna
Sosyete Antalya’ya pozitif enerji turu düzenliyor
"Şiir gibi futbol"
Çirkin ördek yavrusu
SAYFA BAŞI

|
|

|