
|

Çiller DYP'ye yazık ediyor
Konuşmaları ve politikaları çözülemeyen, ne yaptığı anlaşılamayan liderlerin arasında Tansu Çiller, son haftalarda ön plana çıkıyor.
MHP'den oy tırtıklama adına öylesine karmaşık politikalar uygulanıyor ki, DYP ne istediği anlaşılmaz duruma giriyor. Kamuoyunun kafasını karıştırıyor. Bir yandan "Türkiye'yi AB'ye ben sokacağım" diyor, öte yandan öylesine garip ve gerçekçilikten uzak koşullar öne sürüyor, MHP'yi öylesine köşeye sıkıştırıcı, tahrik edici tutumlar alıyor ki, kamuoyuna "AB'ye ters bakan lider" görüntüsü veriyor. Oysa bugün, AB ile ilişkiler açısından, geçmişi en düzgün ve inandırıcı lider Tansu Çiller'dir.
Türkiye'yi zorlaya zorlaya Gümrük Birliği'ne sokmuştur. AB bayrağını ilk açan ve AB'ye katılım senaryolarının sembölü bir isim olmuştur.
AB konusunda böylesine sağlam ve inandırıcı bir geçmişi bulunan Çiller'in bugün geldiği noktaya bakın. AB bayrağını kendi eliyle baş düşmanı Mesut Yılmaz'a teslim ediyor. MHP'nin oylarını paylaşmak yerine, AB için ANAP'a gidecek oyları paylaşabilirdi. DYP'yi Milliyetçi Hareket Partisi'nin "içine kapalı Türkiye" modelini değil, "dünyaya açık ve zengin Türkiye" modelini tercih eden parti konumuna sokabilirdi.
Çiller telaşlı, kavgacı, kafası karışık bir lider izlenimini vermekle kalmıyor, partisini de haketmediği bir yöne sürüklüyor. MHP ile birlikte aynı kulvarda koşuya sokarken, ANAP yan kulvarda tek başına AB ipini göğüslüyor.
Buna başarılı liderlik mi denir?
Batının da bilmesi gerekenler var... Bu köşede sık sık hem Türk, hem de Rum tarafının hataları haksızlıkları dile getirilir.
AB ve ABD'nin, Kıbrıs'ta çözüm arayan yetkililerine de bir çift sözümüz var.
Kıbrıs'ta, nedenleri bilinen, tarihi anlaşmazlıklar sonucu bir savaş olmuştur. Ada, iki toplum, iki bölgeli bir toprak parçası durumuna girmiş ve 27 yıldır kan dökülmemiştir.
Şimdi, geçmiş olayları tamamıyla unutup, sanki hiçbir şey olmamış gibi, Türkleri azınlık durumuna sokacak bir çözüm peşinde koşulmamalıdır.
Bulunacak çözüm, Türklerin kendilerini, Rumların da kendilerini yönetecekleri, birbirlerinin işlerine karışmayacakları, mal-mülk mübadelesinin tamamlanacağı bir ortam yaratmalıdır.
Bu şekilde, AB'ye girecek bir KKTC'nin birkaç yıl içinde eritileceği varsayımından hareket ediliyor. KKTC halkının elindeki yerleri tutmayacağına inanılıyor.
Ne yazıktır ki bu görüş Türkiye'de de epey taraftar buluyor.
Durum böyle olunca da, iki toplum arasındaki teması, alış verişi ve diyaloğu en alt düzeye kadar indirecek bir çözüm aranıyor. KKTC halkının, AB üyeliği durumunda bile, etrafı çitle çevrili askerler tarafından gözetilen Kuzey Kıbrıs sınırları içinde tutulmasına çalışılıyor.
Güvensizlik arttıkça, önlemler de arttırılıyor.
Rumlar da bundan istifade ediyorlar Rumlar da bu durumdan yararlanıyorlar.
Gerektiği kadar cesur adımlar atmıyorlar. Esneklikleri bir noktada duruyor.
Yine Türk tarafının vizyonsuzluğu sayesinde, 50 yıllık Kıbrıs sorunu Avrupa ve ABD kamuoyları tarafından basit bir işgal sorunuymuş gibi algılanabiliyor.
Kendi kendimizi bağlıyoruz.
Kıbrıs'ı koruyacağız derken, Rumların ekmeğine yağ sürüyoruz.
KKTC'yi Türkiye'ye ilhak etmenin ülkeye ihanet anlamına geleceğini düşünmüyoruz.
Bu şekilde de, Kıbrıs'ı kaybetme tehlikesini arttırıyoruz. Daha doğrusu, Kıbrıs'ı uzun vadede Rumlara hediye ediyoruz.
mbirand@attglobal.net
SAYFA BAŞI

|
|

|