
|

Gönüllü kuruluşun gönülsüz üyesi!
"Siz bizim derneğe üyesiniz, ama toplantılarımızda sizi hiç göremiyoruz!"
Bu haksız sitemle yıllardır zaman zaman karşılaşırım. Son olarak da Teknoloji Kongresi’nde seçkin bir üniversitemizden bir öğretim üyesi, Teknoloji Yönetimi Derneği üyesi olduğum halde derneğin toplantılarına neden katılmadığımın hesabını sordu.
Ben Tüketiciyi Koruma Derneği TÜKODER’e üyeyim. Bilim Merkezi Vakfı’na üyeyim. Gazeteciler Cemiyeti’ne üyeyim. Tarih Vakfı’na üyeyim. Spor Yazarları Derneği’ne üyeyim. Alman Liseliler Derneği’ne üyeyim. Alman Liseliler Vakfı ALKEV’e üyeyim. Enka Spor Kulübü’ne üyeyim. Teknoloji Yönetimi Derneği’ne üyeyim. Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı ve Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı gibi üyesi olmadığım halde benden katkı istendiğinde elimden geldiğince destek olmaya çalıştığım kuruluşlar da var.
Üyesi bulunduğum derneklerin tüm faaliyetlerine katılmaya kalksam işimi yapamam. Altı gün yazı yazan bir gazeteci olarak benim (benim gibi birçok kişinin) dernek üyeliğim, aidatlarımı düzenli yatırmakla ve "Sizin yanınızdayım" demekle sınırlı olabilir ancak. Bir de son Teknoloji Kongresi’nde olduğu gibi önemli bulduğum faaliyetlerini izleyip kamuoyuna duyurmak...
Gönüllü kuruluşların daha demokratik ve yaşanabilir bir Türkiye için ne denli önemli olduklarını artık ezberledik. Dernekleşmenin ülkemizde yıllar boyu resmi otoritelerce nasıl caydırıldığı da hepimizin malumu.
Gönüllü kuruluşun gönülsüz üyesi olmak, aklımın ucundan geçmez. İlgi duymadığım ya da katkımın sınırlı kalacağını düşündüğüm için reddettiğim pek çok dernek üyeliği olduğunu söylememe herhalde gerek yok.
Dernek yöneticileri hangi üyeden ne tür katkı sağlayabileceklerini iyi hesap etmeli. Hatta derneğin gereksinmelerine göre üyelerin yanı sıra üye olmayanları bile harekete geçirip faaliyetlerine katabilmeli. Bu yönde yapılacak ince ayar, bir derneğe çok sayıda yeni taraftar katabilir. Aksi ise gönüllü üyeleri bile gönülsüz kılıp dernekten soğutmayı başarabilir.
Türk Eğitim Gönüllüleri Vakfı, üye olmayanları vakıf faaliyetlerine katma konusunda başarılı bir örnektir.
B2B = 52 milyar dolar Firmalar arası toptan ticareti ifade eden B2B (Business to Business), dünyada gerek internet ekonomisinin tepetaklak gittiği, gerekse konvansiyonel ekonominin yerinde saydığı geçen yıl 52 milyar dolarlık bir iş hacmini yakaladı. Ancak aynı döneme ait 4.5 trilyon dolarlık toplam dünya ticareti içinde bu 52 milyar dolar da devede kulak (% 1’in biraz üzerinde).
Türkiye’de ise B2B’nin hâlâ istisnai olarak tek - tük kullanıldığını söylemek, herhalde pek haksızlık olmaz. Şubat krizinden sonra daralan iç taleple birlikte alternatif pazar arayışı içindeki Türk şirketlerinin geliştirdikleri B2B modellerinde, doğal olarak büyük kurumların imzası var:
Alcatel ve Garanti Bankası’nın öncülüğünde ortakpazar.com Coca Cola, Eczacıbaşı, Gima, Anadolu Grubu’nun öncülüğünde turke.com Migros’un kurduğu b2bmigros.com.tr
2 yıl kadar önce Bursa’da girişimci 3 gencin kurduğu www.turkticaret.net ise Türkiye’nin KOBİ’lere yönelik ilk B2B pazar yeri. Küçük firmalara internet üzerinden hammadde tedarikçileriyle alışveriş yapma, üretilen malı ihraç etme, yeni bir ürün için bayi ağı oluşturma ya da mevcut dağıtım kanallarını tek bir şemsiye altında toplama gibi konularda aracı oluyor.
E - ticaretle ilgili hemen her etkinlikte karşımıza çıkan gençler, şimdi de fiyakalı bir dergi çıkartmışlar. Birilerine para kazandırmak amacıyla âdet yerini bulsun misali yapılan çoğu kalitesiz kurum dergilerine karşılık bu derginin anlamlı bir içeriği var.
www.turkticaret.net adresinden abonelik formunu doldurarak ücretsiz olarak edinilen dergi, elbette sahiplerine yeni iş olanakları sağlaması için düşünülmüş. Ama bu örnekte laf olsun, torba dolsun ötede bir işlevi fark ediyorsunuz.
mtamer@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|