20 Haziran 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Pek beğendim, yine isterim

Pis felek Arjantin’den bir tutam afyonu esirgedi. Neyse ki bize cimrilik etmedi. Topluca sevindik, korna çaldık, "Nasıl attık üçüncüyü" formunda birbirimize sırıttık. Güzeldi, ben eğlendim, yine isterim

     Ben ne anlarım futboldan. Ama Arjantin’in elenmesine içim kıyıldı. Adamlar ekonomik kriz, fakirlik derken açlıktan fare, köpek falan yemeye başlamışlar. Böyle hain bir dram yaşanırken orada, bir de kaderin sillesinin ağlara gol şeklinde çarpması hadisesi iç paralayıcı, çok çok feci.
     Sonra ağladılar ya onlar. Teknik direktör Bielsa gözlerindeki yaşları saklamak için koştur koştur soyunma odasına kaçtı ya. Futbolcular serildi ya sahaya, iptal oldular ya. Batistuta, Ortega falan, basbayağı profesyonel futbolcular işte, ne var berabere kaldılarsa, ne var elendilerse, üzülür de insan, böyle de ağlar mı? Hani bilseydi İsveç onların böyle perişan olacağını yatardı belki, oynamazdı diye düşündüm ben. Safım ya...
     
I cry for you Argentina
     Neyse işte maç sonunda herkesin aklına ve de diline gelen Eva Peron’un o ünlü "Don’t Cry for Me Argentina"sını ben de hatırladım. Ve "I cry for you Argentina" diye çarpıttım hemen şarkıyı. Zira ne yapayım doldu işte gözlerim. Komik ama hislendim biraz. "Senin için ağladım Arjantin / Sen bunu hiç hak etmedin" dedim hisli hisli, çok hisli.
     Futbol; bilimde, kültürde, sanatta geri kalmış fakir halkların tek tesellisi, kitlelerin afyonu falan gibi şeyleri biliyoruz biz de herhalde. Gerçi futbol da bazı bazı sanat gibi oluyor, ne bileyim Brezilya bazen bir nevi performans koyuyor çimlere (sahneye manasında).
     Ama diyelim ki futbol sadece afyon. Hah işte, Arjantin’in tam da o afyona ihtiyacı vardı, birazcık mutluluğa, bir zafere ihtiyacı vardı; çok mu gördü pis felek, kahpe felek Arjantin’in üzerine bir tutam afyon serpmeyi. Ayıp yani!
     Arjantin’e giden bir arkadaşım anlatmıştı. "Nasıl mutlu insanlar. Her şeyleri Türkiye gibi, ekonomileri, politikacıları, medyaları... Ama onlar bir şekilde mutlular" demişti. Bütün haberleri Reha Muhtar haberleri gibi full magazinmiş ama hiç kavga, polemik neyin yokmuş. Öyle mutlu mutlu, atışmadan, laf tokuşturmadan, kim kiminle nereye gitti diye izleyip eğleniyorlarmış. Gıcırtı olsa dans ediyor, müzik ve seksle yaşıyorlarmış. "Şahane bir yer ya" demişti arkadaşım. "Ben oradayken de kriz vardı ama şimdiki kadar kötü değildi durum. O mutlu insanları aç bilaç düşünemiyorum bir türlü. Sanki yine gülecek, eğlenecek bir şey buluyordur onlar gibi geliyor bana" da demişti arkadaşım. Fare yemenin neresi komik olabilir ki?
     Böyle dünya meseleleriyle ilgilenen mizaçta biri değilim. Hep şu Dünya Kupası yüzünden oldu, böyle neredeyse sosyal içerikli bir yazı çıktı ortaya. Demek ki neymiş? Futbolun da kitleleri bilinçlendirici, bilinçlendirmek demeyelim de göz açtırıcı, gösterici, fark ettirici bir yanı olabiliyormuş.
     Maçlarla da ilgilenmiyordum üstelik, nerden çarptı gözüme Arjantin’in elenmesi bilmem. Şurada, işyerinde diyorum yani, Brezilya-Türkiye maçı esnasında hayat durdu, herkes televizyonun karşısına çakıldı kaldı; bir ben izlemedim maçı mesela. Aman, yanlış anlamayın sakın, görev bilinci ve sorumluluğuyla gazetem için çalışmış da değilim millet maç izlerken. Vardı benim de kendime göre eğlenceli bir meşgalem.
     
Yenilsek "nasip" derdik
     Kosta Rika maçını ise bölük pörçük izledim. Kosta Rikalıları çok sevdim, pek kibar insanlar. Önleri bomboş kalmazsa kaleye şut atmıyorlar. Kaleci bile kalesinden çıksın diye bekliyorlar. Rakibin ya da kalecinin bir yerine çarpar, acıtır top diye çekiniyorlar herhalde. Her nedense? Neyse ki öyle! Adamlar mazallah şut falan atabiliyor olsalardı, farklı bile yenebilirlerdi bizi.
     Arjantin’in acıklı telef oluşundan sonra, "Ne olacak şu Türkiye’nin hali?" diyerek sabahın köründe, 09.30 kör bir saat bence, biraz da tesadüfen uyanıp Çin maçını izledim. Hem de Brezilya- Kosta Rika’yı da arada yoklaya yoklaya, her bilinçli Türk vatandaşı gibi...
     Gerçi bizimkiler yenilse bile biz yıkılmazdık. Baksanıza, zaten futbolcularımız orada imam krizi yaşamışlar, Hakan Şükür "İlle de hoca isterim" diye tutturmuş, camiye gidenler - gitmeyenler diye takım iki kampa ayrılmış, Hasan Şaş bu yüzden İlhan Mansız’a pas vermemişmiş falan filan. Turu geçemesek "Kader kısmet nasip" derdi futbolcular, biter giderdi.
     Bana gelince, avarajla da olsa tur atladık diye pek sevindim. Hatta işe giderken millete uyup korna bile çaldım yolda. Güzel bir his böyle toplu halde sevinmek, tanımadığınız insanlara "Nasıl attık üçüncüyü di mi?" formunda gülümsemek. Bu neşe hali pek iyi...
     Beğendim valla, artık hep isterim.
     
     tubakyol@yahoo.com
     



 CUMARTESİ


Rekortmen örümcek
"Kadın modacılar kadını, gay’ler bir fanteziyi giydiriyor"
Hem topluyor hem oynuyor
İlk "mektepli" cam sanatçıları
Mercan Dede hipnotize ediyor
‘Zeki çocuklar hard rock dinler’
Yüzde yüz canlı dans müziği
Uluslararası DJ Olimpiyatları
Piknik tipi Dulcinea
Ne var, ne yok?
İçimi sıkan bir yazı
Pek beğendim, yine isterim
Küçük mucidi kim üzdü?


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet