
|


O ince çizgi
Tartışma önemli. Başbakan’ın sağlık durumunu vatandaş bilmeli mi, bilmemeli mi? Soru da güncel: Gazeteci bu haberleri hangi ölçüleri esas alıp vermeli?
Günün en sıcak mesleki tartışması, Ecevit’in sağlığına ilişkin haberlerin nasıl verilmesi gerektiğine ilişkin. Meslektaşlar "kamusal hayat - özel hayat" veya "Hipokrat yemini" gibi kavramlar üzerinde dururken, okurlar da gazeteye eleştirmen gibi bakmayı sürdürüyor.
Milliyet’in 9 Haziran tarihli sayısında manşete Dönmesi Zor ifadesiyle yerleşen haber okurların tepkisini çekti.
Haberin spotunda, "Ecevit’in beyin filmini gördüm" diyen Prof Nejat Çıplak, "Hastalığı daha da ilerleyecek. Başbakan’ın durumu çok ciddi" diye konuştu, deniyordu. Söz konusu kişi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nöroşirürji uzmanıydı. Haber tümüyle Prof. Çıplak’ın sözleri üzerine kurulmuştu.
Okurların pek çoğu "sansasyon arayışı" şeklinde görüş belirttiler.
Dr. Ülkü Sema Aydın:
"Bu habere iki türlü şaşırdım. Profesör doktor olurken ettiği yemini unutmuş. Ve sizin gibi seviyeli bir gazete bunu haber yapmış. Hipokrat yeminine göre doktor, hastasının izni olmadan onun sağlığı ile ilgili bilgileri ifşa edemez. Hal böyleyken bir profesörün nerden ve kimden aldığı şüpheli bir ‘kafa kağıdını’ incelediğini söylemesi, gazetenin birinci sayfasına geçme hırsı, bir doktor olarak beni çok rencide etti. Buna aracı olmanızı da hoş karşılamadım."
Yorum: Öyle bir durum söz konusu ki, gazetecilik ve tıp etiği zorlu bir sınavı birlikte geçiriyor. Gazetecinin etik kitabında "özel yaşamın gizliliğine saygı" ve "söylenti ve saptırmadan uzak durma" açıkça yazılı. Ama,örneğin Türkiye Gazeteciler Cemiyeti etik kuralları arasında "ilgili kişinin özel hayatının onun kamusal faaliyetini etkileyip etkilemediği gözetilmeli" denirken, Doğan Medya Grubu meslek ilkelerinden birinde "özel yaşam kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında yayınlara konu edilemez" deniyor.
Demokrasilerde kamu çıkarı, başbakan gibi konumlardaki kişilerin sağlık durumları konusunda bilgilendirme zorunluluğu getirir. Yani, başbakanın rızasıyla, Türkiye kamuoyunun resmi bir kanaldan açık ve düzenli biçimde bilgilendirilmesi, söylenti ve yanılmaları da önleyeceği için, esas olmalı.
Bu hala düzgün yapılmıyor.
Öte yandan, Ecevit’i hiç muayene etmediğini söyleyen bir doktorun, sadece kendi sözüne güvenilerek, onunla ilgili öne sürdüğü iddialar ne derece önemsenmeli? Bu noktada okurlarla hemfikirim. Öteden beri, Milliyet okurunun spekülasyon ve sansasyondan hoşlanmadığını, iyi işlenmemiş haberi yadırgadığını biliyoruz. Çıplak’ın iddiaları belki kapsamlı, çok sesli bir analiz metni içinde küçük bir parça olarak yer alabilirdi.
Aftan yararlananlar
30 Mayıs tarihli Milliyet’teki Şartsız Salıverme Yasası! başlıklı habere, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk itiraz etti.
Haberde, bakanın, AKP’li bir milletvekilinin soru önergesine verdiği yanıttaki bilgilerin yanlış olduğu, bundan da "üzüntü duyduğu" aktarılmıştı.
Haberde af kapsamında yer almayan bazı suçluların da bakanın yanıtında sanki salıverilmişler gibi yansıdığı işlenmiş, "yanlış tahliye mi oldu?" sorusu gündeme taşınmıştı.
Bakanın gönderdiği açıklamanın önemli bölümlerini aktarıyorum:
"Haberde yer alan suçlardan tahliye olanların 4616 sayılı kanun kapsamında gösterilmelerinin nedeni, bu hükümlülerin belirtilen suçlarla birlikte 4616 sayılı kanun kapsamına giren suçlardan da hükümlü olmalarından kaynaklanmaktadır. Bu durumda olan hükümlüler önce 4616 sayılı kanun kapsamına giren suçlardan tahliye işlemine tabi tutulmuş, daha sonra da kanun kapsamına girmeyen suçlardan çekmeleri gereken süreleri tamamladıkları için ceza infaz kurumlarından salıverilmişlerdir. Bu konuda 83 cumhuriyet başsavcılığı ile yeniden yapılan yazışmalar sonucunda...kanun kapsamına girmediği halde tahliye edilmiş olarak bildirilen 434 hükümlüden 402’sinin kanun kapsamına giren suçlardan hükümlü oldukları anlaşılmıştır. Ayrıca, 22 hükümlünün normal sürelerini doldurup tahliye edildikleri, 10 hükümlünün ise yasadan yararlanmadığı ve cezaevinden tahliye edilmediği halde 4616 sayılı kanun kapsamına dahil edilerek, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğümüze sehven bildirildiği tespit edilmiştir... Bir yanıltma ve yanlış tahliye söz konusu değildir."
Muhabir Ersan Atar’ın yanıtı:
"Haber, bakanın milletvekili Toprak’ın soru önergesine 7.3.2002 tarihli yanıtındaki verilere dayanılarak ve bu yanıtların basında yer almasından sonra yapıldı. Haber öncesinde bakanlık makamına gittim. Bakana, Toprak’a verdiği yanıt ekinde yer alan listede, 4616 sayılı yasadan yararlanmaları mümkün olmadığı halde ona göre salıverilmiş gibi görünen suçlardan örnekler verdim. Bakan da bana bir liste gösterdi. Gerçekten, bu listede 4616 kapsamı dışında olduğu halde yararlanmış gibi görünenlerin dökümü yoktu."
"Yani ortada Toprak’a verilen yanıttan farklı bir durum var. Haberde de bu bilgiler yer alıyor. Bu haberde, ‘yanıttaki listenin, yanlış tahliyeler mi olduğu sorusunu gündeme getirdiği’ de yer almakta. Haberde bakanın bana yaptığı ‘Bilgiler derlenirken bir yanlışlık yapılmış. Meclis’e yanlış bilgi verilmesine üzüldüm’ açıklamaya da yer verildi. Haberdeki bilgiler doğru. Okura yanlış bilgi verilmedi."
Yorum: Atar’a katılıyorum.
SAYFA BAŞI

|
|


Herkes düşünce ve ifade özgürlüğü hakkına sahiptir; bu hak serbestçe düşünme, hangi yoldan ve nereden olursa olsun bilgi ve görüş alma, araştırma ve yayma özgürlüğünü içerir.
İnsan Hakları Evrensel bildirgesi
Madde 19 |

| Okur Temsilcisi,
Milliyet gazetesinin içeriği (haber, yorum, fotoğraf, başlık, spot, sayfa düzeni, baskı, kağıt vs.) ile ilgili olarak okurlardan gelen şikayetleri ele alır; bunları basın etiği (doğruluk, denge, tarafsızlık, adil yaklaşım...) ve temel kalite ölçütleri açısından inceleyerek görüşlerini okurlarla paylaşır.
Görüşleri kendisine aittir.
Okur Temsilcisi, Milliyet'in gazete ve internet içeriği ile ilgili tüm şikayetlerinizi bekliyor.
Tel: (90) 212 505 68 40
fax: (90) 212 505 68 09
posta: Yavuz Baydar, Milliyet, Doğan Medya Center, Mahmutbey, 34554 Istanbul |
|