
|

"Aşk bir ateştir"
"Deli Aşk"; "Kurtlar", "Bir Hanımefendinin Ölümü", "Üç Yirmi Dört Saat" ve "Gecenin Ucunda"nın yazarı Peride Celal’in son romanı. Celal, başlıktaki sözü söylüyor ve ardından ekliyor: "Sönen ateş bir daha yanmaz."
SERPİL GÜLGÛN
86 yaşında ama şahane. Gerçekten şahane. Dimdik, sopa gibi, cildi, gözleri pırıl pırıl. Sesi titremiyor, elleri titremiyor. Bakışlarıyla içinize nüfuz ediyor. Dirayetli. Hayranlık uyandırıcı. Daha da hayranlık uyandırıcı olan şu ki, "Dünya bir kaosa gidiyor," dese de, "Bu beni çok mutsuz ediyor," diye eklese de ardından, inançsızlığına inat, aşkı anlatıyor. Uzun sözün kısası: "Deli Aşk"ı okuyun. Paris - İstanbul arasından geçen iki erkekle bir kadın -Elif, Cem ve Kristof - arasındaki bu aşk sizi çekecek.
Neden yeniden aşk romanı?
Aslında her şey bir dolap hikâyesiyle başladı. İlişkilerdeki yalanları anlatmak için bir gün, bir dolabı açan ve geçmişin gerçekleri önüne dökülen birinin hikâyesiyle. Ama sonra birdenbire bu roman çıktı. Başlangıçta kolay bir roman olacağını düşünmüştüm. Ne var ki, içine girdikçe zorlaştı. Dört yılda yazdım. Bayağı yorucu oldu. Çünkü Paris’ten üç dört yıldır uzağım. Gitmiyorum artık yaşlandığım için. Çünkü Paris’i yürümek lazım. Bazı şehirler sokak sokak yürünür. Paris’te böyle. Sokak adları filan kitapta adı geçen yazar Modiano çok yardımcı oldu bu konuda. Benim çok sevdiğim bir yazardır Modiano. Üslûp açısından çok önemli bir yazar. Şiirsel. Bütün o yalnızlıklar, bütün o umutsuzluklar, mutsuzluklar... Her neyse, bir kadınla bir erkeğin bulaşamadıkları noktayı anlatmak istedim biraz da. Ama benim kahramanımın bir ayrıcalığı var: Hasta bir kadın. Hasta bir aşk onunki. Terapi için gittiği doktorun dediği bir tümör var içinde, büyüyor. Ama gene de kitap, sadece bir aşk romanı değil. Dünya ile ilgili çok şey var. Türkiye’nin çalkantıları, dünyadaki çalkantılar...
Bu yüzden mi karamsar ve hastalıklı bir aşk?
Aşk zaten bir hastalık. Neyse ki, çok çabuk gelip geçen bir hastalık.
"Deli Aşk" yalan romanı biraz da. Siz ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ama yaşamımız yalanlar üzerine kurulu sanki. Bu aşkta da var. Politikada da var. Sadece bize özgü de değil. Dışarıda da böyle. İnsanlar arası ilişkide de yalan var. Yalan, düzen... Bir insanlık durumu. İnsan, kendi kendisine olduğu gibi değil hiçbir zaman. Dışarı göründüğünden farklı. Hep yalancı. Elif de öyle. Yalancı ve yabancı. İki duvar arasına sıkışmış: Doğu ve Batı. Hangisine dayanacağını bilmiyor. Dayanmıyor da sonunda zaten. Karamsar ve problemli bir kadın. Kendisini de eleştiriyor. Neden böyleyim diye çırpınıp duruyor. Yalanlar önünü kesiyor. Elif’in, kocasına duyduğu aşk daha çok tensel. Ötekine, Kristof’a duyduğu ise tinsel. Kafaca uyuşuyor onunla. Düşünceleri ve bir Batılıya göre doğal olan davranışları Kristof’u Elif’in gözünde değerli kılıyor.
Ama sonra genç bir eşcinsel (Jean) gelip, Kristof ile ilgili birtakım şeyler söylüyor, seni değil, beni seviyor, benimle daha çok mutlu gibi.
Evet, söylüyor. Ama Jean’ın söylediği de yalan olabilir. Kristof biseksüel olabilir, Jean ile bir ilişki yaşıyor da olabilir, olmayabilir de; bunu okuyucuya bıraktım. Sen düşün dedim orada. Elif’in sonuyla ilgili olarak da kesin bir şey söylemedim. Sadece kırmızı ışıkta duruyor ama intihar etti demiyorum. Ayrıca, Kristof’un Jean ile ilgili anlattıkları da var Elif’e. Onun gençliği, kıskançlığı, paralı seks yapması, Kristof’un onu bundan vazgeçirip, annesinin evine getirmesi. Ben eşcinselleri çok severim. Ama yalanları, her konu ve her ilişkideki yalanları düze çıkarmak için, Kristof’un saflığına inandığı adamın da bir yalanı olabileceğini, soru işareti olarak da kalsa, anlatmak istedim.
Kıskançlık aşkın bir parçası mı peki?
Elif’in çok kıskanç yanı var. Babayı kıskanmakla başlıyor her şey. Bir tek Kristof’a inanıyor. Son inanç o. Jean da gelip onu yıkıyor. Kadınla erkek ilişkisinde şimdiye kadar sürüp giden bir bağlantı görmedim. Belki kiminde sevgi, kiminde saygı devam ediyor. Belki o da görünürde. Çünkü iç düşüncelerini bilmiyoruz insanların. Bazı çiftleri görürüz, ne güzel bir çift, ne kadar anlaşan bir çift deriz ama gerçekten iç dünyalarını biliyor muyuz? Dışarıdan görünen kimliklerle iç dünyaları farklıdır insanların. Nerede âşık olduklarını, nerede aşkın bittiğini bilememiyz. Kanımca, aşk kalıcı değil. Bir ateştir. Harika bir şeydir. Ama başlangıçta, kısa bir an için. Fevkalade ve cinseldir. Sonra bıkkınlık gelir. Saklanma ve yalanlar başlar. Sönen ateş bir daha yanmaz.
Ama Elif’in güvensizliği sadece erkeklerle sınırlı değil ki, kadın arkadaşlarına da güvenmiyor.
Kadın kadına arkadaşlıkta bile ilişki çok güç kurulur. İnanmak gerekiyor. Ben bir kişiye inandım. Münevver Andaç’a, Nâzım’ın eşine. Çünkü onunla dostluğum hakikaten hiçbir pay girmeden devam etti. Ama sonra uzaklaştık. O buradan gitti. Onunla yüz yüzeydim. Bu çok hoş bir şey. Şimdi bir yakın dostum var, mesela. Onunla da yüz yüzeyim. Yani saklanmadan. Elif de Vankedisi dedikleri arkadaşına ve gazeteci Gül’e güvenmiyor, çünkü ikisinin de birbirleri hakkında konuştuklarını görüyor. Ondan güvenmiyor onlara.
KÜLTÜR & SANAT


İlahi kürelerin saltanatı
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Bayrağın yeni bekçisi
Peter Pan’in dönüşü
Adada aşk başkadır
Büyümek istemeyenlerin kahramanı
Güneş, Koç Burcu’na girerken
Sakıp Bey müzesini kurdu
Haliç’e nazır bir sergi
Psikiyatrın takıları
Keder arzuya ayak basınca
"Kırılmış bilek gibi"
Müzikte muhteşem hafta
"65 milyon bizi izliyor"
İki yüz yıllık sorular
"Aşk bir ateştir"
Kutularını bomba sandılar
Karşıt kutuplar
Hangarlarda sanat
Sezonunun ardından
Avşar’dan beraber ve solo türküler
Oy oy Eminem!
Nostaljik tren gezisi
Ayasofya’nın gizli detayları
Alacakaranlık kuşağında gündüz düşleri
Umudun resimleri
"Karagöz, aslında yetişkinler içindir!"
Zor işlerin adamı
Haftanın albümleri
Çağdaş sanat seçkisi
Fütürologlar yalan söylerse
Hayat atölyesi
Mağara - Forum - II
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|