20 Haziran 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Fütürologlar yalan söylerse

     EYÜPHAN ERKUL

     Yaşar Kemal, kendisine ‘bölücülükten’ dava açılıp da, gündeme geldiği zamanlarda Ali Kırca’nın sunduğu Siyaset Meydanı’na TEMA Vakfı başkanı Hayrettin Karaca’yı da yanına alarak çıkmıştı. Mesajı netti: Topraklarımızı bölmekle suçlanıyordu fakat memleket toprağı erozyon denen illetle kaybolup gidiyordu, asıl bölücülük gelecekteki Anadolu’yu düşünmemekti.
     Haklıydı. Ne de olsa o Yaşar Kemal’di. Haklıydı çünkü gelecek, hep yanı başımızda olur ve bizler onun varlığını hep inkâr ederiz. Günlük yaşantımızın büyük bir bölümünü geleceği planlayarak geçirsek de, üstünü örteriz onunla olan münasebetimizin. Kısa vadeli planlamalar yaparız mesela, hafta sonu ne yapacağımızdan, ısınan havalar için alacağımız ince pantolona varana dek, sürekli gelecek kurgusu... Ama, nedense, onları şimdiki zaman meşgalesi gibi düşünürüz hep. Çocukken karşılaştığımız soruların başında, şimdiki zamanı belirten "Nasılsın?" sorusu yerine daha çok, "Büyüyünce ne olacaksın?" benzeri rutin sorular gelir. Gelecek, varlığımızı hissettiğimiz andan itibaren yanı başımızda olan hesaplaşmamızdır bizim.
     Pek farkında olmasak da, ülke gündemi dediğimiz heyula geleceğe endeksli yaşar aramızda. AB tartışmalarına bir bakın; gelecek zaman içindeki Türkiye’nin durumu tartışılıyor. Serbest dolaşım hakkından, Kürtçe eğitime, idamdan, dış borçlara varana dek, hep gelecek zaman tartışılıyor aslında. Siyaset, bugünü es geçip, geleceğe kilitli yaşıyor. Yine ortada bilimsel verilerden, araştırmalardan çok, bol laf kalabalığı, bol safsata ve bol ‘faşizan’ söylem var. Modern çağ, alıp başını giderken, biz laf ebeliği kategorisinde sürünüp duruyoruz.
     Pek dile getirilmese de, her alanda olduğu gibi, fütüroloji diye tanımlanan gelecek biliminde de Batı titiz araştırmaların merkezi. Kökeni II. Dünya Savaşı’nın hemen ertesine dayanıyor. 1946 yılında, paranoya haline dönüşen, kıtalar arası füze sistemlerinin gelecekte alacağı hali araştırmaya yönelik, Amerikan Hava Kuvvetleri için hazırlanmış bir proje ile başladığı varsayılır. Yani fütüroloji de, soğuk savaş yıllarının çocuğu. Amerika ve SSCB gerilimi, askeri alanda gelecek tahmini yapılmasını zorunlu kılmıştı. Birkaç yıl sonra, sadece savaş teknolojileri için değil, sivil sanayii adına da bir çok kuruluş tahminler yapmaya girişti. Doğal, insani bir ihtiyaç olan ‘falcılığın’ bilimsel verilere dayandırılma hikâyesi, günümüzde hemen her alanda kendini gösteriyor.
     Birazcık çevremize bakarsak, bizlerde de adı konmamış fütürologların yaşadığını görebiliriz. Ahmet Mete Işıkara, kendi alanındaki uzmanlığını toplumla paylaşarak, olası ihtimallerle, bizleri geleceğe hazırlıklı olmaya çağırıyor. Susurluk, geleceğin özgürlüğü için halletmemiz gereken bir tümör değil mi? Peki, ya Başbakan Ecevit’in sağlık durumu... Plastiğin kanserojen etkisi, baz istasyonları, nükleer santraller, siyanürlü altın aramaları, nükleer savaş tehlikesi, hava kirliliği, savaşlar, orman yangınları, sanayii atıkları bizlere neyi anlatıyor? Elbette ki torunlarımızın yaşayacağı cehennemi. Oysa, sık sık ülkemize gelen Batılı, tuzu kuru fütürologlar, davetlisi oldukları sanayicilerimize yirmi yıl sonraki "refah" Türkiye’sini anlatıyor. Sizce de fütürologlar yalan söylemiyor mu? Görüyoruz sonumuzu, torunlarımız çölde yaşamaya mecbur kalacak.
     O programda, Yaşar Kemal dikkatimizi ne güzel de çekmişti bu konuya, zaman onu hep haklı çıkarır zaten. Ustaya sormak lazım; "Çölde yaşayan Türklerin ekolojik romanı şimdiden yazılır mı?" diye...
     
     
     



 KÜLTÜR & SANAT


İlahi kürelerin saltanatı
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Bayrağın yeni bekçisi
Peter Pan’in dönüşü
Adada aşk başkadır
Büyümek istemeyenlerin kahramanı
Güneş, Koç Burcu’na girerken
Sakıp Bey müzesini kurdu
Haliç’e nazır bir sergi
Psikiyatrın takıları
Keder arzuya ayak basınca
"Kırılmış bilek gibi"
Müzikte muhteşem hafta
"65 milyon bizi izliyor"
İki yüz yıllık sorular
"Aşk bir ateştir"
Kutularını bomba sandılar
Karşıt kutuplar
Hangarlarda sanat
Sezonunun ardından
Avşar’dan beraber ve solo türküler
Oy oy Eminem!
Nostaljik tren gezisi
Ayasofya’nın gizli detayları
Alacakaranlık kuşağında gündüz düşleri
Umudun resimleri
"Karagöz, aslında yetişkinler içindir!"
Zor işlerin adamı
Haftanın albümleri
Çağdaş sanat seçkisi
Fütürologlar yalan söylerse
Hayat atölyesi
Mağara - Forum - II
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet