
|


Sosyete bahçesinde "dayak mı yedim, yemek mi yedim" anlamadım
Ben sanıyorum ki, bizim kocaman siyah otomobili görünce, kapıdaki görevliler bize itibar edecek. Bize bakan yok! Diğer arabalar bizim kocaman otomobilden daha kocaman...
Geçen cumartesi Sakıp Sabancı Müzesi’nin açılışından çıkarken o ünlü bankacı dostum, "Geliniz bir yere gidip, iki çift laf edelim. Bu arada bir şeyler yeriz" dedi.
Karımla birlikte dostumuzun kocaman siyah otomobiline kurulduk. Nereye gideceğimizi bilmiyoruz. O, "Hava sıcak. Boğaz’da sosyete bahçeleri açıldı. Onlardan birine gidelim" dedi. Ben "N’olur sakin bir yere gidelim" diyecek oldum. Karım, "Bak dostlarımız davet ediyor. İtiraz etme..." deyince mecburen Boğaz yolunun rezil trafiğine girdik. Dostumun siyah otomobilinin şoförü yiğit mi yiğit! Sağ yap, sol yap... Otomobil sosyete bahçelerinden birinin önüne yanaştırdı.
Ben sanıyorum ki, bizim kocaman siyah otomobili görünce, kapıdaki görevliler bize itibar eyleyecek. Ama bize bakan yok! Dostumun otomobili kocaman ama, ondan daha kocamanlar kapının önüne sıralanmış. Bizim kocaman otomobil, onların yanında küçücük kalmış. Ne ise kapıya yöneldik. Önce elektronik kontrol kapısından geçtik. Ben geçerken düdük falan ötmedi. Çünkü üzerimde cep telefonu bile yok. Ama pehlivan gibi iri bir güvenlik görevlisi, "Dur bakalım beyim!" deyip üzerime bir dalış yaptı ki, anlatamam. Korkudan şıp diye bayılacaktım. Bir elindeki elektronik aleti vücudumda gezdirirken öbür eliyle mıncıklanmamış yerimi bırakmadı. "Evladım n’oluyoruz?" diyecek oldum... "Beyim polisin emri. Biz herkesi ararız" cevabını aldım. Hayatımda böyle ciddi ve sıkı arama görmedim. Demek sosyete bahçesi araması böyle oluyormuş! Aramadan geçip bahçeye doğru ilerlerken sosyete bahçesinde dükkan açan lokantacı bir dostuma rastladım. Nereye gittiğimizi sordu. Ayıp olmasın, başka yere gidiyoruz demeyelim kaygısı ile, "Sizin lokantaya gelmeyi düşünüyoruz" dedim. "Bu akşam üç postam da dolu. Yer bulamam." Allah Allah... Ne günlere kaldık? Bahçede dolanıyoruz. Bankacı dostum lokanta sahiplerini tanıyor. Böyle yerlere çok gelip gitmişliği olduğu belli. Her lokantadan birileri çıkıp ona selam veriyor. O da "yiğitliğe toz kondurmamak için" ağırdan alarak, "Geçerken uğrayalım dedik. Sizde yer var mı?" diye soruyor. Cevap "Beyim bu akşam işler çok iyi, üç posta doluyuz..." Üç posta demek şu imiş... İnsanlar saat 20.00’de, 22.00’de ve de 24.00’te rezervasyon yaptırıyormuş. 20.00’de oturan 22.00’de masadan kalkmak zorunda imiş. Aynı şekilde 22.00’de oturan 24.00’te kalkarmış. İnsanları sanki otobüse balık istifi tıkmışlar. Güçlü hoparlörlerden yükselen müzik "dan dan dan dan" insanın beynine ve de içine işliyor. Ben lokantalarda yer bulunamamasından memnunum. Böylece sosyete bahçesi maceramız kısa sürecek diye ümitleniyordum ki, "Tamam" dedi, "karşı lokantada ikinci posta bir masa buldum. Üçüncü postadan önce kalkmamız gerekiyor ama önemli değil."
İstemeye istemeye ve de mecburen o kalabalığa daldım. Duvar dibinde dört kişilik bir masaya bizi oturttular. Masa dedi isek üzeri örtüsüz, kafeterya masası gibi bir masa. Sandalye dedi isek, sıradan, üç kuruşluk sandalye... Sandalyeler ve masalar o kadar "popo popoya" dizilmiş ki, garsonlar yan yan, sürtüne sürtüne ortalıkta dolanıyor. Çok sayıda genç garson var. Garson gibi değil de plaj görevlisi gibi giyinmişler. Üzerlerinde kısa kollu tişörtler, bellerinde birer peştemal koşturuyorlar.
Oturur oturmaz biri önümüzdeki bardaklara su doldurdu. Biri şarap listesini, öbürü yemek listesini uzattı. Bu arada uyarıyı aldık: "Acele ediniz efendim... Süreniz kısa!" O ünlü bankacı dostum yanımda oturuyor. Şarap listesinde (bize ikram olsun diyerek) yabancı marka şaraplara bakıyor. Yerli şaraplar 45 milyon liradan başlıyor. Yabancılar 160-200 milyon lira falan gibi. O ünlü bankacı dostum yabancı marka bir şarap ısmarladı. Ismarlar ısmarlamaz şarap şişesini getirdiler. Usul adap beklemeden mantarını açarak "lıkır da lıkır" dört bardağa boca ettiler. Bu arada yemek siparişi bekleyen bizi sıkıştırıyor. İki çeşit pizza, iki farklı tür salata ısmarladık. Listede ızgara sebzeler diye bir şey var. Bir de fırınlanmış patlıcan dilimleri diye bir şey. "Hangisi iyi ise bana ondan getirin" dedim. Siparişi verir vermez garson toz oldu. Üç dakika geçmedi, iki garson. "Vaktiniz yok, hepsini getirdik" diyerek tabakları masanın üzerine attı gitti...
O kalabalıkta, o süratte pişen pizza nasıl olur? Marketten alınarak evde fırınlanmış, donmuş pizza gibi... Hamuru, hamur. Üzeri lezzetsiz... Bana fırınlanmış patlıcan dilimi diye getirilen şey, üst üste yığılarak bol salça içinde fırınlanmış patlıcan macunu...
Masanın üzerindekileri ucundan kenarından tırtıkladık. İki garson başımıza dikildi: "Bitirdiniz ise, masayı toplayacağız. Vaktiniz yok!" Ünlü bankacı, kendisinden beklemediğim bir anlayış ile "Acaba tatlı yiyebilecek veya kahve içecek vaktimiz var mı?" diye sordu. Garson "Şefe sorayım" diye gitti, geldi: "Vaktiniz yokmuş efendim." Ünlü bankacı "Vaktimiz var ise hesabı ödeyelim bari" diyerek 300 milyon liraya yakın bir ödeme yaptı. "Aman ne bu ne biçim fatura" diyecek oldum. O ünlü bankacı, "Herhalde yabancı şarap açtırdık onun için böyle yüksek hesap geldi" diyerek beni teselliye çalıştı.
Hesabı öder ödemez, üç garson masamızı bir sonraki posta için hazırlamaya başlayınca, "dayak yemeden kalkalım" diyerek, usulca lokantadan çıktık... Lokantadan çıktık ki, sosyete bahçesinin kalabalıklığı artmış. Bahçe içinde, onu bunu iterek zorla hareket ediliyor. Genelde bulundukları gelir grubunun ve sosyal yaşam çizgisinin üç derece üstünde görüntü verme arayışında olanlar. Hepsi de o cumartesi gecesi sosyete bahçesinde bulunmaktan çok mutlu...
O ünlü bankacı cep telefonu ile şoförünü aradı. Kalabalığı yarıp kapıya ulaştık. Yolda trafik durmuş. Otomobili yirmi dakika kapının önünde bekledik. Otomobile girince herkes bir "ohhhh" çekti. Ben "Yemek mi yedik, dayak mı yedik?" diyecek oldum. Hanımlar itiraz etti: "Ne var yani? Sosyete bahçesine gittik fena mı oldu? Hemen her şeyi kötüleme. Gidenler mutlu ki bu sosyete bahçeleri bu kadar ilgi görüyor. Sen uyumsuz isen, sen bu güzelliklerin farkında değil isen, başkalarının neşesini kaçırma, hevesini kırma."
Herhalde onlar doğru idi. Ben yanlış idim!
PAZAR


"Annem çok az şey öğretti, babam hiçbir şey öğretmedi"
"Atlı Köşk, hatlı köşk oldu"
"İzleyiciye çok güvenmiyorum"
Arif Mardin’in son gözdesi
Yeniköy’ün yeni butik kulübü...
Yazın nasıl beslenmeli?
Herkesin konuştuğu reklam
7 dev adam, 48 çocuk
Bu yaz hangi şaraplar içilecek?
Merhaba "natsu"
Latin Müzik Günleri’nde Si*se!
Sosyete bahçesinde "dayak mı yedim, yemek mi yedim" anlamadım
Yol biter yalan bitmez
Romantizm öldü mü?
Herkes kendi tarihçisini arıyor
Hasta erkekler
Sahi, eskiden meyhaneler vardı
Padişahlar neden patates kızartması yiyemediler?
Strese karşı sabun köpüğü
SAYFA BAŞI

|
|

|