04 Temmuz 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Sahada değil ama kafeste şampiyonuz

Dünya Kupası’nı alamadık ama Berlin’de düzenlenen Scorpion K.O. adlı turnuvada şampiyon olduk. Reklamında dünyaca ünlü futbolcuların oynadığı ve Nike’ın düzenlediği "kafesli turnuva"yı, Türkiye’yi temsil eden Atletico Merter dört maçta dört galibiyet alarak birinci bitirdi

     YİĞİT KARAAHMET

     A Milli Futbol Takımı, Dünya Kupası’nı alma fırsatını Japonya’da kaçırdı ama futbolda Türkiye’nin kazandığı bir başka dünya şampiyonluğu haberi Almanya’dan geldi. Üç gençten kurulu Atletico Merter takımı, Berlin’deki "Nike Scorpion K.O." turnuvasında birinci oldu.
     Atletico Merter; Özkan Ceylan (23), Erkan Ceylan (22) ve Uğur Durmaz’dan (19) oluşuyor. Özkan, İTÜ Makine Mühendisliği, Erkan da B.Ü. Bilgisayar Mühendisliği’nde okuyor. ÖSS’ye giren Uğur Durmaz aynı zamanda Yeşilköy Spor Kulübü’nün sporcusu.
     Türkiye’de 384 takımın arasından şampiyon olan Atletico Merter, 8 Haziran’da Berlin’de yapılan dünya şampiyonasına gitmeye hak kazandı. Orada da Rusya, Macaristan, Güney Afrika ve Polonya temsilcilerini yenip
     Nike Scorpion K.O. turnuvasında dünya şampiyonu oldu.
     Meraklılarının televizyonlarda, sinema salonlarında gösterilen ve ünlü oyuncuların yer aldığı reklamdan hatırlayacağı bu turnuva açık bir alanda değil, dev bir kafesin içinde yapılıyor. Takımlar üç kişiden oluşuyor ve minyatür kale kullanılıyor. Kurallar şöyle: Maçın süresi üç dakika. Bir takım iki gol atarsa ya da üç dakikayı 1-0 önde bitirirse maçı kazanıyor. Eğer üç dakika 0-0 ya da 1-1 biterse o zaman uzatmalara geçiliyor, ilk golü atan kazanıyor. Eşitlik yine bozulmazsa sıra penaltılara geliyor.
     Atletico Merter oynadığı dört maçta da buna gerek duymadı.
     Hiç gol yemediler ve tüm maçlarını 2-0 kazandılar.
     
Parlamento binasının altında maç yaptılar
     Nike’ın reklamında dünyanın en iyi futbolcularından 24’ü, gemideki bir kafeste oynuyorlardı. Berlin’deki atmosfer nasıldı?
     Özkan Ceylan: Bizim oynadığımız kafes de oradakine çok benziyordu. Bu turnuvanın özelliği, underground (yeraltı) bir etkinlik olması. Bunu yansıtmak için de turnuvalar Berlin’deki parlamento binasının altında yapıldı. Metro durağı gibi yerin altına indik. Orayı çok güzel ışıklandırmışlar, her yere televizyonlar koymuşlardı. Kafeslerden zincirler sarkıyordu.
     Erkan Ceylan: Oraya girer girmez etkileniyorsunuz zaten. Maçları yaparken sürekli underground müzik çalıyordu ve o müzik de sizi acayip gaza getiriyor. Biz orada oynarken yukarıda milletvekilleri toplantı yapıyordu.
     Uğur Durmaz: Bir de topu kafesin tepesinden atıyorlar, pat diye düşüyor ve birden oynamaya başlıyorsunuz.
     
     Hakem var mı?
     Ö.C.: Oyuna kimse karışmıyor aslında. Oyunda hiç kural yok. Taç, korner gibi şeyler yok. Top sürekli oyunda.
     E.C.: Rus takımından birini attılar oyundan mesela. Çok sert oynuyordu çünkü. İlk başta uyarıyorlar, devam ederse oyundan atıyorlar. Nike’tan gelen bir gözetmen mikrofonla uyarıyor bazen, o kadar.
     
Türkiye elemelerinde 384 takım arasından birinci oldular
     Türkiye’deki turnuva nasıldı?
     Ö.C.: Türkiye’deki turnuva 128 takımla Balat’ta başladı.
     Bu 128 takım elenerek 4’e düştü ve son 4 takım kafese kaldı. Onların dışında Ankara’dan ve İzmir’den 2’şer takımla beraber toplam 8 takım kafeste mücadele etti ve sonunda şampiyon biz çıktık.
     
     Toplam 384 takımın katıldığı bir turnuvada kazanacağınızı biliyor muydunuz?
     Ö.C.: İnanılmaz sakin ve emindik kazanacağımızdan. Çünkü 10 senedir top oynuyoruz bu şekilde. Herhalde bu turnuvanın en şanslı ekibi biziz diye düşündük.
     
     Nasıl hazırlandınız, hazırlık aşaması zorlu muydu?
     Ö.C.: Senelerdir minyatür kalede oynadığımız için tecrübeliydik. Ama Balat’ta oynadığımız saha normal oynadığımız sahalardan da küçüktü. İki takımdan toplam altı kişi sığmıyorduk sahaya.
     O yüzden ilk başta şaşırdık ve konsantre olamadık.
     E.C.: Bir de maçlar üç dakika içinde oynanıyor ve ilk golü atan kazanıyor. O yüzden yapacağınız hatanın telafisi yok. Bu da bir stres unsuru oluyor. Üç dakika içinde atamazsanız maç penaltılara kalıyor. İlk penaltıyı kaçıran eleniyor. Berlin’deki turnuvada altın gol uygulaması vardı. Bir de orada tek gol değil iki gol atmanız gerekiyordu.
     U.D.: Maçlara çıkmadan iki gün önce, kendi sahamızda denedik "Bakalım üç dakika bastırarak oynarsak gol atabiliyor muyuz?" diye. Çoğunlukla da başardık.
     
     Bu turnuvalarda profesyonel futbolcular var mıydı?
     Ö.C.: Finalde oynadığımız çocuklardan bir tanesi profesyoneldi, kulüplerin altyapılarından bir sürü oyuncu vardı. Balat’ta oynadığımız çocuklardan biri Altay’da oynuyordu. Bir de maçları Sinan Engin izledi amatör olarak. Zaten onun oğlu da 15 yaş altı grupta oynuyordu. Bir de Fenerbahçe altyapısından izlediler.
     U.D.: Ama bu iş profesyonelliğe değil, daha çok minyatür kale kültürüne bakıyor. Onlar ne kadar profesyonel olurlarsa olsunlar biz minyatür kale kültüründen geldiğimiz için ilk başta onlardan daha avantajlıydık.
     Ö.C.: Bu oyun halı sahadakilere pek benzemiyor. O yüzden onlar oyuna girdiklerinde alışamadılar, ne yapacaklarını şaşırdılar. Çok basit goller yediler. Tamamen konsantrasyon gerektiriyor ve özellikle birbirinizi çok iyi tanımanız şart.
     
"Hiç gol yemedik, her maçı 2-0 aldık"
•   Rusya, Macaristan, Polonya ve Güney Afrika’yı yendik. Grup bizimle beraber 5 kişiydi. Türkiye’de eleme usulü oynadık, orada ise lig usulü. En çok puanı toplayan birinci oldu. Ama en son maçı Macarlarla yaptık ve bir final gibi oynadık çünkü en güçlü ekip ikimizdik. Dört maçta hiç gol yemedik ve bütün maçları 2 - 0 kazandık.
•   Almanya’da olduğu için çok Türk geldi. Milli maç gibiydi. Seyircilerimiz çok ateşliydi. Gerçi destek tek takıma değildi. Her takımın kendisine ait bir seyircisi vardı.
•   Ruslar çok hırslıydı. Bir adamları maç sırasında kafeslere tırmandı heyecandan. Onlar kazanmak için gelmişlerdi. Biz "Bu bir eğlence" dedikçe onlar "Hayır, biz kazanacağız" diyorlardı. Her maçtan önce başarılar dilemek için rakiplerimizin elini sıktık. Ama Ruslar hiç el uzatmadılar. Ellerimiz havada kaldı.
     



 CUMARTESİ


Sahada değil ama kafeste şampiyonuz
"İçimde bir ses ‘Gool!’ diyor"
Caz vapuru kalkıyor
Tarih yine "zindan" oldu
Hâlâ Vega’dan bihaber misiniz?
Tarihi musluklar Aya İrini’de
Oscar’lık besteler için eğitim
Kilyos’ta günbatımından şafağa kadar parti!
Ne var, ne yok?
Aranıyor
Seks kasetli beyfendiden, gerçek bir bey efendiye...
Her yemekten önce bir cabriolet araba...
Siz Nehri


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet