04 Temmuz 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Fenerli iyilik perisinin diğer yüzü

     Yıllardır tarih sayfalarını dolduran, birçok filme konu olan, modern hemşireliğin kurucusu Florence Nightingale’in iyilik perisi olduğu gerçek mi yoksa herkesin yıllardır inanmak istediği bir mit mi bu? Daha ötesi Nightingale gerçekte acımasız ve dalavereci biri mi? Bunların cevabını geçtiğimiz aylarda televizyondaki bir programda izledim.
     Osmanlı tarihine Kırım Savaşı ile giren bu İngiliz hemşirenin, yüzlerce yaralı askerin hayatını kurtardığı söylenir ama ününün uzun zamandır kişiliğinde gizli "demir pençe"yi kamufle ettiği; aslında nörotik, acımasız ve dalavereci olduğu yavaş yavaş ortaya çıkarılıyor.
     Belgesele göre onun hizmet verdiği hastanede ölen askerlerin sayısı diğer hastanelerdekilere nazaran çok daha fazla.
     Filme danışmanlık yapan, "Florence Nightingale: The Making of an Icon" adlı biyografinin yazarı Mark Bostridge şöyle diyor: "Onun yaptığı sadece askerlerin daha mutlu ölmelerini sağlamaktı. Hemşirelikte devrim yaptığı görüşü de yanlış. Amacına ulaşabilmek için her türlü dalavereye başvuran, acımasız bir kişiliğe sahipti Nightingale. İstanbul’un Üsküdar semtindeki askeri hastaneye gitmeden önce hemşirelik tecrübesi bile yoktu."
     Varlıklı ve eğitimli bir ailenin kızı olan Florence babası tarafından evde, özellikle Yunanca, Fransızca, matematik ve tarih gibi konularda eğitilir. Küçük yaşta Victoria Devri’nin kadınlar üzerinde kurduğu baskıdan sıkılan Florence hatıra defterine şunları yazar: "Gece olunca kadınlar gün boyunca topladıkları sinirli enerji ile delireceklerini zannederler." Bu sözleri nasıl yorumlayacağını bilmeyen annesi, "Çılgın bir kuğu yumurtlamış bir ördek ailesiyiz" der.
     Florence hemşire olmak istediğinde anne ve babası dört dörtlük olan kızlarının, o zamanlar alt sınıfların işi olan bir mesleği seçmesine önce izin vermezler. Baba Nightingale’den ancak ikinci kızı Parthenope 1850’de sinir krizleri geçirmeye başladığında izin çıkar ve 1853’te Florence varlıklı ailelerden kadınların tedavi gördüğü bir bakımevinde çalışmaya başlar.
     Mektuplarını derleyen Martha Vicinus, Florence’in lezbiyen olduğunu ve güzel kuzeni Marianne Nicholas’a aşık olduğunu söylüyor.
     1853’te Rusya, Balkanlar’ı istila edince İngiltere, Türkiye ve Fransa ile beraber bu saldırıyı durdurmaya çalışır. Savaş, Florence’ı amacına ulaştıracak imkanı yaratmıştır. İngilizler savaşın kısa sürede zaferle sonuçlanacağını düşündüklerinden yanlarına yeterli tıbbi malzeme almazlar. Orduda kolera baş gösterince gazeteler otoriteleri beceriksizlikle suçlarlar. Hükümet kamuoyunu yatıştırmak için bir dizi tedbir paketi hazırlar. Biri, hastanelerin idare yöntemlerinin tekrar gözden geçirilmesidir. Harp Bakanı arkadaşı Sidney Herbert’i büyüleyen Florence konuyu inceleyecek bir grup hemşireye başkanlık etmeye atanır.
     
Hiyerarşiye ve emir-komuta zincirine inanıyordu
     Görevleri Kırım’dan 500 km. uzaklıkta olan Üsküdar Kışlası Hastanesi’ndeki hastalara bakmak olan bir heyetle 1854’te İstanbul’a gelen Florence şüphe ile karşılanır çünkü tıbbi makamlar orduya bu ziyareti bildirmemişlerdir.
     Hastanenin idaresini eline geçirmeye azmeden Florence, Sidney Herbert’e beceriksizlerin, kötü idarecilerin adlarını bildiren mektuplar yazar ve kendisine yardım etmeleri için gönderilen bir grup İrlandalı rahibeyi geri gönderir. "Florence hiyerarşiye, emir-komuta zincirine inanıyordu. Yetki vermez, idare ederdi" diyor Bostridge.
     Bostridge’e göre, Florence’ın askerler arasında sevildiğine şüphe yok. Mektuplarında kendilerine bakan bir melekten bahsediyorlardı: "Ünü İngiltere’de yayılınca Florence’a yakıştırılan ‘Anaç Tanrıça’ imajı herkese uygun geldi. Kırım Savaşı bir felaketti. Durumu kurtaracak Wellington, Nelson gibi bir komutan da yoktu. Böylece Florence Nightingale efsaneleşti."
     Ama hastanedeki ölü sayısı madalyonun öbür yüzüne ışık tutuyor. Florence yüksek ölüm oranının suçlusunun, ordudan üst düzey yetkililer olduğuna inanmaktadır. Yazdığı raporda durumu böyle savunur. Sonucun lehine çıkacağından emindir. Ama suçlanan, hastanedeki kötü hijyen uygulamaları olur.
     Sağlık ve temizlik arasındaki ilintiyi görememiş olmanın verdiği acı ile ömrünün geri kalan kısmını toplumsal mekanların sağlık şartlarını geliştirmek için alınması gereken tedbirleri saptamak ve bunların uygulanması için çalışmakla geçirir. Bostridge "Florence, Üsküdar’da birçok hata yapmış olabilir ama Kırım Savaşı’ndan sonraki çalışmaları ile bunları affettirmişti. Reformları modern hemşireliğinin nüvesini teşkil eder" diyor.
     
     Yazara e-mail
     



 PAZAR


Dansın yeni sultanı Hürrem
3 bin kadınla birlikte gömülen imparator
"Eşimin dekoltesi beni mutlu eder"
Kadınlar futbola kafa yoruyor
Onu dinleyenlerin yüzde 80’i iş buldu
Louis Vuitton’un Amerikan rüyası Paris’te
Aşkın ömrü ondan sorulur!
Yeşil sahaların "çirkin kralları"
Ütopyasız olmaz, efendiler!
Şeffaflık zamanı !
115 metre boyu eğlence
Boğaz’a karşı bir lezzet klasiği
Borç kapıyı çalınca
Fenerli iyilik perisinin diğer yüzü
İran notları (1)
Karganın hikayesi
Beyoğlu’na göç salgını Ankara’ya da sıçradı
Deli Aşk’ın öncesi
İlginç bilgiler ayrıntıda saklıdır
Ayasofya, Washington’da


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet