
|

Milyon dolarlık Meşrutiyet
TRT için çektiği tarihi dramalarla tanınan Ziya Öztan, Nahid Sırrı Örik uyarlaması "Sultan Hamid Düşerken"in üç ay sürecek çekimlerine başladı. Filmde, 1 milyon dolar bütçeyle dev bir oyuncu kadrosuna rol verilirken, eski İstanbul adeta baştan inşa ediliyor.
ALİN TAŞÇIYAN
Meşrutiyet dönemini "Sultan Hamid Düşerken"i okuduktan sonra mı çekmeye karar verdiniz yoksa hep aklınızda olan bir proje miydi?
Nahid Sırrı’yı okuduktan sonra karar verdim. Bu dönemi en iyi anlatan roman. Çok güzel bir dili var. Onun dışında insan psikolojisini çok iyi bilen, derinliklere girmesini bilen bir yazar. Bir özelliği de şu oldu, tabii: Ben "Kurtuluş" ve "Cumhuriyet"i hemen hemen lise öğrencilerin görüntülü tarih dersi olsun diye çektim. Sinema çalışması değildi. O tür çalışmalarda sinema tadını bulmak da mümkün değildir. İki şeyden birini çekmek gerekiyordu... Ya Fikriye - Latife - Mustafa Kemal ilişkisini alıp bir sinema kurmak ya da Kurtuluş Savaşı’nın devamı gibi tarihimizi görüntülemek. Ben sinemacılıktan taviz verdim, daha doğrusu hocalığı öne aldım orada. Nahid Sırrı bu ikilemeyi üçleme şansı verecekti, bir de sinema yapma olanağı verecekti vana. Yıllar sonra artık yük taşımak değil sinema yapmak şansı elde ettim.
Madem sinema yapma şansı elde ettim diyorsunuz, o zaman bugüne kadar gözlemleyemediğimiz neler ekleyeceksiniz sinemanıza?
Burada insan unsuru var. Bir de Nahid Sırrı’nın çok ustaca yaptığı bir şey var: Kurmaca üç kişi koyuyor romanına. Bu kurmaca kişileri özgürce işleyebiliyor. Orada insan yapısının bütün derinliklerini bulabiliyorsunuz. İhtiras, tutku, aşk, ihanet... Şekspiryen bir yapısı var. Bütün bunların yanında, arkaya tarihin gerçek kişilerini tarihsel olarak çok doğru yerleştiriyor.
Demek ki oyuncu seçimine ve yönetimine özellikle ağırlık verdiniz... Sizi çok zorladı mı oyuncu seçimi?
Şöyle çok zor oldu. Zor kişilikler bunlar. Nimet rolü de, Şefik rolü de, Mehmet Şehabettin de zor kişiliklerdi. Seçmek ve karar vermek zor oldu. Meltem’i (Cumbul) daha önceden tasarlamıştım zaten. Mehmet Kurtuluş’u bulmak büyük bir şans oldu. Yurt dışında tanınmış bir oyuncu. Almaya’daki üçüncü kuşak Türklerden. O köprüyü de kurmak bu filmde iyi olacaktı.
Oyuncu yönetiminde nasıl bir yöntem belirlediniz?
Her insanın içinde küçük çekmeceler var: Bu çekmecelerin biri ihtiras, biri tutku, biri kıskançlık, biri sevgi, biri gaddarlık, bir kısmı mazohizm, bir kısmı sadizm. Eğer oyuncu bu çekmecelerin içinden rolüne uygun olan çekmecesini bulur ve çıkartırsa o zaman çok daha kolay oluyor onunla çalışabilmek.
Sizin oyuncularınız çıkarabildiler mi çekmecelerini?
Daha yeni işte. Meltem çok zeki hemen çıkarttı. Haluk Kurdoğlu, Mustafa Alabora hemen çıkarttılar. Mehmet çıkartıyor. Diğerleri de çıkartıyor.
Sanat yönetim ekibinize yine çok iş düştü... Hazırlıklarınız ne kadar sürdü?
Dekorları Mustafa Ziya Ülkenciler yapıyor. Maslar Kasırları, Yıldız Sarayı gibi mekanlarda çekimler yapıyoruz. Ama en önemlisi Marmara Üniversitesi Göztepe Kampüsü iç avlusunda Beyoğlu neredeyse tamamen kuruluyor. Selanik’teki İttihat ve Terakki merkezinin olduğu cadde, Ayasofya’nın yanında, yanan Meclisi Mebusan binasının fasadı aynen kuruluyor. TRT’ni sağladığı 1 milyon dolar bütçemizin içinde bütün bu harcamalar.
Kostümleri Türkan Kafadar ile Yudum Yontan yaptı. Kafadar ile "Kurtuluşötan, Yontan ile "Cumhuriyetöten beri çalışıyoruz. O döneme ait en büyük fotoğraf arşivi bizim elimizde. Şöyle sorunlar çıkıyor kostümde. İmparatorluğun bütün renkleri var. Hareket Ordusu’nu düşünün. Bütün Rumlar, Arnavutlar kendi üniformalarıyla katılıyor orduya. O zaman çok büyük bir çeşitlilik doğuyor.
Bu politik karmaşayı, filmde, kitaba kıyasla öne çıkarıyor ya da geriye itiyor musunuz?
Bazen öne çıkartıyorum. Mesela roman İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla Yıldız Sarayı’nda başlar. Halbuki benim filmim İttihat Terakki yemin töreniyle başlıyor. Sonra Tatar Osman Paşa’nın dağa kaldırılmasıyla devam ediyor. Niyazi ve Enverler oluyor, Eyüp Sadriler oluyor. Kurmaca kahramanımız da onların bir yanındaki. Nahid Sırrı o kadar ustaca kullanmış ki! Sanki Enver, Niyazi ve birisi daha var, üç kişiymişler gibi...
Meşrutiyet Dönemi’ni Türk tarihi içinde siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türk tarihinin herhalde en hareketli yılları. Yapılaşıyor. Aslında 1908’den önce, 1902’de Jön Türk Kongresi vardır Paris’te. Türk tarihinin ana eksenleri orada belli olmuştur. Ahmet Rıza ve Prens Sabahattin, yani merkeziyetçiler ve ademi merkeziyetçiler. 1908 - 9 olayından sonra, Meşrutiyet’in ilanından sonra aslında bu ideolojik iki yapılanma yerlerine, siyasal anlamda yerlerine oturmaya başlar. Bu da devam eder şu ana kadar.
Sizce Nahid Sırrı Örik, önemli tarihi karakterlerin yanında bir üçüncüsünü yerleştirerek ne yönden farklı bir bakış getirmeye çalışıyor?
Bir kere insanileştiriyor. Hem özgür kılıyor kendini kahramanını kendi yarattığı için hem de insanileştiriyor. Yarattığı kahraman 31 Mart olayları sırasında Osmanlı İmparatorluğu’nun Dahiliye Nazırı olabiliyor. Diğer yarattığı kahramansa Türkiye’nin ilk borçlanmaları sırasında rüşvet alan bir vezir, Maliye Nazırı. O zaman çok zengin bir perspektif içine oturtuyor tarihi.
Kitaplar çok kısıtlı bir kitleye seslenebildiği için film temelinde soruyorum: "Abdülhamid Düşerken" izlendikten sonra ne değiştirebilir izleyicinin kafasında?
Dün ve bugün ilişkisini kurma olanağını çok rahatlıkla bulacak seyirci. Bugün yeniden keşfedildi sanılan kavramların, tarihe yeniden bugün bakılıyormuş gibi, bizim çok da bilgili olmayan aydın geçinen kesimimizin, bugün keşfettiği sorunların yıllar önce çok daha derinlemesine, çok daha geniş perspektifte tartışıldığını görecektir.
Filmin bizde en çok iz bırakacak tarihi karakterleri kimler olacak?
Bir yıl içinde Türk tarihinde ne kadar büyük dönüşümler olduğunu, girdaplar olduğunu göreceğiz. Dönem kendi başına kahraman olacak.
KÜLTÜR & SANAT


"Eğlenceli bir gece"
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Yazarlarla uzaklara
Alışverişte güncel sanat
Elektriklisinden klozete iskemle
Milyon dolarlık Meşrutiyet
Yoksa, diziler değişiyor mu?
"Kadınlar teslim olun!"
Tarih durmadan yazıyor
Zoraki baba
Ordunun kirli çamaşırları
Yollarda şamata
Para para para...
Onun işi görsellik ideolojisi
Yazar değil anlatıcı!
Özgür fotoğraflar
"Bağımsızları severim!"
Can’lı piyano resitali
"Üç denizin sesi" İstanbul’da
31. festivalde görüşmek üzere
Bir dilin sesini aramak
Çatalhöyük’te son gelişmeler
Sular seller gibi festival
Çizgi roman nedir, ne değildir?
Haftanın albümleri
Kısa... Kısa... Kısa... Kısa... Kısa...
"Derin toplum"
Hayat atölyesi
Ayla’yı hemen dinlemeli!
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|