
|

Onun işi görsellik ideolojisi
Hasan Bülent Kahraman’ın çağdaş sanat felsefesi üzerine makale ve denemelerden oluşan "Sanatsal Gerçeklikler, Olgular ve Öteleri..." adlı kitabının genişletilmiş ikinci basımı Everest Yayınları’ndan çıktı.
ILGIN SÖNMEZ
Kitaptaki makaleleri hangi yöntemle bir araya getirdiniz?
Yeni kitabı bazı kuramsal makaleler ekleyerek, neredeyse bir kat çoğaltarak hazırladım. Araştırmacı olarak ilgilendiğim kavramlar doksanların ortalarından itibaren önemli bir değişime uğradı. 80’ler sonu ve 90’ların başında kimi çevreler tarafından postmodern denen bir oluşum kendini gösterdi. Halbuki bence 90’lardan itibaren belirleyici olan kavram küreselleşme olmaya başladı. Beden, fark politikaları, bellek gibi kavramlar üstünden gelişen yeni bir sanat ve düşünce süreci vardı. Bütün bunlar bizim karşımıza 80’lerden farklı olarak görsel iletişim ve görsel kültür kavramları getirdi. Kitabımın ikinci bölümünü, bu bağlamda oluşturduğum, görsel ideoloji üzerine yazılar oluşturuyor. Kitabı bir bütün olarak ele alıp okuyanlar ilk bölümde yer alan 1980’lerden, 2000’e kadar bu alanda yaşanan değişimi izleyebilecekler.
Kitap, karmaşa yaratan modern - modernizm - modernite kavramlarını berraklaştırıyor.
Modern, tarihsel süreç içerisinde bir sonraki dönemi temsil eden, daha geniş bir zihinsel durum. Modernizm ise, ağırlıklı olarak 20. yy başında hakim olan, yenilikçi bir avangardizm anlayışıyla birlikte, daha dar ve kapalı bir ideolojik durumu da tanımlıyor. Modernlikler durumunun birarada olması haliyse moderniteyi tanımlıyor. Moderniteden bahsederken kültürel, toplumsal alanlarda ortaya çıkmış olan süreçleri ifade ediyoruz.
Postmodern - postmodernizm - postmodernite?
Postmodernizm, böyle kullanıldığında kendi teziyle çelişmek pahasına bir ideolojiye tekabül ediyor. Kimilerine göre literatürde geç modernizm diye anılan bu kavram, modernizmin içerdiği dayatmacı, katı, sert, jakoben tavra karşı daha özne esaslı, bireylerin kendi kimlikleri ile aldıkları kararları içeren yeni bir süreç yaratma çabası aslında. Oluşumunda teknolojik boyutlar söz konusu. Kimi düşünürlere göre postmodernite, zaman ve mekân sıkışmasından kaynaklanıyor. Kimilerine göre ise zaman ve mekân arasındaki kopuştan. Postmodernizmle birlikte çoğullukların majörite halinden, minörlüklerin egemen olduğu bir düzene geçtik. Dolayısıyla postmoderniteyi bir tür modernite eleştirisini de içinde barındıran bir durum olarak da görmek gerekiyor.
Postmodernizm ve kültürlerarasılık, bir tıkanmanın sonucu olarak, yeni bir koloniyalizm zihniyetini yasallaştırıyor olabilir mi?
Çok iddialı bir soru ve bence önerme olarak da biraz netameli. Bir sonculuk süreci yaşanıyor Batı’da. Tarihin ve sanatların sonuna gelindiğinden söz ediliyor vs. Ama bu bir tıkanmaya tekabül etmiyor. Kültürlerarasılık ise bence tıkanmanın ötesinde, geç yirminci yüzyılın getirdiği çoğulculuk durumunun bir dayatması. Koloniyalizm, kendisini ‘öteki’lerden besleyen, hiyerarşik ve emparatif bir süreçti. Halbuki bugünkü dünyada, özellikle insan haklarının ve yeni demokrasi modellerinin egemenleştirilmeye çalışıldığı bu dünyada, artık ‘öteki’ diye tanımlamak öznelerin kendi hakları haline geldi.
Çağdaş sanat yapıtı nasıl okunur? Bizim ülkemizde niye okunamıyor?
Çağdaş sanat yapıtını okumanın bir tek yolu yok ama bir yolu var! Bu bizi belli postmodernite değerlendirmelerinde olduğu gibi 1960’lara kadar geri görürür. O tarihten itibaren sanat, düşünceyle at başı giden bir süreçtir. Belli bir tarihe kadar sanat yapıtı güzel nedir sorusuna cevap arıyordu. 60’lardan itibaren ise sanat yapıtı nedir sorusu etrafında biçimlendi. Bu da kitapta bir çok makalede gösterdiğim gibi sanatın düşünce ve felsefeyle çok girift bir ilişki yaşamasına yol açtı. Dolayısıyla çağdaş sanatı anlamak o sanat yapıtının etrafında biçimlenmiş olan düşünce dünyasını anlamadan artık mümkün olamıyor.
Ortadoğu’nun kenarında kendi sanatını üretemeyen bir geleneksizlik geleneğine sahibiz. Bu durum geçer mi, geçmez mi?
Geleneksizlik geleneği zaten benim bir makalemde kullandığım bir kavramdı. Türkiye, toplumsal dönüşümün bir kültürel boyutu olduğunu 1950’lerden itibaren unuttu. O tarihe kadar çok sert çekirdekli bir modernist yaklaşım içindeydi. Kemalizm böyle bir kültürdü. Bir yandan geçmişle olan bağlarını atmayı öngörüyordu, bir yanda da kendisine bir kültürel köken arayışı içindeydi. Bütün otoriter rejimlerin yaptığı gibi bir klasik kültürle kendisini iç içe geçirmeye çalıştı. Nazizm’de de, faşizmde de klasiğe dönüş kaygısı vardır. Bu Kemalizm’de de böyleydi. 50’den sonra yaşanan toplumsal değişim ve özellikle göç olgusu Türkiye’yi hızla klasikten koparttı. Nereli ve kim olduğumuz soruları son olarak da Avrupa Birliği tartışmaları sırasında yaşanıyor. Türkiye, Avrupalı mı yoksa Doğulu mu; bunun kararını verme aşamasında şu anda. Fakat ne yazık ki yalnış ilerlemecilik politikaları bir kere daha ortaya çıkıyor ve AB süreci sadece ekonomist ve sadece sosyolojist bir mantıkla ele alınıyor. AB sürecinin içerdiği kültürel meseleler göz ardı ediliyor.
Sanatsal Gerçeklikler, Olgular ve Öteleri...
Hasan Bülent Kahraman
Everest Yayınları
305 sayfa
Fiyatı: 8.500.000 TL.
KÜLTÜR & SANAT


"Eğlenceli bir gece"
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Yazarlarla uzaklara
Alışverişte güncel sanat
Elektriklisinden klozete iskemle
Milyon dolarlık Meşrutiyet
Yoksa, diziler değişiyor mu?
"Kadınlar teslim olun!"
Tarih durmadan yazıyor
Zoraki baba
Ordunun kirli çamaşırları
Yollarda şamata
Para para para...
Onun işi görsellik ideolojisi
Yazar değil anlatıcı!
Özgür fotoğraflar
"Bağımsızları severim!"
Can’lı piyano resitali
"Üç denizin sesi" İstanbul’da
31. festivalde görüşmek üzere
Bir dilin sesini aramak
Çatalhöyük’te son gelişmeler
Sular seller gibi festival
Çizgi roman nedir, ne değildir?
Haftanın albümleri
Kısa... Kısa... Kısa... Kısa... Kısa...
"Derin toplum"
Hayat atölyesi
Ayla’yı hemen dinlemeli!
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|