
|

Çatalhöyük’te son gelişmeler
Çatalhöyük’te sürdürülen yeni dönem uluslararası arkeolojik kazı ve araştırmalara destek veren Boeing Firması’nın düzenlediği tanıtım gezisinde, gizemli bir kültürün bugüne dek aydınlanan yüzü gösterildi.
NERMİN BAYÇIN
Kentsel özellikler taşıyan dünyanın en eski ve en büyük neolitik yerleşimi Çatalhöyük’teki kazıların geldiği noktada ortaya çıkan sonuçlar hayli ilginç. Anaerkil düzen üzerine geliştirilen tezlerde başrolü oynayan Çatalhöyük’te kadınların egemen olmadığı anlaşılmış. Ama başka önemli bir keşif, bu toplumu daha da özgün kılıyor. Kazı başkanı Ian Hodder’a göre, günümüzden 9000 yıl önce var olan bu kültürde çok daha ileri bir kadın - erkek eşitliği söz konusu. Beslenmelerinin aynı olması, evlerin çatısını tutan ahşap direklerin altına atalarına saygı anlamında konulan kafataslarının hem kadın hem de erkeğe ait olmaları bu görüşü destekleyen bulgular.
Konya’nın güneydoğusunda, Çumra ovasının verimli topraklarında binlerce yıl önce yaşamış olan bu kültürü ilk kez 1958’de keşfeden arkeolog James Melaart’ın, 1961 - 1965 yılları arasında gerçekleştirdiği kazılarda gün ışığına çıkardıkları, arkeoloji ve sanat dünyasında bomba gibi patlamıştı. Henüz köysel özellikler gösteren diğer yerleşmeler karşısında Çatalhöyük, yaklaşık 10 bin kişinin bir arada yaşadığı kalabalık nüfusuyla benzersiz bir yapı ortaya seriyordu. Bin yıl boyunca iskân gören bu yerleşimde, sürekli olarak yenilenen, değiştirilen, üst üste yapılan binlerce ev, döneminde şimdiye dek görülmemiş muazzam bir dinamizme işaretti. Ama bilgiler zenginleştikçe sorular da çoğaldı. Bir kerpiç ev ortalama yüz yıl dayanmasına karşın neden bu insanlar 50 - 60 yılda bir evlerini yıkıp üstüne yenisini inşa ediyorlardı? Ritüel bir anlamı olabilir miydi? Ölüler evlerin içinde yer alan kutsal bölümdeki sekilerin altına gömülüyordu. Belki de nedenlerden biri onlara yer açmaktı.
Ankara’daki İngiliz Arkeoloji Enstitüsü bünyesinde, Cambridge ve Stanford üniversitelerince yürütülen ayrıntılı çalışmalar, son yılların çok önemli bir sonucunu ama peşi sıra bir soruyu daha gündeme getiriyor şimdi, Çatalhöyük toplumunda farklı uzmanlıkların ya da hiyerarşinin olmadığını. Höyüğün kuzey bölümündeki iki evde açığa çıkarılan bulgular, daha önce, Melaart’ın yorumladığı gibi merkezi otoriteyi simgeleyen bir yapının var olmadığına ilişkin bir kanıt olarak gösteriliyor. Çünkü evler hem ritüeli hem de günlük yaşamı içeren benzer bir modele sahipler. Görece birbirinden bağımsız ama eşit bir düzen. Ama iş bu olguyla bitmiyor. Hodder, "Onları birlikte yaşamaya zorlayan merkezi bir otorite yoksa, insanlar niye bir araya geldiler ve böylesi büyük bir yerleşim yaratmaya gereksinim duydular?ödiye sorarak konuyu başka bir boyuta taşıyor: "Burada insanların, sosyal, ekonomik ve sembolik olarak yaşamlarını daha çok zenginleştirdiği için bir araya geldiklerini düşünüyorum. Ama dezavantajları da var. Bu daha fazla disiplin ve baskı demek. Sanırım, disipline olmak dünyayı daha fazla kontrol altında tutabilme olanağı yaratıyor. Bunun sürekliliği de üretim demek."
Peki Çatalhöyük insanının neden bu kadar çok sanat eseri ürettiklerini çözebilmişler miydi? Bu sorunun yanıtlanmasının çok zor olduğunu belirten Hodder, "Sanat, evlerin özel bölümleriyle, ilişkili görünüyor. Ölülerle bağlantılı. Sanat yalnızca üzerinde düşünülerek üretilen bir şey değil aynı zamanda "bir şeyi yapmayı" ifade ediyor. Farklı sanat biçimleri, olası farklı "şeyleri" simgeliyor. Örneğin , boğa figürü, insan kafaları gibi kullanılarak atalarıyla bağlantı kurabilmelerini, geometrik desenler ise, insanları kötü ruhlardan korumasını gösteriyor olabilir. Öte yanda, sanat, inanç sistemini beslemek için de üretiliyor. Çünkü, insanları merkezi bir otorite olmaksızın yönlendiren güçlü sosyal kodlar ve kurallardan oluşan bir inanç sistemi var." diyor.
KÜLTÜR & SANAT


"Eğlenceli bir gece"
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Yazarlarla uzaklara
Alışverişte güncel sanat
Elektriklisinden klozete iskemle
Milyon dolarlık Meşrutiyet
Yoksa, diziler değişiyor mu?
"Kadınlar teslim olun!"
Tarih durmadan yazıyor
Zoraki baba
Ordunun kirli çamaşırları
Yollarda şamata
Para para para...
Onun işi görsellik ideolojisi
Yazar değil anlatıcı!
Özgür fotoğraflar
"Bağımsızları severim!"
Can’lı piyano resitali
"Üç denizin sesi" İstanbul’da
31. festivalde görüşmek üzere
Bir dilin sesini aramak
Çatalhöyük’te son gelişmeler
Sular seller gibi festival
Çizgi roman nedir, ne değildir?
Haftanın albümleri
Kısa... Kısa... Kısa... Kısa... Kısa...
"Derin toplum"
Hayat atölyesi
Ayla’yı hemen dinlemeli!
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|