16 Temmuz 2002 Salı


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Savaş muhabiri Coşkun Aral savaş alanlarından topladığı objelerle "tüyler ürperten" bir müze açmaya hazırlanıyor
Savaş uçağı saksı oldu

Haberci Coşkun Aral evinin bahçesine bir savaş uçağı yerleştirip içini çiçeklerle doldurdu. "Savaşa olan öfkemi bu uçakla dile getirmek istedim" diyen Aral’ın kulübesi de kurşun yemiş miğferler, yüzlerce yerliyi doğramış palalar, zehirli oklar ve füze parçalarıyla dolu

     MEHMET KENAN KAYA

     Kokpitine çiçekler yerleştirilmiş bir savaş uçağı, yüzlerce yerliyi paramparça etmiş palalar, miğferler, füzeler, ölmüş askerlerin son giysileri... "Haberci" Coşkun Aral’la bu korkunç manzaranın önünde dururken "Biz yaşamadığımız için savaşın ne olduğunu bilmiyoruz. Bütün bu gördükleriniz belki çok korkunç ama savaş da korkunç bir şey" diyor.
     İnsanda tuhaf bir boşluk hissi yaratan bu savaş malzemeleri dünyanın birçok bölgesinde savaş muhabirliği yapan Aral’ın Şile’deki evinde bulunuyor. Daha doğrusu evinin bahçesindeki Afrika kulübesinde. Yani ölümün soğuk yüzüyle bize bakan bu kulübe savaşa dair bir ibret vesikası aynı zamanda.
     Coşkun Aral yakında bir müzeye dönüştürmeyi düşündüğü evini hepsini savaş alanlarından topladığı bu araç gereçlerle doldurmasının nedenini "Genç kuşaklara savaşın ne olduğunu anlatmak" diye açıklıyor. Bizse "Coşkun Aral bir savaş uçağından saksı yapmış, gidip haber yapalım" diye çıktığımız Şile yolculuğunu boğazımızda bir düğümle noktalıyoruz.
     
Bahçenizde içi çiçeklerle dolu bir savaş uçağı var. Nereden geldi bu fikir aklınıza?
     Yıllar boyunca savaş bölgelerinde "teknolojinin harika ürünü" denen savaş uçaklarının yarattığı cehennemin ortasında kaldım. Milyon dolarlar karşılığında imal edilen bu uçakların yerle bir ettiği ortamlarda az daha ölüyordum. Ben de öfkemi bu uçakla dile getirmek istedim. Savaşı bilmeyen savaşa karşı çıkamaz çünkü.
     
Neden bir F-104 seçtiniz bu protesto için?
     F-104’ler Türk Silahlı Kuvvetleri’nde bir dönem kullanılmış, çok kaza yaptığı için "uçan tabut" diye nitelendirilen bir model. Bu uçaklarda çok insan ölmüş. Ben eritilmek üzere hurdalıkta bekletilirken buldum, şimdi de bir saksıya dönüştü.
     
Savaş uçağından saksı yapmaya bu uçağı aldıktan sonra mı karar verdiniz, daha önce de var mıydı bu fikir aklınızda?
     Aklımda hep vardı. Hatta bir denizaltı almayı bile düşündüm. Savaş uçaklarının bile farklı amaçlarla kullanılacağını göstermek için yaptım bunu. Çünkü günümüzün bilgi toplumlarında birtakım kültürel yöntemlerle savaş anıları canlı tutuluyor insanların. Mesela Amerikan film sektöründe her yıl bir-iki film çevriliyor. Savaş karşıtı yayınlar yapılıyor sürekli.
     
Bir savaş muhabiri olarak Türkiye için gözleminiz ne bu konuda ?
     Biz ancak başımıza geldiğinde, o da ancak ateşin düştüğü yerdeki insanların canı yanınca bazı şeylere tövbe ediyoruz. Ama yavaş yavaş bizde de başladı. Mesela Rahmi Koç böyle bir müze açtı. Zaten benim en büyük idealim de böyle bir müzeye sahip olmak. Neyse ki bugüne kadar topladığım objeler de bir koleksiyona dönüşüyor yavaş yavaş.
     
Neler var bu koleksiyonda?
     Afrika’dan topladığım avcı okları, metali keşfetmemiş kabilelerin hayvan boynuzlarından yaptığı oklar, yamyamların kafa, el, hatta parmak kesmede kullandıkları palalar, taştan yapılmış keskiler, füze parçaları. Yani taş devriyle uzay çağı arasındaki süreçte yapılmış birçok savaş malzemesi. Kruz füzesinin bir parçası var mesela. Bağdat’ta, otel odamızın önünden geçen ve az sonra patlayan füzenin bir parçasıydı. Eski Sovyetler Birliği’nin stratosfere çıkan uçağını kullanan pilotun giysisini de saklıyorum. Irak’ta, Afganistan’da kafasına mermi yemiş, Japonlara esir düşmüş Amerikan askerlerinin kasklarını da...
     
Peki neden bir Afrika kulübesi seçtiniz bunları sergilemek için?
     Borneo Adası geçtiğimiz yıllara kadar orman koşullarında yaşayan bir bölgeydi. Burada kafatası avcısı olarak nitelendirilen insanlar düşmanlarının kafalarını tütsüleyerek evin bir yerlerine koyarlardı. Kulübeyi de aynı onların yaşadıkları yerler gibi yaptım.
     
Bu koleksiyon bir müzeye dönüşecek mi sonunda?
     Evet. Şu anda değil ama benim gibi çalışan arkadaşlarımla birlikte bir Haberci Vakfı kurmak istiyorum. Savaşı herkese anlatmak zorundayız. Bu her habercinin görevi çünkü. n
     
"Totemini satıp müzik seti alınca köyün reisi oldu"
      "Her eşyanın bir anısı var bende. Mesela Tenere Çölü’nde 500-600 kilometre yol yürümüş, bir o kadar daha yürümek zorunda olan bir yerliden aldığım bir totem var. "Niye bu totemi yanında getirdin?" diye sorunca "Libya’ya götürüp satacağım. Bir arkadaşım benzeri bir totemi satıp müzik seti aldı. Onunla da köyün reisi oldu" demişti. Şimdi o totemi elime aldığım zaman o adamı da ruhumda yaşatabiliyorum.
     
     "Eşyanı alıyorum çünkü az sonra burası yok olacak"
      Ruanda’da ikiye bölünmüş bir adamın belki kurtulurum umuduyla sarıldığı ve ölünce avcunda kalan bir İsa heykeli beni hep çok etkiledi. Tabii bunları belirli ritüellerle alıyorum ben de. Aynı Aborjinlerde olduğu gibi önce özür diliyorum: "Bunu alacağım çünkü az sonra burası belki de yok olacak." Böyle bir şey geçiriyorum içimden.
     



 PAZAR


"Takımda herkes büyük sözü dinler"
"Arabamı dünyanın en güzel kadınına tercih ederim"
"Evli misin?" diye sormak Japonya’da evlenme teklifidir
Savaş uçağı saksı oldu
Bir tek Oscar’ı eksik
Kel babaların saçlı oğulları...
Gelecekte parlayacak Türk markaları
Kaplanlar sergileniyor
"Ah şu kabız" hak huk
Eğlencenin en popüler beş masası
Hem lezzet hem serinlik...
Bebek’in ‘Yeni Güneş’i Poseidon oldu
Bir erkeklik motoru: Rocco Siffredi
Henman yine yerel bir kahraman olarak kaldı
Hititbilimin babası
En seksi çağda romantizm kasıp kavuruyor
Yeşilçam’ın erotizmi...
Her şeyi bilen falcı ve bir kapının öyküsü
Eski bir dost


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet