
|

Üç kadın bir adam ve aşk
Feyza Hepçilingirler, merkezine aşk - özgürlük - ölüm üçgenini yerleştirdiği, darbelerle sekteye uğrayan yaşamları aşk üzerinden anlattığı romanı "Tanrı Kadınöda acılı satırlara içtenlikle cüret ediyor.
ILGIN SÖNMEZ
Tanrı Kadın", ‘darbe’ler atlatan kadınlara bir güzelleme mi?
Bu roman, yirmi yılda yazıldı diyebilirim. Başladığımda darbelerin insanların yaşamını nasıl darmadağın ettiğini anlatmak vardı kafamda. Yalnızca bir kadın ve bir erkeğe odaklanacaktım ancak zamanla eklenen kişiler romanın akışını değiştirdi. Çok fazla da müdahale edemedim.
Bir erkekte kesişen üç farklı kadın var romanda. Erkek, finalde üçünü de ‘kadınları’ olarak biraraya getiriyor.
Tahir’in bu kadınlara yansımalarının ne kadar farklı olduğuna dikkat çekmek istedim. Çünkü insanların birbirini belki de hiçbir zaman tam olarak anlayamayacaklarını düşünüyorum. Üç kadın da Tahir’i çok iyi tanıdığını, en yakın olduklarını sanıyor. Kadınların kendilerini nasıl yansıttıklarını da olabildiğince içlerine girerek anlatmaya çalıştım.
Tanrı kadınınız Ayşe, ne harekette ne de aşkta isteğini tam olarak gerçekleştiremiyor.
Ayşe, hiçbir alanda tam olarak kendini gerçekleştirememiş bir kadın. Hareket içinde de benimsediği insanlardan olmadık darbeler yiyor. Saygı duyduğu insanların tacizine uğruyor. Özel yaşamındaki insanları ihmal ediyor; kendini toplumcu olarak tanımlayan bir kız. İhmallerini anlaması da yine darbeyle oluyor çünkü darbeden sonra dönüp bakacağı sadece kendisi kalıyor. Büyük aşkı olarak gördüğü kişi için bile parmağını oynatmadığının farkına varıyor.
Kitapta klasik roman yapısını kırdığınız, iç seslere denk düşen biçimsel denemeler var.
O biçimleri nasıl bulduğumun farkında değilim açıkcası. Belki de postmodernizmle örtüşebilen bir şey ama romanı 1981’de yazmaya başladığımda postmodernizmin adı bile yoktu. Mesela ‘çok benli kadın’ nerdeyse kendini bana yazdırdı. Yani onu ben bulmadım. Ayşe de bulmadı. Kadın bir biçimde ortaya çıktı. Mucizevi diyebileciğim bir biçimde de kendi söyleyeceklerini söyledi. Sonra sustu. Onlar Ayşe’nin içsesleri. Onun gibi materyalist bir kafaya sahip birinin aslında çok da inanmaması gereken şeyler. Biçimsel değil ifade kaygılarıyla kırıldı anlatım düzlemi.
Romanı ütopyayla bitirdiğinizi kabul ediyor musunuz? Mesela ‘tanrı kadın Ayşe’, niye gerçekçi biçimde yalnız kalmadı da sevdiği adamın kızlarına anne oldu?
Ayşe’nin bu yaklaşımı da tam olarak toplumcu gerekçelerle benimsemiş olabileceğini düşündüm. Çocuklara bakmayı, reddettiği düşünülen büyük bir aşkın bedelini ödemek gibi algılıyor... Belki biraz ütopya ama gerçekten de insanların, katı gerçeklerinin dayattığı gibi yaşamayabileceğine ve kendi ütopyalarını var edebileceğine inanıyorum.
Feminizm bu romanın ve hareketin ne kadar içinde?
Sol hareketin içinde feminizm pek yok. Erkek zihniyeti ve kadınların yaklaşımı yine iki farklı kanaldan geliyor. Kitap ise feminist bir kitap olsun diye yazılmadı ancak kadınlara bir çeşit özgüven vermeyi kendiliğinden başarırsa, buna da itiraz etmem. Belki psikolojik bir roman denebilir.
Merkezdeki adam Tahir için hangi kadın daha tahrik edici?
Sacide. Ayşe, çocukluğundan getirdiği bir takım kısıtlamaların dışına çıkmayı başaramıyor cinsellik açısından da. Aralarında cinsel bir şey geçmiyor. Ancak Tahir’e gitmeden az önce o zincirlerden bir tanesini kırmayı başarıyor. Zehra, çocukluğunda yaşadığı bir taciz, travma sonucunda cinsellikten hep uzak tutuyor kendini. Evli olduğu süre içinde bile cinselliği görev olarak yerine getiriyor. Tahir’in Sacide ile paylaştığı belki de sadece cinsellik. Ama tabii bu ilişkiyi daha az değerli yapmıyor.
Ayşe’nin çocukluğu ve özellikle babasını kaybetmesinde yakaladığınız acının ritmi hakiki...
Annemi kaybettim ben. Üstelik o kaybı, yaşamımda neleri değiştirdiğini bilemeyeceğim şekilde yaşadım. 20 yaşındaydım ve eceliyle ölmemişti annem. İntihar etmişti. Bir ölüm yaşamış olmak, Ayşe kadar küçükken değilse de bir yakını kaybetmenin acısını anlamamı, söylediğiniz biçimiyle ritmini kavramamı sağlamış olabilir.
20 yıl öncesinin bu insanları şimdi ne oldular?
Romanı yeniden ele aldığım son iki yılda, önce tümüyle günümüze taşımayı düşündüm. Ancak bugüne oturtamayacağımı fark ettiğim için vazgeçtim. Bu duyguların, bu hakikatle yaşanması o yıllar için söz konusuydu. Keza aşk da öyle. Benim anlattığım insanlar artık kendilerini şu an yaşanan şeylerin içinde görmüyor. Bugünkü yüzeysel ilişkiler, 20 yıl önce genç olan insanların yaşadıkları derinliği elbette karşılamıyor.
Tanrı Kadın
Feyza Hepçilingirler
Remzi Kitabevi Fiyatı: 9.000.000 TL 292 s.
KÜLTÜR & SANAT


Komşu kızı rozet taktı!
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Doyasıya ‘klasik’ caz
‘Damardan edebiyat’
Yatırım fonu yerine resim
Mevlana çılgınlığı
Üç kadın bir adam ve aşk
"Obsesif yanımı okudum ve anlattım"
Akıbetini bekleyen galeri
Haniymiş onun sevdası?
Oasis nasıl kurtulur?
Kanunsuz topraklarda
Bir hortlak hikâyesi
"Jön ne demek?"
Ödüllü müzede denizaltı
MOMA’ya sofra takımı sokan adam
Görsel Sanatlar’da yeni adımlar
Yıldızların altında müzik
Yunanistan’a müzikal yolculuk
Psikoterapi dersleri
Kral sanatçıdan kral şehre
"Heykel yinelenen tutkulardan doğar"
Modernden çağdaş dansa
Kuşadası’ndan sinema geçti
1994 tarih olurken
Polisiyenin İtalyan hali
Kısa... Kısa... Kısa... Kısa... Kısa...
Haftanın albümleri
Gizli silah
Kıssadan hisse
Hayat atölyesi
Müzik Magazin
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|