
|

Kıssadan hisse
ZEYNEP AVCI
Genç ama çok genç bir edebiyat meraklısı, yazdığı şeyleri kolunun altına sıkıştırmış, okutacak birini ararmış. Öyle birini bulmalıymış ki, ilgi göstersin, yüreklendirsin. Yazınsal yaşamının önünü açsın, güzel şeyler yazdığını söylesin, böylece onu yazınsal yalnızlığından kurtarsın.
Aramış, taramış, sonunda dönemin ünlü ozanlarından birinin, evine çekilmiş, herkesten uzak yaşadığını, arada bir bazı genç edebiyatçıları kabul ettiğini, onlarla sohbet ettiğini öğrenmiş. Ne yapmış, ne etmiş, usta ozanın evine girmeyi becermiş.
Kolunun altında üç - beş yazısıyla ozanın karşısına geçmiş.
Ozan önünde bir rakı kadehiyle otururmuş. Rakının yanında azıcık beyaz peynir, birkaç dilim de kavun. Genç edebiyat meraklısının önüne de bir kadeh rakı koymuş, peynirle kavunu da bölüştürmüş. "Şerefe" demiş. Birer yudum içmişler, sohbete başlamışlar.
Laf lafı aça dursun bizim genç, heyecan içinde, lafın öyle bir yerini yakalamaya çalışıyormuş ki, hemen kolunun altındaki kağıtları çıkarabilsin, usta ozanın önüne koyabilsin, sabırla okuyup bitirmesini beklesin, sonra da kulaklarını dört açıp ozanın söyleyeceklerini dinlesin...
Güneş batmak üzereymiş ama henüz beklediği an gelmemiş. Buna karşılık, gencin gözlerinin içine bakarak kavunundan bir dilim alıp rakısından bir yudum içen ozan biraz düşünmüş, sonra da "Sana bir öykü anlatacağım," demiş. Genç sesini çıkarmamış. Ozan başlamış anlatmaya:
"Bereketli topraklar üstünde yaşayan bir adam, bu adamın yaşadığı evin bahçesinde de bir elma ağacı varmış. Adam bu elma ağacına gözü gibi bakarmış. En iyi suyla sular, en iyi gübreyle besler, tek bir böceğin bile ağacı rahatsız etmesine izin vermezmiş. Bu kadar özenle bakılan ağaç da nankörlük etmemiş, adama dünyanın en güzel, en kırmızı, en lezzetli elmalarını vermiş. Elmaları toplama vakti geldiğinde, adam ağaca çıkmış, her elmayı eliyle, tek tek toplamış, pazara götürmek üzere bir arabaya doldurmuş. Öyle büyük, öyle parlak, öyle güzel elmalarmış ki, adam bir bakmış bir daha bakmış, her bakışında elmalara biraz daha hayran olmuş.
"Arabaya atları koşup yola çıkmaya hazırlanırken içinden şöyle diyormuş: ‘Kimse bir elma ağacına bu kadar özen göstermemiştir. Kimse bir elma ağacına bu kadar iyi bakmamıştır. Kimsenin elma ağacı bu kadar güzel elmalar vermemiştir. Ama yine de ben bu elmaları alacağım, pazara gideceğim, yaygımı serip elmaları üstüne dizeceğim, herkesin elmaları arasında satacağım. Kimse de bu elmaların ötekilerden ne kadar farklı olduğunu görmeyecek. Elma kaç paraysa, ben de o kadara satacağım. Elmalarım elden gidecek, bense bir tek kişinin bile takdirini alamadan döneceğim evime.’
"Öyle de, yapacak başka bir şey yokmuş. Adam el yüklü arabasıyla kendini tozlu patikaya vurmuş, pazara doğru yola koyulmuş. Araba taşlı yolda ilerlerken bir sarsılmış, bir daha sarsılmış, arabadaki elmalardan biri tekerlenip arabadan aşağı, tozlu yola yuvarlanmış. Adam arabadan bir elma düştüğünün farkına bile varmamış. Araba pazara doğru uzaklaşmış, gözden yok olmuş.
"Derken yolda yorgun bir yolcu belirmiş. Sıcaktan, tozdan bitkinmiş. Elmayı görmüş. Eğilmiş, almış. Bakmış, bakmış, ‘Vay anasını!’ demiş, ‘Bu nasıl elma böyle... Hem çok kırmızı, hem çok büyük...’ Bir ısırık almış, ‘Hem de amma lezzetli’ diye eklemiş. Sonra takdirle bakmış elmaya. ‘Helal olsun seni yetiştirene’ demiş, kendi kendine. ‘Böyle bir elma ne yedim, ne gördüm, ne duydum. Helal olsun!’ Elmasını yiyip mutluluğa boğulan yolcudan asla haberi olmayacak olan elmacı ise pazardaki yaygısının başında müşteri beklermiş..."
Edebiyat meraklısı genç, kolunun altındakileri ozana hiç gösterememiş. Yalnızca ozana değil, kimseye göstermek gelmemiş artık içinden.
Tozlu yolda belirecek yolcuyu hiç unutamamış ve yazmış da yazmış...
Yazara e-mail: zavci@hotmail.com
KÜLTÜR & SANAT


Komşu kızı rozet taktı!
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Doyasıya ‘klasik’ caz
‘Damardan edebiyat’
Yatırım fonu yerine resim
Mevlana çılgınlığı
Üç kadın bir adam ve aşk
"Obsesif yanımı okudum ve anlattım"
Akıbetini bekleyen galeri
Haniymiş onun sevdası?
Oasis nasıl kurtulur?
Kanunsuz topraklarda
Bir hortlak hikâyesi
"Jön ne demek?"
Ödüllü müzede denizaltı
MOMA’ya sofra takımı sokan adam
Görsel Sanatlar’da yeni adımlar
Yıldızların altında müzik
Yunanistan’a müzikal yolculuk
Psikoterapi dersleri
Kral sanatçıdan kral şehre
"Heykel yinelenen tutkulardan doğar"
Modernden çağdaş dansa
Kuşadası’ndan sinema geçti
1994 tarih olurken
Polisiyenin İtalyan hali
Kısa... Kısa... Kısa... Kısa... Kısa...
Haftanın albümleri
Gizli silah
Kıssadan hisse
Hayat atölyesi
Müzik Magazin
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|