
|

Hayat atölyesi
MURATHAN MUNGAN
Önce Eskişehir sonra Kuşadası ve hep Istanbul Beni değiştiren, dönüştüren edebiyatın, başkalarını da değiştirip dönüştürdüğünü görüyorum. Bir zamanı birlikte katediyoruz. Edebiyat bir yalnızlık sanatıdır elbet. Ama içimizi kalabalıklaştırmadan yalnızlığımızı yaşayamayız ki...
2. Kuşadası Altın Kıyı Kısa Film Festivali’nde "Sinema ve Edebiyat" başlıklı bir kapanış konuşması yaptım geçtiğimiz hafta. Böylelikle yaklaşık iki aydır süren Anadolu’nun çeşitli kentlerindeki söyleşi ve imza programlarının da sonuncusunu gerçekleştirmiş oldum.
Yazdıklarınızın başkalarının hayatındaki yankılarını görüyorsunuz. Sizi dinlemeye, görmeye, konuşmaya, soru sormaya, imza almaya gelen yüzlerce okurunuzla karşılaşıyor, bir biçimde "kendi sosyolojinizle" tanışıyor, farklı okurların ve okumaların nabzını tutuyor, ilginç buluşmalarla canlı bir ilişki yaşıyorsunuz. En önemlisi hiçbir edebiyat ödülünün yerini tutamayacağı derinlik ve büyüklükte bir sevgi ve ilgiyle karşılaşıyorsunuz. Gecelerin ve mürekkebin hakkını geri ödüyorsunuz.
Bütün bunlar yazdığım satırlarda gezinen gözlerle göz göze gelmek içindi.
* * *
Ben edebiyatı yalnızca, öldükten sonra bir değer anlaşılması ya da uzun zamanlara yayılan etki gücü olarak görenlerden değilim. Bunları ben de istiyor ve önemsiyorum elbette. Ama benim edebiyattan anladığım, insanların hayatlarını nasıl zenginleştirdiğine, onların elinden nasıl tuttuğuna dair bir şimdiki zaman keyfi ve doyumu yaşatması da aynı zamanda... Yazımın, zamandaşım olan okurların hayatında da bir yeri, bir gücü olduğunu görmek istiyorum. Ben bu şanslı yazarlardanım. Beni değiştiren, dönüştüren edebiyatın, başkalarını da değiştirip dönüştürdüğünü görüyorum. Bir zamanı birlikte katediyoruz. Edebiyat bir yalnızlık sanatıdır elbet. Ama içimizi kalabalıklaştırmadan yalnızlığımızı yaşayamayız ki...
* * *
Bu yıl birçok genç arkadaşımdan, kendilerini güçsüz, zayıf ve değersiz hissettikleri, intiharın eşiğinde oldukları dönemlerde, yazdıklarımın onları nasıl da intiharın eşiğinden döndürdüğü, onlara güç ve cesaret aşıladığı yönünde çok sayıda e - posta ve mektup aldım. Benden ve yazdıklarımdan onlara geçen bir enerjinin onları ayakta tuttuğunu söylüyorlardı. Farklı kentlerde ya da bölgelerde yaşayan, birbirini tanımayan bu gençlerden hemen hemen aynı sözleri duymak beni heyecanlandırdı, düşündürdü; sorumluluğumu artırdı.
Ne yazık ki, bu turne sırasında da karşılaştığım birçok benzer örnek, intihara eğilimli gençlerin hiç de azımsanmayacak bir sayı oluşturduğunu ve sorunun ciddi bir toplumsal boyuta vardığını kanıtlıyordu.
Bu zeki, duyarlı, öğrenmeye açık pırıl pırıl gençlerin gözlerinin yenilenmiş ışığında yazdıklarınız, söyledikleriniz yoluyla payınızın olduğunu bilmek, sizde bulduklarını söyledikleri güç, cesaret, enerjiyi yazınızda ve hayatınızda diri tutabilmek ne büyük mutluluk ve onur!
Ölmeyi düşünmeden de birbirimize hayatlar borçlanabiliriz sevgili arkadaşlarım. Bana, edebiyata, hayata güvendiğiniz için hepinize sonsuz teşekkür ederim.
Hayattan caymamakla bana hayat verdiniz.
Bu arada oğullarının adını "Murathan" koyacak kadar sevenler! Ömrümüz olsun!
Herkese her şey için bir kez daha teşekkür etmek isterim.
ESKİŞEHİR Eskişehir, benim için ilkin arkadaşım Zeynep Zeytinoğlu’nun memleketidir. Önceden bilmeyenler bu adı bu yıl iyice öğrendi sanıyorum. Zeynep Zeytinoğlu, Anadolu sanayiicilerinin öncülerinden kabul edilen Mümtaz Zeytinoğlu’nun kızıdır.
Mümtaz Zeytinoğlu’nun, Tahsin Yücel’in yayıma hazırladığı "Ulusal Sanayi" adlı kitabı, yıllar önce Çağdaş Yayınları’nca yayımlanmıştı. Adalet Ağaoğlu’nun "Üç Beş Kişi" adlı romanını yazarken yararlandığını söylediği kitaplardandır.
Zeynep Zeytinoğlu, bu yıl ekim ayında bir yenisi yapılacak olan "Uluslararası Eskişehir Festivali"nin yöneticiliğini bir süredir başarıyla sürdürüyor.
Ayrıca Eskişehir’de arkadaşlarım Şafak ile Haluk yaşar. Haluk Gülgen üniversitede ve bir iletişim uzmanı. Bir de "Paranın Cinleri"nde söz ettiğim çocukluğumun Belkıs ablasının da orada yaşadığını biliyorum.
Eskişehir benim için hep tren yolculuğudur. Bir keresinde Ahmet Cemal ile restoranında oturmuş, konuşa konuşa Istanbul’a gelmiştik. Işıklı bir anı.
* * *
Bonn’dan döndüğümüz gün, evimde ancak iki saat geçirebildim, trene binip yola çıktık. Ne zamandır yataklı vagona binmemiştim.
Üniversite içindeki D&R’da İnsancıl Kitabevi ile ortak oluşturdukları bir imza programına katıldım, ardından üniversitede bir söyleşi yaptım. İki saat boyunca neredeyse kımıldamadan dinlediler. Hocaları söyledi: Bu iyiye işaretmiş!
Akşam yemeğini Eskişehir dışında "Regülatör" denilen su kenarında sessiz, sakin, yeşillik bir restoranda yedik. Sakız tatlısı olağanüstü!
* * *
Eskişehir her gittiğimde biraz daha gelişmiş görünüyor gözüme. Üniversitelerin varlığı, Anadolu kentlerinin bütün çehresini değiştiriyor, gençleştiriyor, daha dinamik kılıyor, dünyaya daha çok yaklaştırıyor.
Eskişehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’in şehre ciddi bir canlılık ve hareket kattığı söyleniyor. Eski meyve ve sebze halini, daha çok gençlerin devam ettiği kafelerin bulunduğu hoş bir mekân haline getirerek hayata katmışlar; "Haller" diye anılan burayı dolaşıyor, ardından ilkin "Shakespeare Baröda oturuyor, ardından "Buda Bar"a gidiyoruz. O gece Gülşen sahne alacakmış. Sahneye yeni albümünün ilk şarkısıyla çıktıktan sonra yarım saat Sezen Aksu, ardından da sürekli başkalarının şarkılarını söylüyor. Havaya kağıt peçete savurmayı eğlenmek ve günün modasına uymak sananlara bir süre baktıktan sonra, "Hayal Kahvesi"ne gidiyoruz.
Eski bir şarap deposuyken kulüp haline getirilen, avlusunu da kullanıma açan yerleştirme düzeniyle "Hayal Kahvesi"ni her zaman sevmişimdir. Bizim gitiğimiz gece bir lisenin mezuniyet gecesi varmış. Böyle özel gecelerde anneleri gibi uzun tuvaletler giyen ve anneleri gibi saç yaptıran kızlar hep içimi sızlatır.
Porsuk çayının kenarına dizilmiş yan yana bir sürü açık hava kahvesi var. Döneceğim sabah Eskişehir’den arkadaşım Şafak’la "Acıktım" adlı kahvede sabah kahvaltısı yapıyor, sonra çay kıyısında yürüyoruz. Tıp’ta okuyan arkadaşım Ali Esat geliyor sonra.
"Emre adının lanetine uğradım galiba," diyorum. "Nermin’e, Emre’nin kartvizitini kaybettirdiğim için okurların ahı tutmuş olmalı. Keşke akşama kulübe çağırsaydık çocuğu. Aklım Emre’de kaldı."
HAVAALANI Son zamanlarda en çok vaktimi geçirdiğim mekânlar havaalanları oldu. Fazıl Say’ın Efes’teki Nâzım Hikmet gösterisi dönüşü nedeniyle Fazıl Say’ı ve Genco Erkal’ı görüyorum İzmir Havaalanı’nda. Daha doğrusu ben görmüyorum da Işıl Özgentürk gösteriyor. Gösteriyi izleyen hemen herkes memnun görünüyor.
Işıl Özgentürk’le hep bu çeşit karşılaşmalar yaşarız. Onun sevdiğim yanı, kadın, solcu, yazar olup da yaşama sevincini, dirimselliğini hiç yitirmemiş olmasıdır. İçtiği şaraptan, girdiği denizden, gördüğü filmden, yediği balıktan aynı iştahla söz eder. Canlıdır. Hayatta gözü vardır. Karşılaştığınızda size entelektüel gerginlik yaşatmaz. Seyrek karşılaşmamıza karşın, her seferinde dün ayrılmışız gibi kaldığımız yerden laflamayı sürdürürüz.
En son Assos’ta karşılaşmıştık. O da benim gibi derin ve soğuk deniz sevenlerdendir. Geçen gün eski kocası evlenmiş, önümüzdeki günlerde de kızı evleniyormuş. Birbirimize birkaç rüyamızı anlattık. Sonra Istanbul’da havaalanında ayrıldık.
KUŞADASI Kent merkezinin 6 km. dışında bir otelde kalıyorum. İlk akşam Kuştur’a inip romanım için malzeme topluyorum.
Söyleşimin yapılacağı kale içine yürürken, ilkin Metin Üstündağ ve Hatice Meryem’i görüyorum. Yanlarında Istanbul Kısa Filmciler Derneği Başkanı Oktay Güzeloğlu var. Metin’in meğer "Deniz Ali" adında çok şahane bir oğlu varmış. Zeki ve sevimli, yeni tanışıyoruz, tanışır tanışmaz yoğun ilgisine mazhar oluyorum. Küpemden başlayarak her şeyimle ilgileniyor. Bana okul arkadaşlarını ve kavgalarını anlatıyor. On ikisine kalmadan stand - up komedyen olmaya kalkışacağı belli. Çocuğun ruh sağlığı için "Leman" çevresinden uzak tutmaları gerektiğini söylüyorum.
Söyleşim sırasında Gülsen Tuncer ve Engin Ayça geliyorlar. Engin Ayça adını, gençlik yıllarımdaki önemli sinema dergilerinden biri olan "Yedinci Sanat" ile birlikte anarım hep. Yıllar önce, gündüzleri bankada çalışır, geceleri üniversite sınavlarına hazırlanırken, o derginin açtığı bir kısa film hikâyesi yarışmasına katılmıştım. Hikâyemin adı "Mardin’li Kıdo" idi.
Söyleşimden sonra ödül töreni yapılıyor. Eflatun Nuri ve Semir Arslanyürek ile tanışıyorum.
BENCE ŞİİR Everest Yayınları, "Postmodern Hesaplaşmalar" başlığıyla bir süredir birbirinden ilginç kısa, küçük kitapçıklar yayımlıyor. Postmodernizmin gündeme "güncelleyerek" getirdiği, yeniden tartışmaya açtığı bir dolu soruna ışık tutan kitapçıklar bunlar.
Baudrillard, Foucault, Chomsky, Lacan, Derrida, Wittgenstein , Heidegger, Freud, Nietzsche, Darwin adları çevresinde örgütlenmiş çalışmalardan oluşuyor.
Bildik yaklaşımların dışında, önceden kabullenilmiş kimi yargıları zorlayan, okuru yeni çıkarsamalara yönlendiren, ufuk açıcı metinleri kapsıyorlar. Kendi payıma hem özel bir okuma keyfi hem de başlığa çıkardığım gibi bence hepsi şiir... Çünkü günümüzde disiplinlerarası ilişkilerin kazandığı yeni özgürlük alanları nedeniyle, kullanılan dil şiirselleşmekten asla ürkmüyor. Baudrillard’dan Lacan’a çoğu şiirsel bir dil kullanmaktan, imgelemle serbestçe oynamaktan çekinmiyorlar.
Birkaçını olsun okumanızı öneririm.
KISA FİLMLERİN ÖNEMİ Bu çeşit festivaller, kısa filmciliği özendirmenin yanı sıra, üretimi artırması, kısa filmlere gösterim alanları ve seyirci alışkanlığı yaratması bakımından da önemli. Sinemanın pahalı bir endüstri olduğu düşünülürse, yeni sinemacıların kendilerini ve yeteneklerini sınayabilecekleri önemli bir alan kısa filmcilik...
Ticari sinemalarda film öncesi kısa film gösterimi yaygınlaştırılabilse, kurum ve kuruluşlar kısa filmlere kaynak oluşturmaya özendirilse, sinema hem anlatım zenginliklerine hem yeni insan kaynaklarına kavuşacaktır.
Kuşadası, kısa film şenliğinin uluslararası niteliğini öne çıkarmayı başarır, bu etkinliğini süreklilik kazandırarak gelenekselleştirebilirse, önemli bir başarı gerçekleştirmiş olacak. Çünkü dünya sinemasında kısa filmcilik hâlâ değerini ve önemini koruyor.
SONBAHAR, ERTELENMİŞ RANDEVULARIN MEVSİMİ Programın yükü ve yoğunluğu nedeniyle istediğimiz her yere gidemedik. Bazı kentlerin programlarını başka tarihlere erteledik. Kimi yerler de konuk ağırlamanın "standartları ve kalitesi" konusunda kuşku uyandırdıkları gibi, kesinleşmemiş tarihleri okurlara erken duyurdukları için bizi zor durumda bıraktılar. O şehirlerle buluşmayı başka programlara erteledik.
Istanbul’da Tünel’de Ada Müzik’te ve Maslak’taki İş Kuleleri’ndeki ’da birer imza programı yapıldı.
Yazara e-mail
KÜLTÜR & SANAT


Komşu kızı rozet taktı!
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Doyasıya ‘klasik’ caz
‘Damardan edebiyat’
Yatırım fonu yerine resim
Mevlana çılgınlığı
Üç kadın bir adam ve aşk
"Obsesif yanımı okudum ve anlattım"
Akıbetini bekleyen galeri
Haniymiş onun sevdası?
Oasis nasıl kurtulur?
Kanunsuz topraklarda
Bir hortlak hikâyesi
"Jön ne demek?"
Ödüllü müzede denizaltı
MOMA’ya sofra takımı sokan adam
Görsel Sanatlar’da yeni adımlar
Yıldızların altında müzik
Yunanistan’a müzikal yolculuk
Psikoterapi dersleri
Kral sanatçıdan kral şehre
"Heykel yinelenen tutkulardan doğar"
Modernden çağdaş dansa
Kuşadası’ndan sinema geçti
1994 tarih olurken
Polisiyenin İtalyan hali
Kısa... Kısa... Kısa... Kısa... Kısa...
Haftanın albümleri
Gizli silah
Kıssadan hisse
Hayat atölyesi
Müzik Magazin
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|