
|

Rahatlama?..
DEVLET Bahçeli’nin basın toplantısından biraz önce telefonda Kemal Derviş’le görüşüyorum. Sorum üzerine diyor ki:
- Sayın Başbakan da söyledi. Hem hükümette olup hem dışarıdaki bir oluşumu desteklemem doğal değil. Bunu ben de gördüğüm için, istifamı sunmuştum zaten...
Derviş, neden göreve devam ettiğini anlatıyor:
- Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Başbakan... İkisi de çok saygı duyduğum insanlar; aynı zamanda biri devlet, öteki hükümet. Bana diyorlar ki, ülkenin ihtiyacı var, görevi bırakma... Beni eleştirenler bu durumda ne yapardı?
Derviş bu sorusunda haklıdır. Bir yanda siyasi etik anlayışı, öbür yanda siyasi sorumluluk ve görev duygusu... Derviş "görev ve sorumluluğu" tercih etmiştir.
Bahçeli dün basın toplantısında Derviş’i eskisi gibi eleştirmekle beraber, "takdir Başbakanı’ndır" diyerek ortamı yumuşatmış, tıkanmanın önünü açmıştır.
***
BU durumda Derviş ne yapacak? Konuşmasından anlıyorum ki, gerçekten bir etik ve tutarlılık sıkıntısı çekiyor. Ama ekonomik dengelerin hassaslığını ve kurumların işleyişinde kişisel rolünü bildiği için "yüzüstü bırakıp gitmeyi"yi de doğru bulmuyor.
Derviş bugün Cumhurbaşkanı Sezer’le görüşüyor. Sezer ekonomik işleyişte Derviş’e ciddi ihtiyaç olduğunu belirtip göreve devam etmesini isterse, Derviş bir süre daha devam edebilir. Sezer’den yeterli desteği görmezse hemen ayrılabilir.
Bahçeli, dünkü basın toplantısıyla, genel politikada da bir yandan rahatlama sağlarken, öbür yandan "Madem AB sürecine inanıyorsunuz, hadi yapın" diyerek öteki partileri sınava çağırmıştır!
AB’ye öncelik veren öteki bütün partiler, gerekli yasaları çıkarmak için anlaşırsa, Bahçeli bunu hükümeti bozma sebebi saymayacaktır.
Bu noktada, Mesut Yılmaz, artık bir hükümet krizi çıkmayacağını görerek, AB yasaları için öteki partilerle temasa geçmek üzüre inisiyatif almıştır; iyi de etmiştir.
AB yanlısı bütün partiler şimdi gerçekten bir samimiyet sınavındadır. Özellikle de "kayıtsız şartsız destek" taahhüdünde bulunan DYP!
***
AB yasalarını çıkarmanın iç politikada riskleri vardır. Bu yasalar, uzun vadeli büyük yararlarının yanında, kısa vadede, hele de seçimlerde "ülkeyi böldürtecekler..." diye popülist bir karşı propagandaya elverişlidir!
AB yanlısı partiler bundan ürkmemeli, yasalar da aceleye getirilmemelidir. Bir model hatası, bölücülüğü gerçekten güçlendirebilir... ‘Özel dil kursları’ PKK’nın yeni örgütlenme alanı olabilir!
Ama eğitim fakültelerinden mezun olmuş, kadrolu öğretmenler tarafından, liselerde müfredat dışı seçimlik ders olacak şekildeki bir düzenleme böyle bir sakıncayı önler.
Bu konularda teknik çalışmanın çok iyi yapılması, üniter devlet ilkesini zedelemeyecek modellerin geliştirilmesi lazımdır. AB yanlısı partiler bu mutabakatı sağlayabilirse, erken seçim tarihi de bu çoğunluk tarafından ihtiyaca göre belirlenir.
Yeter ki, iyi niyet olsun... Bu olursa Türkiye bir krizi bir atılıma çevirebilir; çevirmelidir de...
t.akyol@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|