
|


Arhan Kayar: "Ben tasarımcıyım. Kibrit kutusu da tasarlarım, dev bir parti de"
"Ekonomik krizi yenmek için parti veriyoruz"
Ahmet Tulgar
Arhan Kayar kendisini bir tasarımcı olarak tanımlıyor. "Küçücük bir kibrit kutusu da tasarlayabilirim, binlerce metrekarelik bir alan da veya dev bir şov da" diyor. Ve sahiden de şu sıralar hafta sonları İstanbul, Park Orman’da "Reactor Systems" adında dev bir parti düzenliyor. Kayar’a göre bu parti ekonomik krize bir direnme, bir başkaldırı. Bence bir "tüketim ayini" olma riski de söz konusu. Ama neyse, bunları aşağıda konuşuyoruz zaten.
Kayar ve ekibinin firmasının adı Dream Design Factory. "Ya da Düş Dizayn Fabrikası" diyor. "Her iki dilde de DDF yani" diye ekliyor.
(Arhan Kayar İngilizce kavramları tuhaf bir biçimde, Türkçe sözcüklermiş gibi doğal ve sık kullandığı için röportaj boyunca onları ben de onun bu doğallığı içinde bıraktım. Tırnak içine almadan, yanına Türkçesini yazarak.)
Kayar’ın Beyoğlu’nda, St. Antoine Kilisesi’nin yanındaki beş yılda restore edilmiş tasarım harikası, "radikal şık" evini de gezdik. Ece Ege ile Ömer Karacan’ın doğum günleri için bu evde Kayar bir "yeni tip Jön Türk" partisi vermiş, yurtdışında yerleşik bir krema kitle -Tarkan da dahil- partiye gelmek için yoğun kar yağışı altında İstiklal Caddesi’ne düşmek zorunda kalmıştı.
Kayar Türkiye’nin o çok başarılı, laleli, Türkiye logolu ve Fahir Atakoğlu müzikli tanıtım kampanyasını da yürütüyor.
Park Orman’da düzenlediğiniz partiyi "interaktif" (katılımcı) diye tanımlıyorsunuz. Öteki partiler katılımcı değil mi?
Bizim partilerimizde konuklar kendileri de oyun oynayabiliyorlar, farklı şeyler yapabiliyorlar. Katılımcılık daha da artacak. Bu bir süreç. Şimdilik oyunla katılıyorlar.
Ama bu çok da yeni bir şey değil. Başka partilerde konuklar sus pus oturuyor mu?
Bir de sponsor gibi görünen firmalar orada ürünlerinin kullanımı ile ilgili birtakım şeyleri öğretiyorlar. Mesela bir telefon firması telefonla nasıl mesaj gönderildiğini, nasıl daha farklı şeyler yapılabildiğini öğretiyor.
Bunlar zaten fuarlarda da olmaz mı?
Ama bizim partilerimizde firmalar bunu eğlendirerek yapıyor.
Hayır, böyle sorgulayıcı girdim çünkü partinizi tanımlarken birtakım felsefi, modern kavramlar kullanıyorsunuz. Mesela "etkinlikte iletişim". Nedir bu?
Bu tür etkinlikler ya clubbing partileri (clubbing: kulübe gitmenin bir yaşam tarzı olması durumu) oluyor ya daha entelektüel olan sanat performansları oluyor ya da konserler oluyor. Bazıları bazısından hoşlanıyor, bazısından hoşlanmıyor. Biz yapacağımız etkinlikte herkesin kendi segment’ini (bölüntü) bulabilmesini istedik. İşte elektronik club müziğinden hoşlanan da istediğini bulabilsin, işte daha snob olan, köşede durmak isteyen de mutlu olsun. Ama bunlar birbirlerinden de haberdar olsun.
"Sponsorların pankart asmasına izin vermedik" Çok sayıda firma sponsorunuz olmuş durumda. Bu kadar çok marka bu partiyi bir tüketim ayinine dönüştürmüyor mu?
Bizim partimizde her sponsor firma için ayrılmış bir yer bulunuyor fakat buralara banner’larını (pankartlarını) astırmıyoruz. Her firma kendi ürününü tanıtan bir iletişim tool’u (aracı) kullanıyor. Kimi ürünüyle oyun oynatıyor, kimi ürünüyle mesela bir heykel üretiyor. Mesela bir fotoğraf firması fotoğraf çekip sergiliyor. Biz sponsorları mekanın bir parçası haline getirdik, onları aktive ettik.
Keşke o sessiz pankartlarını bir yere asmakla kalsalar. Burada ise bizzat tüketim bir eğlenceye, bir etkinliğe dönüşmüş.
Markalar her etkinlikte oluyor. Bir konsere gittiğinizde sahnenin arkasında sponsor firmanın banner’ını (pankartını) görüyorsunuz. Biz ise her markanın bir ideolojisi olur anlayışından yola çıkıp her markayı aktif bir performansa dönüştürdük.
Türkiye’de marka ideolojisi işi pek tutmuyor. Yurtdışında sokak modası olan bir kıyafet burada mafya babasının metresine alabileceği fiyata satılıyor.
Evet, çok haklısınız. Biz biraz da bu yüzden markalara burada kendilerini ifade etme, anlatma şansı veriyoruz.
"Küreselleşme Karşıtları da partimize gelebilirler" Bu partiyi organize etmenizin nedeni ekonomik krizmiş, dediğinize göre. Bir "Pompei’nin Son Günleri" ya da Lale Devri tablosu mu oluşturmak istediniz?
Ekonomik krizin ardından herkes öylece oturuyordu. Tek tek firmaların üstesinden gelebileceği bir şey değildi piyasadaki bu hareketsizlik. Bir şeyleri harekete geçirmek için küçük bir ilk hareket gerekiyordu. "Bir etkinlik sistemi yaratalım, bu da minik minik talepler yaratsın" dedik.
Neden bu partiye "Reactor Systems" adını verdiniz?
Bir birimde bir şey harekete geçtiğinde, bir enerji üretildiğinde bu diğer birimleri de harekete geçiriyordu. İçki satılan yerlerden istirahat edilen yerlere, sergi alanlarından müzik yapılan yerlere kadar bütün mekan parçaları arasındaki etkileşim reaktör kavramına uyuyordu. Ama dedik ki, "Bu ne nükleer reaktör ne de farklı bir şey." "Bu bir iletişim sistemidir" dedik. İnsanlar partiye Reaktör’ün partisi diye geliyorlar ama tabii markalar büyük yer tutuyor. Biz parti alanına hedef kitlemizin sabah kalktığı andan gece yatana kadar kullandığı markaları taşıdık.
Bu yüzden mi hedef kitlenize "Life Style gençliği" adını taktınız?
Biz yeni gençlik tipini "Life Style gençliği" olarak tanımlıyoruz. Bu kişinin yattığı karyolaya da, kullandığı jilete de, arabasının jantına da, kadının rimeline de, oturduğu plazaya da uzanıyor. Hepsini kapsıyor. Biz bu markaları kişinin duygusal olarak bağlandığı diğer markalarla ilişkilendiriyoruz. Ne bunlar? Spor salonları, DJ’ler, sanatçılar, heykeltıraşlar, şarkıcılar, dansçılar.
Öyle anlaşılıyor ki yine de sadece belli bir ekonomik seviyeye hitap ediyorsunuz.
Neden? Sponsorlarımız arasında bir deterjan firması da bulunuyor. Bu firma iki çeşit ürün üretiyor. Bir tanesini daha üst düzey için üretiyor, diğerini daha ekonomik konumluyor. Evet, şu anda yaptığımız partiler belli bir kitleye hitap ediyor. O yüzden mekan olarak da Park Orman’ı seçtik. Ama bu değişecek. Bizim çabamız farklı kesimlerin birbirlerine pozitif enerji göndermesi için.
Yine de insanları piyasadaki konumlarına, kullandıkları markalara göre ayrıştırmak çok hoş gelmiyor kulağa. Ya Küreselleşme Karşıtları partilerinizi basar, markalara saldırırsa?
Tabii gelebilirler. Herkes kendi konseptini anlatabilir bizim partimizde. Değerlendirme kurulumuzdan geçen ve barışçıl ve pozitif durumu bozmayacağına inandığımız herkese açık partimiz. Bakıyorsunuz, çok şık gelenler de oluyor partiye, şortla gelenler de ya da tamamen clubber tarzı giyinip gelenler de.
"Aşırı derecede pozitif olan kişi kaybeder" Vurguladığınız bir kavram da "pozitif enerji". Şu aralar moda olan bu kavram muhalefet, başkaldırı gibi insani tavırların önünde engel değil mi?
Aşırı derecede pozitif olan zaten kaybeder. Bizim pozitiflikten anladığımız iletişim açısından pozitif olmak, önyargıları ortadan kaldırmak.
Parti alanında bir merkez bulunmuyor mu? Şovların yapıldığı dev bir sahne filan? Hayır, sadece farklı segmentlerin kesişme yerleri oluyor. Buralarda da barlar, yiyecek içecek satılan yerler bulunuyor. Buralarda farklı gruplar bir araya geliyor.
Otonomların siyasi gösterilerine, protesto şenliklerine benziyor biraz. Farklı eğilimlerin bir süreliğine lidersiz, merkezsiz bir araya gelmesi. Bu partiler de tüketim yoluyla ekonomik krizi protesto eylemleri mi aynı zamanda? Yapılan araştırmalar her ekonomik krizde önce alkol ve kozmetik tüketiminde bir patlama olduğunu ama daha sonra insanların içe kapandığını, yalnızlaştığını gösteriyor. Biz insanları tekrar bir araya gelmeye çağırıyoruz.
Siz kendinizi, işinizi tanımlarken ne diyorsunuz?
Tasarımcı. Mimarlık eğitimi aldım, sinema ve performans sanatı ile uğraştım. Şu anda projeler yapıyorum. Kibrit kutusu da tasarlıyoruz burada, binlerce metrekarelik bir alan da tasarlıyoruz, çok büyük bir şov da tasarlıyoruz. Ama önemli olan şovun felsefesini kurmak.
"Dünyanın ünlüleri sonbaharda İstanbul’da buluşacaklar" 1999 seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Adnan Polat’ın seçim kampanyasını siz yürütmüşsünüz. Şimdi bir siyasi partinin kampanyasını hazırlasanız en çok neye dikkat edersiniz?
Bu dönem birçok partinin bölündüğü, aynı siyasi görüşten kişilerin ayrı ayrı örgütler kurduğu bir dönem oluyor. Bu yüzden bu seçimlerde uzlaşmacı ve birleştirici söylemler kullanan parti kazanır.
90 kurumun katıldığı bir yarışmada 20 oyun 20’sini alarak Türkiye’nin tanıtımı projesini hazırlama işini, ihalesini aldınız. Farklı ne yaptınız siz?
Şöyle: Mesela Irak’ta bir olay olduğu zaman Türkiye bundan çok şey kaybediyor. Turistler, yatırımcılar kaçıyor. Biz Türkiye’nin sınırlarını anlatma yolunu seçtik, Edirne ile Kars arasındaki mesafenin ne kadar büyük olduğunu anlatıyoruz. O zaman Irak eşittir Türkiye değil. İnsanlar Afganistan’ı bile Türkiye’nin komşusu sanıyor.
Dünyaya coğrafya öğretiyorsunuz yani.
Evet. İstanbul, Antalya, Kapadokya gibi ürünler oluşturuyoruz. Bunların hepsi başlı başına bir ürün. Bunların birbirlerinden, uzaklıklarını, farklılıklarını ortaya koyuyoruz. İnsanlar artık bugün konuşurken, "New York’a gidiyorum" diyor, "ABD’ye gidiyorum" demiyor. Biz de bunun çabası içindeyiz.
Bir de galiba dünya çapında ün sahibi insanların ayağını İstanbul’a alıştırma işi yapıyorsunuz.
Evet. "Sonbaharda İstanbul’da buluşalım" diye bir proje başlattık. İstanbul’u bir buluşma yeri haline getirmeye çalışıyoruz. Modacı Jean Paul Gaultier geldi. Rock’çı David Byrne ara sıra geliyor. Çok sayıda gazeteci getiriyoruz Türkiye’ye. Dünyaca ünlü cazcımız Burhan Öcal yabancı müzisyenlerle Zürih’te buluşuyordu. O da artık buluşma yerini İstanbul’a taşıdı. Dice Kayek’e, Ece Ege’ye ilişkin Japonlar bir belgesel çekecekti. Onun Paris’te değil İstanbul’da çekilmesini sağladık. Şimdi İstanbul’da yabancılara yönelik bir "Alışveriş Festivali" projesi hazırlıyoruz.
PAZAR


10 bin köylünün ‘leydi’ hanımağası
"Ekonomik krizi yenmek için parti veriyoruz"
Biyonik atletler nereye koşuyor?
16 yaşında 25 bin plağı vardı
Hangisi daha tatlı?
Biyonik atletler nereye koşuyor?
Gecelerde otopark tartışması
Müzik yazarları DJ kabininde
Almanya başbakanının "aslan annesi"
Türkiye’de mimarlık var midur?
Kalamış Marina’da "bir tatlı" eğlence
Teoman stadyuma çıktı
DVD / Selim BOY
Laila ve Reina "marka" oldu
Bir erkeklik mucizesi: Guiseppe
Zuma, Zuma, Zum!
Yeni etik çerçeveyi oluşturanlar...
Bir varmış, bir yokmuş
Futbol, İstanbul gece kulüplerinin müşteri profilini belirliyor
"Dünya Bir Gölgeliktir"
"Magölardan nefret ediyorum!
SAYFA BAŞI

|
|

|