21 Temmuz 2002 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Bir varmış, bir yokmuş

     Bir zamanlar..." diye başlayan cümleleri hep sevdim. Çünkü bizi çocukluğumuza döndüren masalları hatırlatıyor. Tıpkı o yıllardaki gibi gerçekleri tatlılıkla gösteriyor, bir şeyler öğretiyor.
     Bir zamanlar her şeyi olan bir kral vardı ama her şeye rağmen çok mutsuzdu. Ne eşleri ne adamları ne konularında en iyi olan doktorları, onu yatağa düşüren sıkıntısına bir çare bulabiliyorlardı.
     Sonra bir gün -her masalda olduğu gibi- yaşlı, bilgili ve kralın etrafındaki diğer insanlar gibi şık giyimli olmayan ve deli olduğu için kimsenin dinlemediği bir adam çıktı karşısına. Çıplak ayaklıydı ve kendi kendine konuşuyordu. Eşeğini yanına alıp sarayın kapısına oturarak kabul edilmeyi bekliyordu tüm inatçılığıyla.
     Üç gün sonra saray muhafızları düzensizliği görmekten yorulduklarından ve demokratik olduklarını kanıtlamak için onu kralın huzuruna çıkardılar. Adamcağızın gözleri ağlamaktan insandan çok kurbağanınkileri andırıyordu.
     Parmağını havaya kaldırdı ve derin bir ses tonuyla, iyileşmenin sadece tek bir yolu olduğunu vurguladı: "Gerçekten mutlu bir adamın kullandığı gömleği üzerine giymeli ve bir daha hiç çıkarmamalısın."
     Artık her şeyi denemişlerdi ve kaybedilecek hiçbir şey kalmamıştı. Kral mutsuzluktan ölüyordu. Çığırtkanlar en mutlu adamı bulabilmek için ülkenin dört bir tarafına yayıldı ve sonunda buldular. Kaderin talihsiz bir oyunuydu belki ama o adamın tek bir gömleği bile yoktu!
     Bu masalı bize küçükken ninelerimiz anlatırdı. Bu hikayeyi sizlere paranın mutluluk getirmediğini ve mutlu olabilmek için sağlığın yeterli olduğunu anlatmak için yazdığımı söylesem çocuklar bile güler. Tek isteğim sizlere mutluluğun sırrı ve arayışının dayanılmaz ölçüde bizi çektiğini ve onu bir türlü bir yakalayamadığımızı hatırlatmaktı.
     Her zaman bir şeylerin arayışında olan zengin Amerikalılar (Bin Ladin dışında aradıkları her şeyi genellikle bulurlar) bu sefer mutluluğu bulmaya karar verdiler. Her şeyi her zaman bilen onlar, kendi arayışlarını birkaç hafta içinde mutlu olma el kitabına dönüştürüverdiler.
     Bu düşünce akımının bir eseri olan kitabı sizlere tavsiye bile etmeyeceğim. Emin olun ki okumaya değmez. Aktarmak istediğim, hareketin lideri Martin Seligman’ın televizyonlar ve gazetelerde kitabın özüyle ilgili kısa açıklaması: "Ruhun rahatsızlığı ve depresyonlarını yaşamayı bırakıp insanoğlunun sahip olduğu pozitif kaynaklara bakalım!"
     Bu teori bana hiç orijinal gelmedi çünkü yoga, zen ve tüm dinler binlerce yıldır mutluluğu kendi içimizde aramamız gerektiğini vurguluyorlar. Ama nedense arkadaşın açıklamaları "yüzyılın teorisi" şeklinde algılandı. Bence mutluluğun, yeni dünyada yaşayanların bizi inandırmak istediği gibi global bir tarifi yok! Mutluluğun tarifi farklı kültürlere, ülkelere, lisanlara, yemeklere, şarkılara, heyecanları ifade edişlere göre değişiyor.
     Kuzey Avrupa’da çocukluktan itibaren kızgınlığın, mutluluğu ifade etmenin, aşık olmanın bir hak olduğu ama göstermenin mantıklı olmadığı öğretilir. Akdeniz ülkelerinde ise tam tersi; bağırarak, elini kolunu kullanarak sinirlenmek ya da aşık olduğunu avazı çıktığı kadar haykırmak, hissettiklerini tüm heyecanıyla yaşamak doğallıktır. Hatta hislerimizi belli etmemek midemize zarar verir ve doğru değildir. Öyle ya da böyle, mutluluğu belli etmenin tek bir yolu var: Gözlere yansıyan kocaman bir gülümseme! O halde, duyguları değerlendirmeyi bırakalım. Her fırsatta güzel bir kahkaha atalım. Mutlu insan, "Mutlu muyum?" sorusunu kendine sormayandır!
     
     Yazara e-mail
     



 PAZAR


10 bin köylünün ‘leydi’ hanımağası
"Ekonomik krizi yenmek için parti veriyoruz"
Biyonik atletler nereye koşuyor?
16 yaşında 25 bin plağı vardı
Hangisi daha tatlı?
Biyonik atletler nereye koşuyor?
Gecelerde otopark tartışması
Müzik yazarları DJ kabininde
Almanya başbakanının "aslan annesi"
Türkiye’de mimarlık var midur?
Kalamış Marina’da "bir tatlı" eğlence
Teoman stadyuma çıktı
DVD / Selim BOY
Laila ve Reina "marka" oldu
Bir erkeklik mucizesi: Guiseppe
Zuma, Zuma, Zum!
Yeni etik çerçeveyi oluşturanlar...
Bir varmış, bir yokmuş
Futbol, İstanbul gece kulüplerinin müşteri profilini belirliyor
"Dünya Bir Gölgeliktir"
"Magölardan nefret ediyorum!


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet