21 Temmuz 2002 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Vialli gibi bir küratör

Plastik sanatlar sahnesinde yepyeni bir isim. Vialli gibi küratör bir sanatçı. Teknik direktörlüğünün yanı sıra gerekirse oyuna girip oynuyor yani. Çekilin Gülsen Bal geliyor!

     AYŞEGÜL SÖNMEZ

     Bandırma Kuş Cenneti Festivali kapsamında "Göçebe" konulu bir güncel sanat sergisinin küratörlüğünü yaptınız. Projeye dahil oluşunuz ve sonrasında gelişen izlenimleriniz neler oldu?
     Bu festivale, en son ayağı Nisan 2002’de Ankara Resim Heykel Müzesi’nde benzer olguları içeren ve üç değişik başkentte (Atina - Londra - Ankara) gerçekleştirilen "Eğer?.." sergisinin küratörlüğünü yaptığım dönemde davet edildim. Bu üç ayaklı sergi, farklılık ve öznellik konseptleri temelinde kültürler arasında ortaya çıkan sınırları vurguluyordu. Ayrıca, kültürlerin geçiş biçimleri üzerine odaklaşarak kültürel dönüşüm süreci bağlamında göçmenlik sanatı konularında bir tartışma platformu oluşturmayı amaçlayarak izleyicilerle buluşmuştu. Ankara sergisi benim Türkiye’deki ilk küratörlük deneyimimdi. Diğer taraftan, ayrı bir etkinlik olarak sergi konsepti çerçevesinde düzenlediğim "Kimlik ve Farklılığın Gösterisinde Diğerinin Temsili" adlı konferansa Beral Madra, Prof.Dr. Jale Erzen ve Deborah Semel konuşmacı olarak katıldılar. Bu tabii ki kaçınılmaz olarak yabancısı olduğum Türkiye sanat ortamı ve burada yaşayan sanatçıların yaşadığı sorunlar üzerine bir pencere açtı. Beral Madra burada, "Eğer? ..." sergisi gibi mütevazı bir sergiye British Council ve T.C. Kültür Bakanlığı’nın işbirliği içinde destek vermesinin, sanat ortamında bir şeylerin değişmekte olduğunun habercisi olduğunu vurgulamıştı. Bu süreç yaşanırken, Bandırma Festival Komitesi bu sürecin ne kadar farkındaydı bilemiyorum, ancak öyle bir zamanlamayla bana ulaşmaları ve bir güncel sanat sergisinin küratörlüğünü yapmam konusunda teklifte bulunmaları beni gerçekten şaşırttı.
     
     Galerici Murat Pilevneli bir seferinde "İstanbul güncel sanat sahnesi Londra’dakini aratmayacak ve ona benzeyecek," demiş. Sizce bu ne kadar mümkün?
     Murat Pilevneli’nin bunu hangi konsept içerisinde dile getirdiğini bilemiyorum. Ancak sanatçıların ve projelerin gerçekleşmesi için yer ve parasal sıkıntının can alıcı bir problem olarak yaşandığı ülkemizde, kültürün özünü oluşturan kuramlar, kavramlar ve ideolojiler sindirilmeksizin sunulmaya devam etmesi yinelemeleri ve stereotipleri kaçınılmaz olarak ortaya çıkartıyor. Ülkemizde halen sanatçıların yaratıcılığını üretime dönüştürmesi ya da projeler için fonlar bulması neredeyse imkânsız. Görünürde, sponsorlar daha popüler sanat etkinliklerini desteklerken görsel sanatlarda çok az sanatçı maddi yardım alabiliyor. Bu da beraberinde doğal olarak yapısal ve kurumsal değişikliği zorunlu kılıyor. Oysa yurt dışında her şey bu anlamıyla çok farklı işliyor.
     
     Küratörlük Türkiye’de, özellikle bazı tutucu sanat çevrelerinde çok zor kabullenildi. Fakat bu arada Batı’da küratörlüğün tek adamlaşmasını önlemek adına bir sürü yapı belirdi. Günümüzde küratörün görevi, sınırları, amacı ne olmalı, nedir?
     Bu, sizin de belirttiğiniz gibi öncelikle daha çok lokal bir tartışma. Sanatçıları, işlerini inceleyerek alt yapılarına bağlı olarak cesaretlendirmek ve yardımcı olmak; küratörlüğün temel işlevi. Hangi sanatçılar hangi kavramlar altında ve ne zaman bir araya getirilir sorusuna yanıt aramak; sanatçıların başka küratörlerle yaptıkları sergilere destek vermek; siyasal, toplumsal, bilimsel değişimlerle sanatçıların düşünceleri ve üretimleri arasındaki çıkmazlara cevaplar bulmak ve bu çerçevede açılan sergileri oluşturmak... Bir küratörün kaçınması gereken konu; yaptığını teknik bir iş düzeyine indirgemesi.
     
     Aslında Londra’da da İstanbul’da da sorunlar aynı. Değişmeyen şikayetçi olunan yapılar var ama sizce plastik sanatlarda son durum nedir?
     Tespitiniz doğru; gerçekten bugün plastik sanatlar ortamında bir darboğaz olduğu kesin. Bu darboğazı temelde sanatçının sanatçı, galericinin galerici, medyanın da medya gibi davranmamasına bağlıyorum.
     
     Gülsen Bal Kimdir?
     Londra’da yaşayan İzmir doğumlu Gülsen Bal, 1997 yılında Londra Guildhall Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü’nden mezun oldu. Central Saint Martins College of Art & Design’da Sanat Eleştirisi üzerine 1999 yılında yüksek lisansını tamamladı. Bu süre zarfında Bruce Castle Museum’da "Junction V" adlı bir grup sergisinin küratörlüğünü yapmasının yanı sıra sanat üzerine tartışmalar ve eğitimsel çalışmalar düzenledi.
     Şu anda Central Saint Martins College of Art & Design’da araştırmacı olarak doktora çalışmasına devam eden sanatçı / küratör geçtiğimiz günlerde uluslararası düzeyde "Eğer?.." sergisinin akabinde "Göçmen Yansımalar" sergisinin küratörlüğünü yaptı.
     
     
     
     



 KÜLTÜR & SANAT


Salsa gecelerinden asit caza
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
"Ödül mink bir kürk gibidir"
Bağımsızlık ve mizah onların karakteri
Yorgun tekerlekler
Dergilerle serinlemek için...
"Türkiye’nin 30 yılını yakamayız!"
Dalgınlık halinin ressamı
Vialli gibi bir küratör
"Femme fatalemiş! Kıçımın kenarı!"
Coen kardeşlerin patetik sonatı
Uzaklardan gelen mesaj
Kırsal alanda cinsel oyunlar
Babalık davası
Köfte ile patates
Tanık olunacak şiirler
EB ile adım adım
Dijital sanatta Latin başkaldırı
Sarkis ile yolculuk
Hep yek, hep kız başına
Ortaya karışık caz
İşkenceciler afişe ediliyor
Paha biçilmez mozaikler
Beşi bir yerde rock!
Bu yaz çok büyüyecek
Düzce’den Beyazıt’a "Uğurlu" albümler
Hem tatil yap hem film
Haftanın albümleri
Dünyada markalaşmak lazım!
Futbol ve turizm
Hayat atölyesi
9. Caz Festivali ve web’de caz...
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet