
|

İşkenceciler afişe ediliyor
İnsan Hakları İzleme komitesinin kurucularından Jeri Laber’in "Yabancıların Cesareti" adlı kitabında, Türkiye’den de pek çok sima yer alıyor.
ŞEBNEM ŞENYENER/New York
İşkenceci polis Sedat Caner, yedi yıl boyunca 200 kişiye işkence uyguladıktan sonra canına tak edince Nokta Dergisi’ne itirafta bulunmuştu. 1986’da işkencenin bütün özelliklerini işleyen haberde Nokta, Caner’in şu sözlerine yer vermişti: "Çocuğum on üç aylıkken tam yirmi beş kişiyi işkenceye yatırmıştım." Caner, Nokta’ya "Filistin Askısı"nı, "Kasap Askısı"nı, "Ameliyat Masası"nı krokileriyle açıklamış, kendi eniştesinin işkencesini bizzat nasıl gerçekleştirdiğini de anlatmıştı. İşkencenin onu nasıl etkilediğini de...
Merkezi New York’ta bulunan İnsan Hakları İzleme komitesinin kurucularından olan Jeri Laber’ın, hatıralarını kaleme aldığı, yeni yayımlanan "Yabancıların Cesareti" kitabında yer alan Caner’in itirafları, bir işkencecinin neler hissettiğini en kuvvetli şekilde dile getiren ilginç bir cesaret örneği. Kitapta bundan çok daha cesur bir örnek daha var. İnsanın yüreğine su serpen, nefesini güçlendiren, bir insanlık sembolü ışıldıyor: Gülşat Aygen. 1970’li yıllarda Türkiye’deki işkence uygulamalarında işkencecilerin korkulu rüyası haline gelen Gülşat Aygen. İşlemediği bir şuçtan hüküm giyip beş yıl hapis yatan ve bu süre içinde düzenli işkence gören, sonunda 1986’da suçsuzluğu kanıtlanınca hapisten çıkan Aygen’in sözleri şöyle yer alıyor kitapta: "İnsanlığa inanıyorsan işkencecilerin de insan olduğunu hatırlamalısın. Bir keresinde gözlerim bağlı, çırılçıplak vaziyette, bileklerimden asılmış olarak işkence odasında bana elektrik vermelerini beklerken, işkenceci polislerden birinin mide ağrısından şikayet ettiğini duydum. Eğitimim nedeniyle böyle ağrılara karşı ne ilacı kullanılacağını bildiğimden insiyaki bir şekilde, asılı vaziyetime aldırmadan polise ilacı tavsiye ettim. Bu işkenceci daha sonra gelip tavsiyemden yarar gördüğünü söyleyerek bana teşekkür etti. Hapishanedeyken bizi dövme emriyle üzerimize yürüyen ve bu sırada hüngür hüngür ağlayan askerler gördüm."
Ve Mümtaz Soysal, "etrafında gördüğü işkence ve suistimale duyduğu tiksinti ile kariyeri arasında çelişkiye düşen önemli bir profesör ve saygın bir köşe yazarı". Mümtaz Soysal kitabın Türkiye’den gösterdiği üçüncü değişik cesaret örneği. Türkiye’deki İnsan Hakları ihlallerine dikkat çekerek İnsan Hakları İzleme komitesini Türkiye’ye çağıran, Amerika’nın desteklediği askeri iktidarlara ve askeri yapılanmaya uluslararası platformda dikkat çekmeye uğraşan Mümtaz Sosyal’ın dışişleri bakanı olduktan sonra Türk hükümetini savunurken dahi gözleriyle Jeri Laber’a taşıdığı gizli mesajlar. Kitapta Reha İsvan, Barış Derneği davası ve Türkiye’den yığınla sima yer alıyor. Önsözünü Vaclav Havel’in yazdığı kitap, cesaretin tüyleri diken diken eden çok renkli, çok çeşitli isimleriyle dolu.
Jeri Laber
The Courage of Strangers
Public Affairs
405 s.
Fiyatı: 27.50$.
KÜLTÜR & SANAT


Salsa gecelerinden asit caza
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
"Ödül mink bir kürk gibidir"
Bağımsızlık ve mizah onların karakteri
Yorgun tekerlekler
Dergilerle serinlemek için...
"Türkiye’nin 30 yılını yakamayız!"
Dalgınlık halinin ressamı
Vialli gibi bir küratör
"Femme fatalemiş! Kıçımın kenarı!"
Coen kardeşlerin patetik sonatı
Uzaklardan gelen mesaj
Kırsal alanda cinsel oyunlar
Babalık davası
Köfte ile patates
Tanık olunacak şiirler
EB ile adım adım
Dijital sanatta Latin başkaldırı
Sarkis ile yolculuk
Hep yek, hep kız başına
Ortaya karışık caz
İşkenceciler afişe ediliyor
Paha biçilmez mozaikler
Beşi bir yerde rock!
Bu yaz çok büyüyecek
Düzce’den Beyazıt’a "Uğurlu" albümler
Hem tatil yap hem film
Haftanın albümleri
Dünyada markalaşmak lazım!
Futbol ve turizm
Hayat atölyesi
9. Caz Festivali ve web’de caz...
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|