
|

Türk basınının duayeni Metin Toker için!
Stockholm, 1984’ün Haziran ayı olmalı. Uzun beyaz gecelerin yaşandığı bir akşam vakti. İsveçli gazetecilerin Uluslararası Basın Enstitüsü IPI için düzenlediği bir eğlencedeyiz.
Sesi şen şakrak çınladı. "Hadi gel gel!" diye bağırıyordu Metin Abi, "Sahneye çıkıyoruz."
"Sahneye mi? Ne için?"
"Şarkı söylemek için!"
"Olmaz, hayatımda hiç söylemedim."
Metin Abi bastırıyor:
"Ayıp olur. Bak herkes çıkıp kendi ülkesinden bir şeyler söylüyor. Bizi de anons ettiler. Türkiye’den bir tek ikimiz varız. Hadi hadi, nazlanma."
"Ama ben şarkı da bilmem."
"Marş da bilmez misin oğlum? Dağ başını duman almış marşını... Onu söyleriz, kim anlayacak ki ne söylediğimizi..."
Kafalar iyi, çakır keyif.
Sallana sallana çıktık sahneye. Melodiyi şöyle bir hissettirdi orkestraya Metin Abi. Sonra başladık gırtlağımızı parçalayarak söylemeyi:
Dağ başını duman almış,
Gümüş dere durmaz akar!
Güneş ufuktan şimdi doğar,
Yürüyelim arkadaşlar!
Takılmış plak gibi dönüp dolaşıp hep aynı şeyleri tekrarlıyoruz. Sonunda bitti, kan ter içinde, alkışlar arasında indik sahneden.
İsveçli bir kadın meslektaş yanımıza geldi. Şarkının anlamını sordu. Askeri nitelikte bir marş olduğunu söyleyince bozuldu. "Nasıl olur?" diye çıkıştı bana, "Bu bizim şarkımız. İsveç’in barışçı bir şarkısını nasıl olur da militarize ederseniz?"
Haydaa, gel de işin içinden çık şimdi. O saatten sonra ne yaparsın? Gülmeye başladık Metin Abi’yle...
Yirmi yıla yakın sürdü bu IPI gezilerimiz. Neredeyse her yıl dünyanın bir yerinde buluştuğumuzda, Stockholm’de yaşadığımız marşlı geceyi her seferinde ne güzel anmıştık.
Yıllar çok çabuk geçiyor.
İnsan bunu yaşadıkça anlıyor. Hele hatıralar dipsiz kuyulardan çıkmaya başlayınca, elinden bir şey gelmiyor, yılları hızla arkanda bıraktığını daha iyi, biraz da yüreğin burkularak fark ediyorsun.
Metin Abi, birlikte olduğumuz o güzel zamanlarda bana kıdemini ve yaşını hiç hissettirmemişti. Oysa benden çok eskiydi bu meslekte. Ben doğmadan bir yıl önce mesleğe başlamıştı.
Ankara’da, Mülkiye’ye 1961’de girdiğim zaman Metin Toker adı aramızdaydı. Haftalık Akis dergisi, gençlik arasında 1950’lerdeki pırıltısını yitirmiş olsa da, elden ele dolaşır, yaklaşımları tartışılırdı.
1960’ların sonundaysa Metin Toker, kendisi bilmiyordu ama artık benim siyasi hasmım olmuştu. Devrim dergisinde, Metin Toker’in Paris’ten ve 27 Mayıs’tan arkadaşı ve eski bir Akis’çi olan Doğan Avcıoğlu’yla birlikte Devrim dergisinde ‘devrim yolu’na çıkmıştım.
Bu nedenle, İsmet Paşa’yla birlikte Metin Toker benim için yıkılması gereken engellerdi. Çünkü onlar, kayınpederle damat, Türkiye’yi çıkmaza iten ‘cici demokrasi’yi, ‘Filipin demokrasisi’ni savunan ‘işbirlikçiler’di.
Bizler de Metin Toker’in gözünde kendini Atatürkçülük yaftası altında saklayan, yani takiyye yapan Moskova yanlısı ‘komünistler’, Türk siyasetine Soğuk Savaş döneminde soktuğu kendi deyimiyle ‘kriptolar’dık.
Stockholm’deki o uzun beyaz gecede, ilk kez bunları da konuşmuştum Metin Abi’yle, kah kah, kih kih gülerek. 12 Mart döneminde yazmış olduğu ve TRT’de dizi yaptığı ‘Sağda Solda Vuruşanlar’ isimli çok satan kitabına nasıl kızdığımı anlatmıştım.
O da bana 1943’te mesleğe adımını attığı Cumhuriyet’i, Nadir Nadi’yi, Berin Nadi’yi anlatmıştı. Gazetecilik anılarında bütün bunları yazacağını söylemişti. Ben o sıralar Cumhuriyet’in Genel Yayın Müdürü’ydüm. Kafamda yeni pencereler açmıştı Metin Toker’in anı ve değerlendirmeleri...
IPI Yürütme Kurulu’nda halef selef olduk. Benim sekiz yıl oturduğum sandalyeye o oturdu, 1992 Mayıs’ındaki Budapeşte toplantısında. Sonra Milliyet gazetesinde buluştuk.
Yalnız politika değil, gazetecilik sohbetlerini de severdim Metin Abi’nin. Hem öğrenir, hem eğlenirdim çünkü. Bizim meslekle ilgili eleştirilerini genellikle paylaşırdım. Bizim siyasette, onun klasik deyişiyle makulü normalde aramayı tıkayan zihniyet yapısını ve siyasi kültürünü eleştiren görüşlerine kulak verirdim.
Lafını evirip çevirmeden dan diye yazardı. Ama nüansı, ince ayrımları unutmazdı. Yazılarında sıkıcı olmamaya özen gösterir, aynı zamanda derinlik katmayı, tarihsel, kültürel renk ve boyutlar eklemeyi ihmal etmezdi.
Gazeteciydi.
Haberciliği hiç unutmadı.
Gazetecilik bir yerde tarihe tanıklıksa, bunu 59 yıl boyunca hakkıyla yaptı. Yarım yüzyıllık çok partili siyasal hayatımızı ve demokratik rejimin bu topraklarda yaşadığı serüveni öğrenmek isteyenler, Metin Toker’in yazılarını, kitaplarını okumak zorundadırlar.
Mesleğimiz duayenini kaybetti.
Metin Abi’nin arkasında her zaman sağlam durmuş, zarif eşi Özden Toker’in, ailesinin ve gazeteci milletinin başı sağ olsun.
h.cemal@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|