21 Temmuz 2002 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Elveda aşk, elveda mutluluk, merhaba yanlızlık

     Kendime bir ölüm sahnesi tasarlama olanağım olsaydı Bob Fosse’un müthiş müzikali "All That Jazz"ın sonunu seçerdim.
     Kimbilir belki Fosse da, kendisine böyle bir sahne tasarladığı için filmi öyle çekmişti. Birçok eleştirmen, Fosse’un yaşam dönemeçleriyle, filmin kahramanı "müzikal yapımcısı Gideon"un yaşamı arasında benzerlikler bulunduğunu yazmıştı, vaktiyle...
     Yaşama tümüyle bir müzikal, bir tiyatro oyunuymuşçasına yaklaşan filmin kahramanı Gideon’u, Roy Scheider canlandırıyordu...
     Gideon, bütün yaşamını kendisini mahvetmeye adamıştı. Paketlerce sigara, şişelerce içki, sabahlara kadar çalışabilmek için kutularca uyarıcı ilaç ve o kadından bu kadına koşan ama asla derinleşemeden öbür ilişkiye atlayıveren bir yaşam...
     Filmin sonunda Gideon’un yaşamda karşılaştığı herkes bir amfitiyatroda toplanmıştı... Dansçı kızlar, fahişeler, sevgilileri, karısı, kızı, yapımcılar, yönetmenler, set işçileri, ışıkçılar, senaristler, yakın - uzak akrabalar...
     
Veda sahnesi...
     Önce Gideon sahnede bir beyaz yatağın üzerinde yatıyordu. Sonra "ölüm meleği Anjelik" çıkıyordu ortaya... Gelinlik diye niteleyebileceğimiz bir beyaz giysi içindeki "ölüm meleği Anjelik" Jessica Lange’dan başkası değildi... Ölüm meleğinin böylesine kaç erkek "hayır" diyebilir ki zaten?
     Fonda hemen hatırlayacağınız şu şarkı çalıyordu, ikisi dans ederken... "Bye bye love, bye bye happiness, hello loneliness, I think I’m gonna die.."
     "Elveda aşk, elveda mutluluk, merhaba yalnızlık, galiba ölüyorum..."
     Şarkı ve dans biterken seyircilerin ayağa kalkıp gösteriyi çılgınca alkışladıklarını görüyorduk sonra... Ve seyircilerin arasından koşarak geçen, kimisiyle el sıkışıp, kimisiyle sarılıp öpüşerek vedalaşan Gideon... Sonra Anjelik’in kollarına giriyor ve uçaklara binerken geçtiğimiz körüklere benzer bir tünelden öbür tarafa geçip gidiyordu...
     Geride ağlayan kadınlar, perişan bir minik kız ve sevincini belli etmemeye çalışan rakipler bırakarak...
     
Bu son oldu
     Roy Scheider’in bence meslek yaşamının en üstün performansını sergilediği bu filmi en son seyredişimde yanımda Ömer de vardı... En iyi arkadaşım, eniştem Ömer...
     O filmi seyrettiğimiz ve sonundaki şarkıyı tekrar dinlemek için laser diski bir daha döndürdüğümüz gün, Ömer artık çok az bir ömrü kaldığını biliyordu. Birkaç hafta sonra şarkıyı onun için bir daha dinlediğimde Ömer, tünelden geçip gitmişti... Ve o son oldu, bir daha ne filmi seyrettim, ne şarkıyı dinledim...
     
İyi ki yaşadın Ömer!
     Bunun bir pazar günü için hiç de iyi bir konu olmadığının farkındayım...
     Ömer’in doğum günü geldi, çattı yine... Artık hiç yaşlanmayacak hep ellisinde kalacak Ömer’in doğum günü...
     Her doğum günümüzde birbirimizle şakalaşırdık. Yaşlanmak, ölüme yaklaşmak üzerine bir sürü abuk sabuk söz...
     Yıllar önce yine yaşam ve ölüm üzerine bir yazı yazmış ve sonunu şöyle bitirmiştim: "Hayatınız bir film şeridi gibi gözünüzün önünden geçerken gördüğünüz şeyler hatırlanmaya değer şeyler olsun..."
     O sabah Yasemin ile birlikte Migros raflarını yağmalarken cep telefonumdan Ömer aramıştı. "Hatırlanmaya değer bir şey yapıyor musun?" diye..
     O anda yapmakta olduğum şeyin hatırlanmaya değer olmadığını düşünmüştüm. Aradan geçen beş yıldan sonra şimdi bu yazıyı yazarken çok yanlış düşünmüş olduğumu daha iyi anlıyorum.
     Hayatımızın her anı gerçekten yaşanmaya da anılmaya da değermiş...
     
     mehmet.yilmaz@milliyet.com.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Çetin ALTAN
Çimdik çimdik makarna...

Melih AŞIK
Çelişen emirler

Fikret BİLA
Kuzey Irak’a girilir mi?

Hasan CEMAL
Türk basınının duayeni Metin Toker için!

Güneri CIVAOĞLU
Engel tanımayanlar

Can DÜNDAR
Yolun neresindeyiz?

Abbas GÜÇLÜ
Ses ve görüntü kirliliği

Mehmet Y. YILMAZ
Elveda aşk, elveda mutluluk, merhaba yanlızlık

Hasan PULUR
Patronlu siyaset...

Derya SAZAK
İlhan Mansız’a dokunmayın

Meral TAMER
Kabusa dönüşen Zümrüdüanka

Tamer HEPER
Ortak gidere katılınır

Osman ULAGAY
Neden inatçı bir "ayı"yım?

Güngör URAS
Truva hazinelerinin bir bölümünü Moskova’ya taşımışlar

Serpil YILMAZ
2003 yılında toplu jübile yapalım mı?

© 2002 Milliyet