25 Temmuz 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Zuma, Zuma, Zum!

Zuma açıldığı günden beri dünyanın en şık ve ünlü restoranlarından biri olarak kabul ediliyor. Japon yemekleri servis edilen Zuma’ya tesadüf eseri, Dünya Kupası’nda Japonya’yı elediğimiz günün akşamı gittim. Mutlu ve gururluydum

     Dünyadaki en şık ve ünlü restoranları arasına bir yenisi eklendi. Geçtiğimiz aylarda Londra’da açılan bu mekan son zamanlarda pek popüler olan Japon yemekleri veriyor.
     Zuma adlı bu restorana İngiliz arkadaşlarımın davetlisi olarak gitmiştim. İkinci Dünya Savaşı sırasında, İmparator Hirohito’nun radyodan halkına seslenip harbin Japonya için istenen biçimde gitmediğini haber verdiği günün yıldönümüydü. Ama o günün tarihi açıdan daha büyük bir önemi vardı: Birkaç saat evvel Japonya, Türkiye’ye 1-0 yenilip Dünya Kupası’ndan elenmişti.
     Türkiye’nin daha önceki kupalarda eridiği anları yaşayanlar ne demek istediğimi anlar sanırım. Kalbim, Knightsbridge’in göbeğindeki bu lüks restoranın suşi barında arılar gibi çalışan genç aşçılar için ağlıyordu (Çünkü yıllarca Londra’da ben de böyle ağlamıştım). Ayakları prangalarla bağlanmış, gönülleri binlerce mil uzaklıkta bu gençler maharetli elleriyle suşi ve sahimi hazırlarken kim bilir belki de harakiri yapmayı düşünüyorlardı.
     Bunları düşünürken aklım bir yandan da mutfakta neler olduğundaydı. Yavaşça içeri süzülüp ahtapotları ve Tokyo’da o çok sevilen ama dikkat edilmezse zehirleme potansiyeli olan o garip fug balığını mı karıştırsaydım acaba? Ama sonra vazgeçtim çünkü ben o gün çok gururlu ve mutluydum. Ve üstelik o gece İngiliz dostlarımın
     -tamamen tesadüf eseri- Japon restoranına daveti beni bir kat daha memnun etmişti.
     
     Zuma’nın olduğu mekana aslında ilk gidişim değil. Bundan neredeyse 10 yıl önce burası bir Amerikan restoranı iken gittiğimde yine tarihi bir ana tanıklık etmiştim. Rahmetli Prenses Diana ile yan yana masalara düşmüştüm. Genellikle melankolik görüntüsü ile hatırlanan genç prenses o gün de, dönemin moda teknolojik ürünü çağrı cihazına gözlerini dikmiş, dalgın dalgın oturuyordu.
     Restoranın olduğu bina o günden bugüne birçok kez el değiştirdi. Ama bugün bu restoranı ilgi alanıma sokan bir başka tanışıklık daha var: O da memleketimizin en bilinen milli eniştelerinden biri olan, Semiramis Pekkan’ın (şimdi ayrılmışlar) Hint asıllı İngiliz eşi Gulu Lalvani’nin Zuma ile olan ilişkisi. Lalvani restoranı 26 yaşındaki kızı Divia için açtı. Ve açılış gecesinin konukları arasında da son ayların olay ismi Yasemin Kozanoğlu vardı. Madonna’nın eşi Guy Ritchie’nin de bulunduğu açılışta Kozanoğlu’nun, Lalvani’nin büyük oğlu Dino ile gayet samimi sohbet ettiği de aldığım dedikodular arasında. Bir başka bilgiye göre ise Yasemin Kozanoğlu, Londra’da bulunduğu süre içinde çalışmak istemiş. Zuma’da çalışmaya başlayacakmış ama bir türlü işe başlayamamış.
     Dedikoduyu bir yana bırakıp o geceye dönmeliyim. Aşçıların moralleri ne kadar bozuk idiyse de bunu hazırladıkları tabaklardan anlamanın imkanı yoktu. Mönü koskocaman bir fotoğraf albümü adeta. Sayfaları çevir çevir bitmiyor. Güleryüzlü, yardımsever İtalyan garsonun da gayretlerine rağmen siparişlerimizi vermemiz yarım saat sürdü. Uzun bir methiye yazmamaya çalışacağım ama başta yediğimiz acı biber, sarımsak, zencefil, soya ile votka çevrilerek kızartılmış fasulyeden tutun da en son gelen fırınlanmış beyaz şeftali ve siyah çikolata pudingine kadar her şey mükemmeldi. Wasabi mayonezli kızartılmış yumuşak kabuklu yengeç ve siyah fasulye sirkesi sosuyla susam kaplı somon balığı damakta harikalar yaratıyordu. Acı soslu kızgın tavada çevrilmiş dana bifteği cennet tahanıydı. Suşi hakkında ne düşünüyorsunuz bilmem ama nadide cins istiridye ve tarak içeren suşi tabağı sanki o anda denizden çıkarılmış gibi taze ve nefisti. Japon biberli tarak, avokadolu yengeç, minyon pırasalı tavuk ve kocaman jumbo karidesleri keza.
     Restoranın dekorunu "çılgın ve sakin" olarak nitelemek mümkün. Dekor sanki "Avcı" filmindeki rulet sahnesi barını ve "Taş Devri" adlı çizgi filmin büyük taşlarla örülmüş duvarlarını hatırlatıyor insana. Belki o gece için öyle oldu ama pembe gömlekli yupileri ve herkese yeğenleri olarak tanıştırdıkları genç kızlarla yemek yemeyi tercih eden orta yaşlı müdürleri ile müşteri grubu sanki havayı biraz bozuyor izlenimini veriyordu. Yan masada oturan genç bozuntusunun marka deri ceketinin arkasında "Bad girl / kötü kız" yazısını okuyunca gençlerin kendilerine neleri yakıştırabildiklerini bir kez daha hayretle gördüm.
     Yolunuz Londra’ya düşerse pazar öğle vakti de açık olan Zuma’ya en büyük boy iştahınız, beli en çok esneyebilen pantolonunuzla gidin ve bu bel genişleyene kadar yiyin.
     
     Yazara e-mail
     



 PAZAR


10 bin köylünün ‘leydi’ hanımağası
"Ekonomik krizi yenmek için parti veriyoruz"
16 yaşında 25 bin plağı vardı
Hangisi daha tatlı?
Biyonik atletler nereye koşuyor?
Gecelerde otopark tartışması
Müzik yazarları DJ kabininde
Almanya başbakanının "aslan annesi"
Türkiye’de mimarlık var midur?
Kalamış Marina’da "bir tatlı" eğlence
Teoman stadyuma çıktı
DVD / Selim BOY
Laila ve Reina "marka" oldu
Bir erkeklik mucizesi: Guiseppe
Zuma, Zuma, Zum!
Yeni etik çerçeveyi oluşturanlar...
Bir varmış, bir yokmuş
Futbol, İstanbul gece kulüplerinin müşteri profilini belirliyor
"Dünya Bir Gölgeliktir"
"Magölardan nefret ediyorum!


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet