
|


Yeni etik çerçeveyi oluşturanlar...
Türkiye fakirleşmiyor, büyüyor. Ve bu dönemde açgözlülük mevcut kuralları götürüyor. Yeni etik çerçeve de bu koşullarda oluşuyor
Memlekette ahlakın kalmadığını duyarak büyüdüm. Ahlak tarladaki çiçek, ağaçtaki meyve cinsi değil; nesi kalacak? Geçmiş yıllarda ve asırlarda da meleklerden oluşan bir toplum değildik. Ahlak bol veya az bulunan bir nesne değildi; göze görünmez, ele gelmez ama yaşanan ve yaşatılan bir hayat tarzı, örgütlenme biçimidir. Geçmişle bugünü karşılaştıran şikayetçilerin haklı oldukları bir nokta var; eskinin durgun Türkiye’sinde toplumumuzun birlikte yaşamak için uydukları kurallar vardı. Fakirleşme zamanları gibi zenginleşme zamanlarında da bu kuralların oluşturduğu çerçeve zorlanıyor. Bu gibi meydan okumalarla hayat çekilmez hale gelince, yeniden bir uzlaşma gerekiyor. Toplum uzlaşmaya gerçekten centilmence yanaşırsa ne âlâ, yoksa sopalı biri kaçınılmaz oluyor. Küçük bir misal verelim; benim çocukluğumda İstanbul
1.5 milyon nüfusluydu. Şehir bugünkü surların dışında biraz Kazlıçeşme gecekonduları, sonra boşluk, pek yeşil ve küçük bir Bakırköy, sonra gene boşluk (Ataköy yoktu henüz), Yenimahalle diye ahşap evlerden oluşan bir ada (yeniliği Balkan muhacereti yıllarına ait bir isim) sonra boşluk, yeni kurulmakta olan Yeşilyurt ve Yeşilköy (Ayastafanos), Boğaz’da ise bildiğimiz köyleri öbek öbekti. Mecidiyeköy boş ağaçlıklı bir saha; Levent ise ancak çılgınların cesaret edip yerleşeceği modern bir semtti. Anadolu yakasında Bostancı dünyanın diğer ucuydu. Kozyatağı çevrede kalmış bostanlıklı ağaçlıklı bir yerdi. Gene de az uz bir yer değil. Taksi şoförlerinin gerçi ücret ahlakı yoktu ama İstanbul’u bilmemeyi kimse kendine yediremezdi. Bugün yaşadığı şehri tanımak onuru sadece taşralara mahsus kaldı. İstanbul’da hele Ankara’da şoförler yol bilmiyor. Bütün ömründe haritaya bakan sadece iki şoföre rastladım. Daha doğrusu birbuçuk... Çünkü ikincisi haritaya baktı baktı bir şey çıkaramadı. İnsanları kendisinin bile bilmediği yerde gezdirmek, ahlaksızlık değilse de mesleğin etik kurallarının oturmaması demektir. Türkiye’de hiçbir meslek kuruluşu üyelerinin üzerinde ciddi denetim uygulamıyor; ne hekimler ne mühendisler ve hukukçular, ne şoförler ne de elektrik tesisatçıları: Kat aidatını ödemeyen bina sakinlerinin yanında, alınan kararlara uymayanlar var. Bunlar etik çerçeveyi oluşturuyor. Birlikte yaşamanın kurallarına uymak için eli sopalı bir yönetici mi lazım? Binalarda benim de başıma geldiği gibi komşusunun gaz ve suyunu kaçak hatla çalanlar da var; bu ise moral (ahlak) düşüklüğüne girer. Türkiye fakirleşmiyor, büyüyor; büyüme döneminde açgözlülük mevcut kuralları götürüyor. Malı götürmeyenler de, belki ben de götürürüm veya işim mi yok diyerek ses çıkarmıyor. Dalga dalga her sektörü seyircilerin önünde iş bitiren ve götürenler dolduruyor. Şaşılacak durum, iş hayatımızda bile bu lakaytlığın yaygınlığı. Oysa bu herkesin işine ve geleceğine kök salan bir zehirli mantar gibi. Hırsız her yerde her zaman vardır ama herkesin kurallara uymaması ve hırsızlığı seyretmesi Akdeniz ülkelerine mahsus bir niteliktir. Mafya her yerde var ama su dağıtım şebekelerine el koyacak kadar azıtması Almanya’da değil Güney İtalya ve Sicilya’da görülür. Bize okulda faşizmi yanlış anlatıyorlar. Faşizm sadece komünistleri kovalamak için değil, kurallara uymayan tüccar ve sanayici çevrelerini de hizaya koymak vaadiyle iktidara geldi. Hitler, yandaşı sanayicilere bile hayli eziyet etti. Krupp’lar gibi kazıdığı hanedanlar var. Her yerde böylesi olmasa da etik kurallara uymak için zorbalığı beklemek zorunda değiliz.
Yaz günleri geldi. Türkiye’de trafik sapıklığı sınıf ve cinsiyet tanımıyor. Gene birtakım değerli evlatlarımızı kaybetmek istemiyorsak dikkat edelim ve sapıkları ihbar edelim. Böylelerini ihbar etmek ahlaksızlık değil. Etmemek ise etik noksanlığa giriyor.
PAZAR


10 bin köylünün ‘leydi’ hanımağası
"Ekonomik krizi yenmek için parti veriyoruz"
16 yaşında 25 bin plağı vardı
Hangisi daha tatlı?
Biyonik atletler nereye koşuyor?
Gecelerde otopark tartışması
Müzik yazarları DJ kabininde
Almanya başbakanının "aslan annesi"
Türkiye’de mimarlık var midur?
Kalamış Marina’da "bir tatlı" eğlence
Teoman stadyuma çıktı
DVD / Selim BOY
Laila ve Reina "marka" oldu
Bir erkeklik mucizesi: Guiseppe
Zuma, Zuma, Zum!
Yeni etik çerçeveyi oluşturanlar...
Bir varmış, bir yokmuş
Futbol, İstanbul gece kulüplerinin müşteri profilini belirliyor
"Dünya Bir Gölgeliktir"
"Magölardan nefret ediyorum!
SAYFA BAŞI

|
|

|