25 Temmuz 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



"Bayan rengârenk"in matrak kitabı

Milliyet Cumartesi’ndeki yazılarından ve Pazar’daki söyleşilerinden tanıdığımız Tuba Akyol’un ilk kitabı "Aşk Sıcak Yenen Bir Yemektir" yayımlandı.

     NAZAN ÖZCAN

     En baştan söyleyelim de bu eziyet bitsin. Tuba Akyol’u çok kıskandım. İlk kitabı "Aşk Sıcak Yenen Bir Yemektir" için. Çünkü kitap bir solukta okunuyor; çünkü benim aklıma gelen şeyleri bir çırpıda paldır küldür söylüyor; çünkü hissettiğim ama bir türlü dillendiremediğim şeylerin çoğunu anlatıyor; çünkü dili hiç "kasmadan" kullanıyor; çünkü hayatımızın ya da gazetecilerin hayatının aslında ne kadar sıkıcı olduğunu anlatıyor: "Ne zaman zengin olacağız biz ya? Bu hayat şu esnada yapmakta olduğunuz gibi tuşlara bas da bas geçmeyecek. Oysa benim canım vur patlasın çal oynasın bir hayat çekmektedir". Hangimizin çekmiyor ki?
     Milliyet Cumartesi’ndeki yazılarından ve Pazar’daki söyleşilerinden tanıyorsunuz Tuba Akyol’u. Tanımadıysanız da tanışın. "Aşk Sıcak Yenen Bir Yemektir", Akyol’un köşe yazılarının toplamı değil, roman da değil, hikâye hiç değil. Zaten kitabında da yazmış, yarattığı karakterle konuşarak söyleyivermiş niyetini: "Roman mı olacak bu?", "Postmodern anlatı diyelim.", "O ne?", "Yamalı bohça gibi düşün işte. Ondan biraz, bundan biraz, şiir, deneme, anlatı...".
     30’lu yaşlarını idrak etmedeki gazeteci kızımız Banu İçöz’ün beş gününü anlatıyor kitap. Ama öyle şu da oldu, bu da oldu’dan ibaret değil durum. Banu bir düşünmeye başlıyor, artık Allah ne verdiyse... Serbest çağrışımların en alasını yapıyor. Eski kocasından girip kumrulardan çıkıyor mesela. Konuyu hiç de bölmüyor gene de. Ayrıca beş gün içinde yaşadıkları değil, Banu İçöz’ün daha önce neler yapıp ettiğini de öğreniyoruz. Kimyager olduğunu, yalnız yaşadığını, evlenip boşandığını yani bir anlamda şerefini kurtarıp evde kalmış kız kurusu olmadığını, hangi yazarları sevdiğini, tembellikten çatlayacağını... Ve de en önemlisi -tüm kadınlar gibi- erkeklerle arayı bir türlü düzeltememiş olduğunu... Kadınlık halleri yani: "Ne çok kadın sırf koltukaltları tüylü diye o gece sekse hayır diyor, erkeklerin haberi var mı acaba?", "Kadınlar yattıkları erkeklere, yalnızca onlarla yattılar diye ve âşık olmadıkları bir erkekle yatmanın onları ‘kötü kadın’ yapacağını sandıkları için âşık oluyorlar" gibi acayip laflar da ediyor sık sık. Doğruluk payını düşünmeden zıp diye atlamak ne mümkün! Hatta zaman zaman öyle fikir yürütmeler var ki, kendi fikrinizin yanlış olabilme ihtimalini bir kez daha gözden geçirmek zorunda kalıyorsunuz. Yani Banu İçöz sizi az kalsın ikna edecek gibi oluyor ki belki de edecektir! Bakınız mesela: "Sen şimdi güzel cümleler kurmaya yarayan yeteneğinle o mankeni sadece güzelliğiyle bir yere gelmiş aptal ve cahil biri gibi tarif ederken... E, yani sen de o zaman yalnızca yeteneğinle bir yere geldin. Peki, o kıza yeteneksizsin diye kızabilir misin? Ya o kız da çıksa senin için ‘o bir halt değil, yeteneğini kullanıyor sadece, vücudu tın tın teneke’ dese, vay ne bayağı di mi?" Bakar mısınız; hem ahlâksız hem cüretkâr hem de şuursuz yani!
     Yazarla hafif yollu otobiyografik özellikler taşıyan, insanları renklere göre ayıran, yalnızlıktan direksiyonla, masadaki tuzlukla, havluyla, televizyonla, anahtarlıkla konuşan kahramanımız, birden kendini iyi hissettirecek ama asla rengini anlamayacağı "sesi gülen" bir adamla tanışıyor. Tiki tip’lerin şahane temsilcisi olan bu adam, basın gezisine çıkan Banu’nun peşinden geliyor. Ve işte esas kadınlık halleri. Daha doğrusu şehirli kadın halleri. Söylemek isteyip de yanlış söylemeler, konuşmayı uzatmadan kısa yollu "anı yaşayalım ve üzülmeyelim" tavırları, söylenenlerin hepten yanlış anlaşılması, yapmak istenilenlerin asla ve kat’a yapılamaması... Yani kadınların "aşık olma" halleri. Hayır hayır, ortada bir Bridget Jones durumu yok. Banu İçöz, Bridget’ten daha akıllı bir kere! Üstelik sağlamından komik. Zaman zaman gıcık bile. Sanki kadın içinizi okuyor. Sonra sizin gibi, yani edebiyat filan yapmadan öyle konuşuyor: "Ay sen bir kötü ol", "Saçma yaa, hepsi saçma". "Acayip sinir oluyorum". Herhalde bundandır keyifle, tıkır tıkır, sıkılmadan, daralmadan ama "Aman bu da nasıl kitap, öyle anlatıyor işte," demeden okumamız.
     
     
     Aşk Sıcak Yenen Bir Yemektir
     Tuba Akyol
     Chiviyazıları
     160 s.
     Fiyatı: 6.000.000 TL.


 KÜLTÜR & SANAT


Çıtır, balkabağı ve Cami
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
"Bayan rengârenk"in matrak kitabı
Yaz için bir figür karması
Eyvah! Tuvaletim evin kariyer bölümünde!
Faytonuyla ağıp gitti
Kahraman Türk küçükleri
Dört koldan sanat
Zamane cadısından şahane melankoli
Nerede kalmıştık?
Akılsa akıl, hüzünse hüzün
Michael Radford’dan doğaçlama dersi
Ekranda PC var
Yazar dediğin şovmen midir?
Perdeci adamın perdesiz çizgileri
Sıcak sıcak sanat
Muslukları ‘açuk’ koyanların sonu
Saltanat sürmek için doğmuş
Eklektik ve mütevazı hip - hopçu
‘Tatlı’ kızlar eğleniyor
Çocuklar heves etmiş
Gezici sinema şenliği
Psikoloji, gizem, korku
Feminen dokunuş
Kaş’da festival vakti
Siyah - beyazın aynalardaki kimliği
Caza veda
Pasaport verilirse çalıyor
Ankara’ya yazlık sinema
Olanaksız olan nedir?
Hacker hazretleri
Ozanın ölümü
Hayat atölyesi
Karabuda, Tekin ve Gümüşlük Akademisi
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet