25 Temmuz 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Kahraman Türk küçükleri

"Perihan Abla", "Bizimkiler" ve "Yazlıkçılar" gibi pek çok diziye imzasını atan Umur Bugay, uzun bir aradan sonra "Türk Küçükleri" adlı kitabıyla mizah yazarlığına sıkı bir dönüş yaptı.

     ŞEHNAZ PAK

     Epeyden beri televizyon ve sinema senaryolarına kaleminin keyfini damlatan Umur Bugay bu kez Bilgi Yayınevi’nden çıkan "Türk Küçükleri" adlı mizah öyküleriyle okur karşısında. "Türk Küçükleri", sınıf, yaş, eğitim ve meslek farkı gözetmeksizin toplumun hemen her kesimindeki insanların, duyarsızlığın yumağında geçirdikleri "cinnet"in yansımaları niteliğindeki öykülerden oluşuyor. Sıradan vatandaşların sırf bu ülkede yaşadıkları için başlarına gelen ya da gelmeye aday öyküleriyle, toplumun her zerresine sinmiş "kirlenme"nin yüzüne ayna tutan kitaba Savaş Dinçel de karikatürleriyle eşlik ediyor.
     
     Neden büyükler değil de küçükler?
     Bu toplumun sıradan vatandaşları askerliğini yapar, vergisini öder, oyunu atar, çocuk doğurur, bakar, geçinir veya geçinemez. Ve toplum sürekli roller verir, kalıplar dayatır sıradan vatandaşa. Bence onların başına gelenler çok önemli, o yüzden küçükleri yazdım. Asıl kahramanlar sıradan yaşayan kişiler. Toplumun devinimini değiştirecek olan da onlar.
     
     Türk küçükleri, toplumun geldiği o çıldırma noktasının bir parçası olmuş ve onu kabullenmiş, ancak umudunu yitirmemiş insanlar şeklinde çıkıyor karşımıza. Peki ya büyükler?
     Hiç değişmeyen büyükler. Biz hiç Türk büyüğü olamadık. Ben 62 yaşındayım. Boyum kadar yazı yazdım, çabaladım, didindim, iyi kötü topluma bir şeyler de verdim. Ama Türk büyüğü olamam. Türk büyüğü olmak için politik bir çizgiye sahip olmak ve "Ben büyüğüm," demek lazım. Toplumu ezenler Türk büyükleri olarak ansiklopedilere geçtiler. Hakikaten Türk büyükleri Türk toplumunun imanını gevrettiler. Baksanıza Ecevit bümbüyük. Büyüklere hakim olan "Ben olmazsam olmaz," anlayışı... Belki de takdir edilecek bir şey, ne demeli?
     
     Yer yer uç noktaya uzansa da "Bizim ülkede olur," dedirtecek cinsten bu öykülere 80 sonrası dönem mi damgasını vuruyor?
     Evet o dönem ağırlıklı. 80’li yıllar Türkiye’nin hayatına çok büyük bir darbe indirdi. Bilimsel, dinsel hayata, sosyal yaşama olumsuz etkileri müthiş. Bilimsel araştırma, tartışma, ilerleme adına tek kavga yok. Hepimize sıradan yurttaşlar olarak televizyonlardan bir şeyler empoze ediliyor. Ve biz de her gün almak zorunda kalıyoruz bu verilenleri.
     
     Çılgın bir tersinleme, yer yer acıya yaslanan bir hiciv. Ve bu da adeta monologlar, tek kişilik iç dökmeler halinde gerçekleşiyor.
     Ben bu tarzı seviyorum: İnsanların tek başına kaldıklarında korkaklıklarını endişelerini itiraf edebilmeleri... Zaten kitabın da cazip tarafı o. Öte yandan içinde bulunduğumuz durumu biraz da yabancılaştırma yoluyla göstermeyi denedim. Bence mizahçının işi bu. Mizahçı statükoya karşı "Gözünüzü açın," diyecek. Mizah madalyonunun öbür yüzünü gösterecek. Mizah, biraz şeytanca fikirler ortaya atacak. İnce bir zekânın hüneriyle eleştirecek.
     
     Mizahın bugün geldiği noktada ince zekanın yerini, kaba güldürü mü aldı?
     Haldun Taner, Aziz Nesin çizgisi artık yok. Ben bu çizgiden geliyorum. Bir de Ferhan Şensoy var bu çizgide, gördüğüm. O kadar düzenle barışık, makyajı tamam ki yeni mizahçıların. Halkı hiç enterese etmeyecek konular, gerçek yaşamın içindeki sorunların yanından kıyısından geçmeyen meselelerle uğraşılıyor ağırlıkla. Çok da tad almıyorum şimdiki mizahçılardan. Benim için Çetin Altan hâlâ mizah yazarı. Çünkü yazdıklarında hayata dair bir şeyler var.


 KÜLTÜR & SANAT


Çıtır, balkabağı ve Cami
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
"Bayan rengârenk"in matrak kitabı
Yaz için bir figür karması
Eyvah! Tuvaletim evin kariyer bölümünde!
Faytonuyla ağıp gitti
Kahraman Türk küçükleri
Dört koldan sanat
Zamane cadısından şahane melankoli
Nerede kalmıştık?
Akılsa akıl, hüzünse hüzün
Michael Radford’dan doğaçlama dersi
Ekranda PC var
Yazar dediğin şovmen midir?
Perdeci adamın perdesiz çizgileri
Sıcak sıcak sanat
Muslukları ‘açuk’ koyanların sonu
Saltanat sürmek için doğmuş
Eklektik ve mütevazı hip - hopçu
‘Tatlı’ kızlar eğleniyor
Çocuklar heves etmiş
Gezici sinema şenliği
Psikoloji, gizem, korku
Feminen dokunuş
Kaş’da festival vakti
Siyah - beyazın aynalardaki kimliği
Caza veda
Pasaport verilirse çalıyor
Ankara’ya yazlık sinema
Olanaksız olan nedir?
Hacker hazretleri
Ozanın ölümü
Hayat atölyesi
Karabuda, Tekin ve Gümüşlük Akademisi
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet