
|

Akılsa akıl, hüzünse hüzün
Servet Kocakaya, yeni albümü "Duvar Şarkıları"nı, ne tutucuların ne de yenilikçilerin etkisinde kalmadan hazırlamış.
NAİM DİLMENER
Servet Kocakaya; "Keke" ve "Ki Zava" adlı albümlerinden sonra üçüncü albümünü de yayınladı. Yerel dil, deyiş, kalıp ve sözcükleri çok sevmesiyle, yazdığı hemen hemen her şarkıda kullanmasıyla ünlü Kocakaya, bu sefer "Duvar Şarkıları" olarak adlandırmış albümünü. Albüm, aynı zamanda, sanatçının web sitesi servetkocakaya.com’un yayına girmesiyle de desteklendi. Giderek küçülen Prestij’in elinde tuttuğu az sayıda isimden biri olan Servet Kocakaya’nın sitesine, Kalan Müzik destek vermiş. Kalan’da, bu tür işlerden çok iyi anlayan sağlam bir ekip var. Roll’un sitesinde de onların imzası vardı. O site hem şık hem de işlevseldi, Kocakaya’nın ki de öyle. Hem müzikseverleri, hem de Kocakaya hakkında bilgi arayan gazetecileri memnun edebilecek gibi gözüküyor.
"Keke" ve "Ki Zava" adlı ilk iki albümünde, bin yıllık bir geçmişi olan türkülerimizin, 2000’li yıllarda nasıl bir biçim ya da form ile sunulması gerektiğine dair sağlam alternatifler sunabilmiş olan Kocakaya, "Duvar Şarkıları"nda da, işe kaldığı yerden devam etmeyi kısmen becerebilmiş. "Piro", "Berfin" ve "Vay Deli Gönül" adlı şarkılar (ya da türküler), bildiğimiz, sevdiğimiz ve özlediğimiz Servet Kocakaya’yı getiriyor önümüze. Akılsa akıl, hüzünse hüzün. Ama albümün geri kalanı, anlaşılmaz bir şekilde Kocakaya’nın bildik - tanıdık tavrının tamamen dışında kurulmuş. Geri kalan şarkıların büyük bir kısmının üzerinde son derece keskin bir Ahmet Kaya damgası var. "Kelepçe", "Duvarlar", "Diyarbakır Surları" ve "Ankara" adlı şarkıları, birilerine rahat rahat "bir Ahmet Kaya şarkısı" diye dinletebilirsiniz. "Sevilmedim" adlı şarkıda da durum aynı. Hatta burada Zülfü Livaneli de "yedek şarkıcı" olarak soyunup tetikte beklemiş, her an şarkıya dalabilecek gibi hazır durmuş ama fırsat verilmediği için beklemekle yetinmiş... "Gençliğim" adlı şarkıda ise, bugüne kadar Servet Kocakaya’da pek rastlamadığımız arabesk bir hava hakim. Şarkı, sanki herhangi bir piyanist şantörümüzün elinden son anda kapılmış ve adam edilmeye çalışılmış gibi. Yalnızca düzenlemenin yol açtığı bir sorun değil bu. Vokal de çok ağdalı bu şarkıda, hatta kimi yerlerde ("Yanarım halime") Ege - Yaşar - Kayahan üçlüsünün dinleyici tavlamak için attıkları o "ses ve gırtlak taklaları"nın hafif bir izi bile var. "Sevilir Gibi" adlı şarkı için de aynı şey söylenebilir. "Arabesk tını" bu şarkıda, Metin Şentürk kılığında çıkıyor karşımıza, en azından şarkının ilk bölümünde... İkinci bölüm de, "romantik" herhangi bir Alpay şarkısından yolunu geçirerek yükseliyor. "Feraye" adlı şarkıyı ise, bir "Goran Bregovic’e saygı" fantezisi olarak kabul edip, o kulakla dinleyebilirsiniz. Şarkı, tekinsiz bir "Balkan havası" ile kuşatılmış.
Albümün kapağında ve Internet sitesindeki hep "blue jeanöli fotoğrafların esrarı ise iç kapakta yer alan bilgilerin okunması ile çözülüyor. Kocakaya’nın "kıyafet sponsoru" Levi’s’mış. 70’lerin, o tuhaf ve anlamsız marka düşmanlığına dayanarak "Şimdi bu da ne demek?" diye sormak niyetinde değilim ama hala "duvarlarödan, "tankölardan bahseden birinin "Amerikalı Johnny" kılığına böylesine geniş bir rahatlıkla girmiş olması epeyce şaşırtıcı. Bu minik "etiket", anlatmaya gayret edilen şeylerin inandırıcılığını zedelemiş.
Ama "Piro" ve "Berfin" de yetebilir bu albümü almak için. "Türkülerimize dokundurmayız, bozdurmayız," diyerek bin yıldır yerlerinden bir milim kıpırdamamış tutucuların ve "Türkülerimizi güncel bir sound ile sunmalıyız," deyip türkülerimizi tanınmaz bir hale getirmiş yenilikçilerin etkisinde kalmadan tamamen kişisel bir başka yolu tek başına inşa etmiş Servet Kocakaya’ya hiçbir zaman kayıtsız kalmak mümkün değil. Belki diğer şarkılar da, yeni bir Ahmet Kaya şarkısına duyulan özlemle dinlenebilir. Böyle bir özlem, çoğu şeyi bağışlatabilir.
KÜLTÜR & SANAT


Çıtır, balkabağı ve Cami
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
"Bayan rengârenk"in matrak kitabı
Yaz için bir figür karması
Eyvah! Tuvaletim evin kariyer bölümünde!
Faytonuyla ağıp gitti
Kahraman Türk küçükleri
Dört koldan sanat
Zamane cadısından şahane melankoli
Nerede kalmıştık?
Akılsa akıl, hüzünse hüzün
Michael Radford’dan doğaçlama dersi
Ekranda PC var
Yazar dediğin şovmen midir?
Perdeci adamın perdesiz çizgileri
Sıcak sıcak sanat
Muslukları ‘açuk’ koyanların sonu
Saltanat sürmek için doğmuş
Eklektik ve mütevazı hip - hopçu
‘Tatlı’ kızlar eğleniyor
Çocuklar heves etmiş
Gezici sinema şenliği
Psikoloji, gizem, korku
Feminen dokunuş
Kaş’da festival vakti
Siyah - beyazın aynalardaki kimliği
Caza veda
Pasaport verilirse çalıyor
Ankara’ya yazlık sinema
Olanaksız olan nedir?
Hacker hazretleri
Ozanın ölümü
Hayat atölyesi
Karabuda, Tekin ve Gümüşlük Akademisi
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|