25 Temmuz 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Michael Radford’dan doğaçlama dersi

Klasik sinemadan bir süreliğine sıyrılan Michael Radford, İngiltere ve Fransa’da gösterime giren "Dancing At The Blue Iguana / Iguana’da Dansöda doğaçlama tekniklerini deniyor.

     1995’de "Postacı" adlı filmi En İyi Film dalında Oscar adayı olan Michael Radford, son filmi "Dancing At The Iguana" (Iguana’da Dans) ile daha orijinal ve hümanist denemelere girişiyor. Bir kulüpte çalışan beş striptizcinin yaşamından kesitler sunan filmde farklı karakterlerin umutlarına, hayal kırıklıklarına yer verilirken doğaçlama tekniklerinin olabildiğince sinemaya aktarılması amaçlanıyor.
     Bu deneysel proje nasıl doğdu? Gelişim aşamalarından söz eder misiniz?
     Uzun süredir doğaçlama üzerinde çalışıyorum. Peter Brook’un kitabında okuduğum şu cümle bana bir anlamda güç verdi: "Eğer kendini boşluğa atacak cesaretin yoksa; yaratım zevkini asla tadamazsın." Böyle bir cesareti hayatımda bir kez olsun göstermem gerekiyordu.
     Gelişim aşamaları nasıldı?
     İlk anda kafamda belirli bir konu yoktu. Tam anlamıyla kör bir delikti. Deneme çekimlerine 150 aktörle başladım. Bunlardan 10’ar kişilik gruplar oluşturdum. Fizik ve mizah gücünden çok doğaçlama yeteneklerini sınadım. Derken elemeler sonucu esas kadro ortaya çıktı. Bazı aktörler doğaçlama yapmak için doğuyorlar bence. Bu bir bakıma özgürlük ihtiyacının dışavurumu. Tiyatro buna doğal olarak daha çok imkân sunuyor. Ancak sinema böyle değil. Aktör kameraların karşısında bir nesneden ibaret. Bunların bilincinde olarak çalışmalarımıza Stanislavski’nin tiyatro tekniklerini çalışarak başladık. Bu bir anlamda bizdeki sinemadan kaynaklanan otosansürü minimuma indirdi. An’ı yakalama arzumuzu artırdı.
     Örneğin?
     Bir anlamda hayali bir kitaptan yola çıktık ve bir şiir yazdık. Sonuç şaşırtıcı oldu. Ardından konuyu belirledik, kişileri seçtik. Dört ay boyunca dijital kamerayla sırf doğaçlama çalışmalarımızı çektik.
     Neden mekân olarak bir striptiz kulübü? Bir tür merak mı, arzu mu?
     Bu, oyunculardan birinin fikriydi; Shelia Kelley’nin ve herkes tarafından benimsendi. Çok uzun süren çalışmalar yaptık. Oyuncular hazırlık aşamasında gerçek kulüplerde dans ederek çalıştılar. Ben gözlem yapmak için gece gündüz ünlü kulüplerde bulundum. Los Angeles’daki neredeyse tüm dansçıları tanıdım. Gözden kaçan bir çok paradoksla karşılaştım. Örneğin ABD’de 21 yaşından önce kamuya açık yerlerde alkol tüketimi yasak, oysa 18 yaşından sonra striptiz kulüplerine girilebiliyor. Bu sektördeki kızların neredeyse tümü çocuk yaşlarda bu işe başlıyor. Hikâyeleri birbirine benziyor. Dans ederken korkularını tekrar yaşıyorlar aslında. Ama bu sefer sahnede olduklarından güç kendilerinde. Kulüplerde aşk hikâyelerine de rastladım. Birçok erkek, kızları kulüplerden kurtarmayı hayal ediyor, dansçı kızlarsa şövalyelerini bekliyor. Ama öyküler genelde hüsranla sonuçlanıyor. Bu tam anlamıyla siyah, mutsuz bir dünya.
     Her şeye rağmen sonuçtan memnun musunuz?
     Bu çok özel, orijinal bir denemeydi benim için. Acı bir gerçeği fark ettim ki; sinemada aktörlerden tam anlamıyla yararlanmayı başaramıyoruz. Aslında her birinin açığa çıkarılmamış yetenekleri bulunuyor. Filmin tarzını tarif etmek için müzikal bir benzetmeye başvurmayı tercih ediyorum. Bu film klasik bir senfoniden çok özgün bir caz eseri. İnsani zaaflar, beyazlıklar, boşluklar, göz kamaştıran detaylarla dolu ve tabii ki doğaçlamanın doğasından kaynaklanan birçok riskle. Bu yüzden hataların hoş görülmesi gerekiyor. Eğer sağlam kurgulu bir yapımla karşılaşacağınızı umuyorsanız hayal kırıklığı yaşatabilir film size. Ama eğer kişilikler üzerine yoğunlaşırsanız film sonunda her bir karaktere âşık olmanız içten bile değil. Ancak bunun için öncelikle filmin gücüne teslimiyet gerekiyor.
     3 Temmuz 2002 tarihli Le Figaro’dan çevrildi.


 KÜLTÜR & SANAT


Çıtır, balkabağı ve Cami
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
"Bayan rengârenk"in matrak kitabı
Yaz için bir figür karması
Eyvah! Tuvaletim evin kariyer bölümünde!
Faytonuyla ağıp gitti
Kahraman Türk küçükleri
Dört koldan sanat
Zamane cadısından şahane melankoli
Nerede kalmıştık?
Akılsa akıl, hüzünse hüzün
Michael Radford’dan doğaçlama dersi
Ekranda PC var
Yazar dediğin şovmen midir?
Perdeci adamın perdesiz çizgileri
Sıcak sıcak sanat
Muslukları ‘açuk’ koyanların sonu
Saltanat sürmek için doğmuş
Eklektik ve mütevazı hip - hopçu
‘Tatlı’ kızlar eğleniyor
Çocuklar heves etmiş
Gezici sinema şenliği
Psikoloji, gizem, korku
Feminen dokunuş
Kaş’da festival vakti
Siyah - beyazın aynalardaki kimliği
Caza veda
Pasaport verilirse çalıyor
Ankara’ya yazlık sinema
Olanaksız olan nedir?
Hacker hazretleri
Ozanın ölümü
Hayat atölyesi
Karabuda, Tekin ve Gümüşlük Akademisi
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet