25 Temmuz 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Yazar dediğin şovmen midir?

Günümüz yazarı şovmenliğe ve starlığa mı soyunuyor? Eleştirmen Zeki Coşkun’a göre, evet. Ya da daha doğrusu, indirgeniyor!

     SERPİL GÜLGÜN

     Para - roman başlığındaki yazılarınızda niçin isim vermiyorsunuz? Okur zaten anlıyor diye mi ya da tepkilerden çekindiğiniz için mi?
     Para - roman, edebiyat dünyasında karışımıza çıkan durumu adlandırmak, tanımlamak için önerdiğim bir kavram. Okuyucu kimin kim olduğunu anlayacağı için ya da şundan bundan çekindiğimden değil. Edebiyatın popüler kültüre eklemlendiğini, yazarlığın şovmenliğe ve "starölığa indirgendiğini, metnin, yapıtın silindiğini, adeta yok edildiğini vurguluyorum. Pop ve şov dünyası tasarlanmış, inşa edilmiş "kişilikler" sunar bize. Bu durumu eleştirirken o görüntülerle karşımıza çıkan isimlere odaklanmak çelişki olur. Şimdi sahnede A vardır, yarın B olur. İsimler değişir ama durum, sunum, konum aynıdır. A’ya B’ye değil para - roman sözü, aslolana; bu duruma, sunuma, konuma!
     
     Lobilerden, kliklerden, kollama koruma durumlarından korkmuyor musunuz gerçekten?
     Ürkülecek bir durum varsa, sormak gerekir: İş nereye gelmiş? Uyumsuz, çatlak sesleri boğacak pazar güçlerinden, teşkilattan, lobiden söz edilecekse, bu nasıl bir edebiyat, düşünce, yazı ortamıdır?
     
     Eleştirdiğiniz yazarlardan tepki geliyor mu? Geliyorsa, nasıl tepkiler?
     Doğrudan bana ulaşan bir tepki yok. Para - roman kavramını açıklamadan önce mekanizmalarını ve aktörlerini anlatmak üzere yazdığım "Beş Paralık Roman" ve "Ünlü Yazar Uçtu" yazıları üstüne geniş bir çevrede bahse girildiğini duydum. İlkinde sözü edilenin hangi roman, ikincisinde yazarın kim olduğu üstüne iddialar tutuşulmuş. Yine bu yazılar üstüne Behiç Ak’ın Cumhuriyet’teki karikatürü durumun anlaşıldığını ortaya koyuyordu. Bir kadın koltuğa uzanmış, kucağında gazete, elinde telefon, konuşuyor: "Bir yazarın romanıyla ilgili, yazarla yapılmış röportajı eleştiren, bir köşe yazarına; yazarın verdiği cevaba, bir okuyucunun yazdığı eleştiriyi okuyorum. Çok ilginç... Hangi roman mı? Kimse bilmiyor. Çünkü yazar daha romanı yazmaya başlamamış." Bana gelen okuyucu mesajlarından da anladığım, romanın bir edebiyat ürünü olmaktan çıktığı. Pazarlama ve manipülasyonun boyutlarını tartışmak için birinin söz alması gerekiyormuş.
     
     Bir - iki yıl öncesine kadar örneğin Orhan Pamuk’u eleştirmiyordunuz? Şimdi para - roman çerçevesinde eleştiriyorsunuz. Ne değişti?
     Pamuk, edebiyatı, romanı bilen, işini büyük bir enerjiyle, disiplinle yapan biri. Sadece edebiyatla uğraşan, yazarlığı bir kimlik ve meslek olarak benimseyen, yerleştiren biri. Üstelik bu kavgayı, yazının hakikatini metnine, yapıtına taşıyan biri. Türkiye’de yazıyı yenileyen önemli isimlerden. Birçok yönden dikkate, saygıya değer. Ancak bir dergide kitaplığını düzenleme vesilesiyle yazdığı yazı, benim için her şeyi farklılaştırdı. Yazıyı bu denli önemseyen birinin sırf kendisini eleştiren bir yazarı kel, yaşlı filan gibi kişisel hakaretlerle kitaplığından attığını anlatması dehşet vericiydi. Hegemonyanın ulaştığı boyutları ortaya koyuyordu: Onun yazarlığı kutsal, başkasınınki değersiz! Şu da var: Pamuk’un önceki romanlarını edebiyat sınırları içinde değerli buldum. Ama "Kar"ı bizzat yazarının "siyasal roman" olarak nitelemesini komik... Neyin siyaseti? Yine hegemonya meselesi: "Bu memlekete komünizm lazımsa onu da biz getiririz," diyen devletlular gibi, siyasal roman yazılacaksa onu da ben yazarım tavrı. Bunun estetik ve ideolojik karşılığı: Romanını nasıl, hangi gözle okuyacağımızı yazar bize dikte ediyor! Metnin her şeyini metin içinde yönlendiren ve "tanrıyazar" denen 19. yy. zihniyeti bu kez metnin üstünden zuhur ediyor... Tuhaf.
     
     Tamam Umberto Eco, "Yazar, yazmayı bitirir bitirmez ölmeli. Metnin yoluna çıkmamak için," diyor. Ama okunmak isteyen yazarlara bilboardlar, klipler, yazılı ya da görsel medyadaki röportaj seli bir yana, kitap tanıtımları için ne öneriyorsunuz?
     Kapitalizmin kuralı: Sömürülmemek, sömürülmekten daha beterdir! Lumpenler, yeri herkesce doldurulabilecek düz işçiler bir yana, kriz ortamının nitelikli işsizlerini düşünün? Yırtınıyorsunuz ‘beni al, kullan’ diye ama kapılar kapalı. Romanda da durum aynı. Kim istemez adının, ürününün öne çıkmasını? Yazarlığın, "Hepinizin yaşadığı dünyayı, hayatı bakın ben nasıl görüyorum," demek olduğunu düşünürseniz, herkes bakılmak, görülmek, tanınmak, beğenilmek ister. Öyleyse mesele tanıtımın araçları, yöntemleri, azlığıçokluğu falan değildir. Mesele sömürülmek sömürülmemekte olduğu gibi pazara; tanıtıma uygun, uyarlı olup olmamaktır. Hem aktör (yazar), hem ürün (kitap) için geçerlidir bu ölçüt.
     
     Mal’ın ötesinde ne var’ı karşılayan yazılarınızı ne zaman göreceğiz? Yoksa hiç mi göremeyeceğiz? Bu durumda eleştirmen ya da eleştiri öldü mü demeliyiz?
     Görünüşe bakılırsa, malın ötesi, yazarı için bile yok! Çünkü roman değil romancı var sahnede. Onun izleyiciye, alıcıya sunumu var. Şimdilik bu durumu; romanın edebiyat dışına çıktığını, çıkarıldığını saptamakla yetiniyorum para -roman’la. Malın adında, ne olduğunda anlaşalım, sonra gerekirse tek tek malların analizine, eleştirisine bakarız. Eğer ortada "analiz" edilecek bir şey varsa tabii... Eleştiri, nesnesiyle birlikte var olur. Şimdi burada piyasa değerine; tiraja indirgenmiş bir ürünün hangi yazınsal, estetik niteliğini tartışacaksınız? Tartışsanız bundan alıcıya ne, satıcıya ne? Para - roman devrinde eleştirinin yeri ve gereği yoktur. Nitekim yazarların tavrı da bunu ortaya koyuyor. Daha önce birkaç romanı eleştirdim. Dikkat: sadece romanı, yazarı değil! Her seferinde o kitapların yazarlarının, eleştiriyi yayımlayan editörleri nasıl taciz ettiğini anlatmayacağım burada. Yazarlar yapıtlarına (kendilerine değil yapıtlarına) yönelik her eleştiriyi kıskançlık, çekememezlik olarak alıyorlar. "Rekabet" var ya?!


 KÜLTÜR & SANAT


Çıtır, balkabağı ve Cami
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
"Bayan rengârenk"in matrak kitabı
Yaz için bir figür karması
Eyvah! Tuvaletim evin kariyer bölümünde!
Faytonuyla ağıp gitti
Kahraman Türk küçükleri
Dört koldan sanat
Zamane cadısından şahane melankoli
Nerede kalmıştık?
Akılsa akıl, hüzünse hüzün
Michael Radford’dan doğaçlama dersi
Ekranda PC var
Yazar dediğin şovmen midir?
Perdeci adamın perdesiz çizgileri
Sıcak sıcak sanat
Muslukları ‘açuk’ koyanların sonu
Saltanat sürmek için doğmuş
Eklektik ve mütevazı hip - hopçu
‘Tatlı’ kızlar eğleniyor
Çocuklar heves etmiş
Gezici sinema şenliği
Psikoloji, gizem, korku
Feminen dokunuş
Kaş’da festival vakti
Siyah - beyazın aynalardaki kimliği
Caza veda
Pasaport verilirse çalıyor
Ankara’ya yazlık sinema
Olanaksız olan nedir?
Hacker hazretleri
Ozanın ölümü
Hayat atölyesi
Karabuda, Tekin ve Gümüşlük Akademisi
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet