25 Temmuz 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Pasaport verilirse çalıyor

Romancılığı bir meslek olarak görmeyen gazeteci - yazar Kürşat Başar ile saksafonunu konuştuk bu kez. ‘Beste gibi şeyler’ini... Ve yazmakta olduğu romanını...

     RAİFE POLAT

     Müzik, kitaplarınızdaki yaşamların vazgeçilmez bir parçası. Sizin için de öyle sanıyorum. Yazarken de sürekli eşlik ediyor mu müzik size?
     Evet. Ben çalışırken; yazı da yazsam, kitap da yazsam - ki günde en azından dört beş saat masa başında çalışma sürem var - müzik sürekli çalıyor. Ama ne dinlediğim değişir. Özellikle şunu dinleyeyim diye bir şey de yok. O an ne gelirse onu dinliyorum.
     Şu sıralar en çok ne dinliyorsunuz?
     Charlie Haden dinliyorum. Piyano hep dinlerim. Şimdi bazen klasik de dinliyorum. Daha çok opera veya Arvo Part gibi müzisyenleri dinliyorum. Bir de benim çok sevdiğim dönem 1960’ların cazıdır. Katıksız, çok iyi stüdyo kayıtları... Herbie Hancock, Miles Davis, hiç sıkılmam onlardan.
     Gelelim sizin müzik serüveninize... Kış aylarında Q Bar’da saksafon çaldınız bir süre. Nasıl bir araya geldi o grup?
     Benim hiç sahneye çıkmak gibi bir niyetim yoktu. Çünkü her zaman müzisyenlere çok büyük saygı duyarım ve müziğin full - time bir iş olduğunu düşünürüm. Hakikaten günde en aşağı üç - dört saat çalışman gerekiyor. Benim bu kadar işin arasında böyle bir şey yapabilmem mümkün değil. Onun için kendi keyfime göre çalıyorum. Sonra piyanist Cem Kaprol aradı beni. Bir araya geldik; baktım gayet profesyonel müzisyenler var. Ben de en azından bir şeyler öğrenirim diye düşündüm. Beni daha çok ilgilendiren bu oldu, çünkü bir grupla çalmadığınız zaman da ilerlemeniz mümkün olmuyor. Onlar da bana pasaport verince başladık çalmaya.
     Kimler vardı grupta?
     Trompette Can Çankaya - ki çok iyi bir trompetçi; davulcumuz Cem Aksel, zaten tanınan bir müzisyen. Başta da Ercan Akyol, Senfoni’de çalıyor aslında. Bu grubun en iyi tarafı, hakikaten çok pozitif insanlar olmaları, kendimi çok rahat hissettim. Ama onlara yetişebilmek için daha fazla çalıştım. Çünkü bir işe girdiğim zaman, çok iyi yapabilmek isterim, mükemmeliyetçi bir tarafım var. Arkadaşlarım "Yaa, gider çalarsın, n’olacak ki," diyor, ben öyle bakamıyorum. Sonuçta oraya seyirci geliyor, para ödüyorlar. Ya beğenmezlerse, ya kötü olursa gibi kaygılarım oluyor.
     Kaç zamandır müzikle uğraşıyorsunuz peki?
     Aslında çok oldu. Ama ben koyuyorum plağı, onun üstüne çalıyorum. Ders falan aldım tabii ama her gün bu işe zaman ayırmıyorum. Bir de son iki senedir biraz daha rahatım. Ondan önce yöneticilik, televizyon - radyo programı derken, hiç zaman ayıramıyordum.
     Bu deneyim, müziği biraz daha ciddiye alma düşüncesini doğurdu mu sizde?
     Kendime ait bir şey yapacaksam enteresan olur. Yoksa herkesin çaldığı şeyi bu yaştan sonra daha ne kadar iyi çalabilirim ki? Ama kafamdaki şeyleri çalabilecek yetkinliğe gelirsem bir gün, ciddi bir proje olur benim için.
     Ne tarz şeyler kafanızdaki?
     Benim kendi yaptığım beste gibi şeyler... Onlarda bizim seslerimiz çok, makamsal... Eğer free bir emprovizasyon yapıyorsak mutlaka makamsal şeyler çalarım. İnsanlar da şaşırırlar, çünkü benden bunu beklemiyorlar.
     Peki bu beste gibi şeyleri hep saksafonla mı çıkarıyorsunuz?
     Ben davul çalardım eskiden, çok uzun zamandır çalmıyorum. Onları notaya dökecek kadar piyano da çalıyorum ama aranje edilmeleri lazım ve bunu yapacak kadar müzik bilgim yok. Bizim çocuklar yapar, önemli olan rifleri çıkarabilmem. Bunları da saksofonla yapıyorum. Çalıyorum ve sonra onları kaydediyorum.
     O zaman minik minik parçalarınız var.
     Var, evet. Onların nasıl düzenleneceğine dair bir fikrim de var. Hangi sazlar çalacak, nasıl bir havada çalınacak, bunları biliyorum ama birinin bununla ilgilenmesi lazım. Bir iki tanesini yaptık, computer’da toparladık.
     Yazma işi nasıl gidiyor bu arada?
     Epeydir bir roman üzerinde çalışıyorum. Fakat kolum kırıldığından beri o da aksadı. Tek elle günlük yazılarımı yazmak bile çok uzun zamanımı alıyor.
     Kitabın içeriği hakkında bir şey söylemek için erken mi?
     Açıkçası ben kitap bitmeden yayınevine bile bir şey söylemiyorum. Onlar da deli oluyorlar. Çünkü hakikaten ne yapacağım belli olmuyor. Bittikten sonra içime sinmesi lazım. Yazmış olmak için yazmıyorum çünkü. Romancılığı bir meslek olarak görmüyorum ve bunu görmemeye de çok genç yaşta karar verdim. Onun için zaten gazetecilikte devam ettim. Romancılıkta kariyer yapma düşüncesi bana ters geliyor. Ben tamamen kendim için yazıyorum. Onu öyle tutmak gerekiyor ki, tamamen saf olabilsin. Eğer romancıysan ya da iki yılda bir kitap çıkarman gerekiyorsa, bundan para kazanıyorsan, bu, mutlaka senin yazdığın kitabı da bir şekilde belirler. Nitekim çıkan kitaplara bakıyorum; onların niçin, hangi akımları izlediğini, niçin dışarıda da tutulan şeyleri yapmaya çalıştıklarını falan görebiliyorum. Bunların hiçbiri benim umurumda değil.


 KÜLTÜR & SANAT


Çıtır, balkabağı ve Cami
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
"Bayan rengârenk"in matrak kitabı
Yaz için bir figür karması
Eyvah! Tuvaletim evin kariyer bölümünde!
Faytonuyla ağıp gitti
Kahraman Türk küçükleri
Dört koldan sanat
Zamane cadısından şahane melankoli
Nerede kalmıştık?
Akılsa akıl, hüzünse hüzün
Michael Radford’dan doğaçlama dersi
Ekranda PC var
Yazar dediğin şovmen midir?
Perdeci adamın perdesiz çizgileri
Sıcak sıcak sanat
Muslukları ‘açuk’ koyanların sonu
Saltanat sürmek için doğmuş
Eklektik ve mütevazı hip - hopçu
‘Tatlı’ kızlar eğleniyor
Çocuklar heves etmiş
Gezici sinema şenliği
Psikoloji, gizem, korku
Feminen dokunuş
Kaş’da festival vakti
Siyah - beyazın aynalardaki kimliği
Caza veda
Pasaport verilirse çalıyor
Ankara’ya yazlık sinema
Olanaksız olan nedir?
Hacker hazretleri
Ozanın ölümü
Hayat atölyesi
Karabuda, Tekin ve Gümüşlük Akademisi
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet