
|

Bir ihtilalin oluşumundan anılar!..
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç hayli genişletilmiş komutanlar kadrosunu Genelkurmay Başkanlığı’nın geniş salonlarından birinde toplamış, ülkenin karmaşık durumu için onların fikirlerini almaya çalışıyordu... Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur Paşa, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler Paşa, Deniz Kuvvetleri Komutanı Eyiceoğlu Paşa... Başbakan Demirel, Milli Savunma Bakanı Ahmet Topaloğlu, Cumhurbaşkanı ise Cevdet Sunay... Yıl 1971, aylardan mart ve Türkiye karmakarışık!..
Siyasi partiler birbirleriyle anlaşamadıkları için ülkede anarşinin kol gezdiği günler... Bankalar soyuluyor, masum insanlar öldürülüyor, izinsiz yürüyüşler, mitingler, siyasiler hala itiş kakış!... Güvenlik güçleri anarşi ile mücadele edebilmek için yasaların yetersiz kaldığını ileriye sürüyor... Ve can güvenliği, mal güvenliği yok!..
Acaba ihtilal mi yapacaklar? Hürriyet’te çalışıyordum o yıllar... (1971) Ankara’ya siyasi olayları izlemek, haberler yazmak için ekstradan gönderilmiştim!.. Yine mesleğimin verdiği imkanlarla Faruk Paşa’yı yakından tanıyordum, diğer kuvvet komutanlarını da... Heyecan içinde hepsini teker teker arıyor bir şeyler öğrenmeye çalışıyordum... Yok yok yok, kimse telefona çıkmıyordu!.. Acaba ihtilal kararı mı alacaklar?..
Merak ediyordum şiddetle!..
Aklıma Oramiral Kemal Kayacan Paşa geldi... Paşa, o yıl Donanma Komutanı’ydı, toplantıya katılmıştı. Ama onunla da görüşmek ne mümkün!..
Yüz yüzden utanır dedim, ertesi sabah Gölcük’e karargaha döneceğini öğrenince, Orduevi’nin kapısına saat 5’te dayandım!.. Nasıl olsa kendisini kapıda yakalarım diye düşündüm...
Yaklaşık 1.5 saat bekledim ayazda ve sabahın körü... Kayacan Paşa tam otomobiline binecek yaverlerin arasından sıyrılarak "Günaydın Paşam" dedim... Gülmeye başladı Kayacan Paşa, ne isteyeceğimi anlamaz olur mu?.. "Hayrola" diye sordu alay eder gibi!..
- Paşam dedim dün gece sabaha kadar bazı kararlar almışsınız, vallahi zarar verecekse yazmam ama ne olur, Silahlı Kuvvetler ne istiyor?.. Havası ne, yoksa duruma el mi koyacaklar?.. Doğrusunu bileyim yazmam, zamanını beklerim!..
Politikacı hırsına yenilince!.. Oramiral otomobiline binmedi, kolumdan tuttu Orduevi’nin önünde tur atmaya başladık... Anlattı anlattı, politikacıların basiretsizliğini, onların kavgalarının ülkeyi bu hale getirdiğini, anarşi ile mücadele edebilmek için Anayasa’da değişiklikler yapılması gerektiğini, bu gidişle ülkenin kardeş kavgasına sürükleneceğini söyledi...
Peki, ihtilal var mıydı?.. Paşa hiç buna cevap verir miydi ama belliydi ki Silahlı Kuvvetler durumdan şikayetçiydi... Yüksek Komuta heyeti duruma bir çare arıyordu, bulacaktı da!.. Ya ben ne yaptım onu da anlatayım... O yılların ortamında biz her duyduğumuzu doğru da olsa yazamazdık!.. Ordu ihtilal yapacak diye haber olur mu hiç?.. Yazı işleri müdürü var, genel yönetmen var, önümüzde tehlikeyi önleyici baraj doluydu... Ama havayı bilmek uyanık olmak yeter miydi, nasıl olsa sırası gelince kullanırdık!..
Ertesi gün Hürriyet’in Yılmaz Çetiner imzalı manşeti... ORDU NE İSTİYOR? ANARŞİK OLAYLARI ÖNLEMEK İÇİN ANAYASA’DA DEĞİŞİKLİK... Ve daha ertesi gün 12 MART MUHTIRASI... ORDU YÖNETİME EL KOYDU...
* * *
11 Mart gecesi ve 12 Mart sabahı devamlı kalmakta olduğum Büyük Ankara Oteli’nde Bedii Faik Ağabey ile beraberdik... 14 Mart akşamı sevgili Metin Toker Pembe Köşk’ten bana telefon etti... "Çok önemli bir gazetecilik yapacaksın, özel bir oda açtır, güzel bir de sofra hazırlat, filanca da oraya gelsin, çok önemli bir teklifim olacak..."
İnşallah önümüzdeki hafta sevgili Metin ile niçin buluştuk, kiminle buluştuk anlatacağım... Yerim kalmadı çünkü!..
SAYFA BAŞI

|
|

|