
|

Megafon şovenizmi (2)
Ayvalık’ta bir tek Rum yoktur. Tüm Ayvalık halkını bu konuda rencide ettiniz. Konunun düzeltileceği inancıyla saygılarımı sunarım."
Cunda ve Ayvalık sahillerinde, insanlar rakı içerken belediye megafonlarından aniden bastıran ve insanları hazır ola geçiren İstiklal Marşı ve Gençliğe Hitabe yayını üzerine dün bir yazı yazmıştık ya, Ayvalık Belediye Başkanı Ahmet Tüfekçi bir açıklama göndermiş. Açıklamanın ilk maddesi yukarıdaki gibi. Tüfekçi muhtemelen, yazıda geçen "Rum bir kadın rüzgar gülü satıyor çocuklara; rüzgara ve güle karışıyor ince aksanı" cümlesi sebebiyle yapmış bu açıklamayı. Ayvalık’ta Rum var mıdır, yok mudur, o ayrı mesele. Ama ben de şunu sormak isterim:
Rum olmak aşağılık bir şey midir? Ya da mesele "rencide" etmekse, Tüfekçi’nin bu açıklaması Rumları "rencide" etmez mi?
(Bu açıklama, Ermeni kökenli bir tanıdığın anlattığı şu hikayeyi hatırlattı: Sormuşlar "Sen kimlerdensin?" diye. "Ermeni’yim" deyince karşısındakiler "nezaket" göstermişler: "Estağfurullah!")
İnfial halindeki Ayvalık Tüfekçi megafonlardan yapılan yayının "29 Mayıs 1919 günü atılan ilk kurşun anısına yapılmış olan törenlerin devamı" olduğunu söylüyor. Yani bu yayınlar en az bir aydır her gün sürüyor. Yer darlığından tamamını buraya sığmayan açıklamanın en çarpıcı yeri ise son cümlesi:
"Eğer ben veya Belediyem İstiklal Marşı’nı bir hafta yayınlamaz isek Ayvalık halkı bizlere tepki gösterir.ö
Hakikaten öyle mi acaba?!
Yani gerçekten mi?!
"Gazoz milliyetçiliği" Ayvalık ve Cunda’dan gelen okuyucu mektuplarında İstiklal Marşı’nın kutsallığı nedeniyle kimsenin bu konuda ses çıkaramadığını söylüyor insanlar. Hatta bu kutsallık nedeniyle kimse "İçkili ortamlarda İstiklal Marşı çalmak doğru mudur?" sorusunu bile soramıyormuş. Ama bu elektronik postalardan Bülent Aydın’a ait olan bir tanesi var ki... şöyle:
"Kalabalık ve neşeli bir masada oturmuş, o güzelim yeşillik salataya zeytinyağını eklerken, megafon başladı "Korkma sönmez!" diye... Bir afallama oldu, sonra masadaki liseli yeğenlerim ayağa kalktı. Derken anneleri... Bizde kıpırtı yok. Eşim Feride ve ben 12 Eylül tutukevlerinden talimliyiz. Askerler yıllar boyu psikolojik ve fiziki işkencelere fon müziği olarak kullandı İstiklal Marşı’nı. Belki ondan, anında göz göze geldik, tüylerimizde bir ürperme. Feride ‘İstiklal Marşı beyler!’ diye uyaran adama bastı fırçayı:
‘Burası yeri mi ve şimdi zamanı mı? Belediyenin bu keyfi davranışını ve sizin bu gazoz milliyetçiliğinizi protesto ediyor, ayağa kalkanları da oturmaya davet ediyorum!’
Meyhanelerdeki konukların çoğunluğu katıldı bize ve oturdular.
Yine de bir süre masalarda soğuk bir hava esti tabii..."
Böyle yani...
Sahildeki plastiğe benzeyen bir maddeden yapılmış, dönen tuhaf "heykel" ise Mevlânâ’ya ait değilmiş. Yanındaki yazıda Mevlânâ’dan bahsettiği için doğal olarak Mevlânâ zannettiğim "heykel", semazenmiş. Ama zaten yeniden yapılacakmış. Onu da söyleyeyim de, eksik kalmasın.
ecetem@hotmail.com
SAYFA BAŞI

|
|

|