
|

Kapitalizm nasıl kurtulur?
Sonunda beklenmeyen oldu: ABD’de birbiri ardından patlak veren şirket skandalları, toplumun sisteme güvenini öyle sarstı ki, devlet parmağını iş dünyasının gözüne gözüne sallamaya başladı; patron sınıfını hizaya getireceği umulan bir dizi karar, "patronların dostu" bilinen Cumhuriyetçi Parti’nin de desteği ve "patronların babası" sayılan Başkan George W. Bush’un rızası ile alınıverdi.
Amerikan yatırımcısı ("yatırımcı" deyince sadece kodamanlar gelmesin aklınıza, ABD nüfusunun yüzde 60’ı borsaya yatırım yapıyor), parasını hisse senetlerinden çekerek, seçimlerde de oyunu sakınabileceğinin işaretini vererek sisteme çekidüzen getirme amaçlı kararların yolunu açtı.
Dow Jones, Nasdaq, S&P endeksleri kayıplarını telafi edebilecekler mi? Başkan Bush özellikle son iki haftada sarsılan siyasi prestijini ve inişe geçen popülarite rakamlarını yeniden sağlama alabilecek mi? Bu soruların cevabını zaman verecek.
Ancak şu anda ABD’nin siyasi liderlerini, girişimci sınıfını ve hemen bütün toplumsal kesimlerini birinci derecede ilgilendiren "kapitalizmi kurtarma operasyonu," başlı başına incelenmeye, anlaşılmaya değer. Bu operasyon, bir yandan, usulsüzlüklere karşı getirdiği caydırıcı önlemler açısından çarpıcı, ancak bir yandan da, iş dünyasına müdahalenin ve kapitalist adaletin sınırlarını tartıştırması bakımından ilginç.
Patronlara kelepçe vurmak Gerçekten de tam bir şovdu. 24 temmuz sabahı, Manhattan’daki apartmanlarından kelepçelenerek alınan 78 yaşındaki John Rigas ile iki oğlunun görüntüleri gün boyu televizyon ekranlarından eksilmedi.
Rigaslar hakkındaki suç iddiası, kurucusu ve bir süre öncesine kadar yöneticisi oldukları, kablolu yayın şirketi Adelphia’yı kendi "kişisel kumbaraları" gibi kullanmak; geçen ay konkordato ilan eden şirketin bir milyar dolardan fazla parasını, ahbaplarına borç vermekten kendilerine golf sahası yaptırmaya uzanan bir dizi işte harcamak... İşte şimdi de, kendi şirketlerinin parasını usulsüzce kullanmaktan 30 yıla kadar hapis ve milyonlarca dolarlık para cezası istemiyle yargılanmayı bekliyorlar.
Adelphia, geçen yıl enerji devi Enron ile başlayan iletişimden biyoteknolojiye kadar pekçok sektöre bulaşan skandallar zincirinde bir halka sadece. Rigaslar’a kameralar önünde kelepçe vurulması ise, Amerikan devletinin, yatırımcılara "şirket yolsuzluklarının üzerine gidileceği" mesajı vererek piyasaya güveni tazeleme çabasının parçası.
Çaba, biraz olsun tuttu. Rigaslar’ın kelepçelendiği gün, ABD Kongresi’nin iş dünyasını düzenleyecek yeni yasalarda anlaştığı haberi de gelince, son seanslarda büyük kayıplar veren Dow Jones endeksi bir günde 489 puan yükseliverdi.
Kongre’de kabul edilen paket, bilerek yanlış mali beyanda bulunan şirket patronlarına 20 yıla kadar hapis cezası verilmesini öngörüyor. Ayrıca, bu paketle artık, iş dünyasının özel müfettişlerinin bir de resmi müfettişi olacak; hesap denetleyicileri, Enron, WorldCom, Global Crossing, Sunbeam ve Waste Management gibi muhasebe usulsüzlüğü yapan şirketlerin muhasebe defterlerini onaylayan Arthur Andersen’in izinden gitmekten, kendilerini denetleyecek bir hükümet kurulunun varlığıyla caydırılacak.
Piyasanın adaleti bu kadar Bush’un imzasıyla yürürlüğe girmesi beklenen bu önlemler, devletin piyasaya kural koyma refleksini yansıtıyor. Ancak başlangıçta Kongre’deki Cumhuriyetçiler’in de, Bush’un da istediğinden çok daha keskin olsa bile, bu paketin sınırları aşikar. Örneğin, aynı şirketin hem ticaret bankacılığı, hem yatırım bankacılığı, hem de borsa simsarlığı yapmasının önüne geçen bir düzenleme, kamuoyunda çok tartışılmasına rağmen, pakette yok.
Hem Amerikan yasa yapıcıları, hem de her kanattan iktisatçılar, rekabeti sınırlayacak önlemlerin, son tahlilde "verimsizliğe, fiyatların artmasına yolaçağı" ve "buluşların önünü tıkayacağı" görüşüyle resmi regülasyonu dizginlemekten yana çıkıyorlar. İlginç olan, bir yandan piyasayı "serbest" bırakma gereğini vurgulayanların, bir yandan da piyasanın aslında tabii ki "serbest" olmadığını itiraf etmeleri.
Bu konuda en çarpıcı çıkışlardan birini, iktisadı popülerleştiren kitaplarıyla ünlü MIT (Massachusetts Institute of Technology) profesörü Lester Thurow yaptı. Thurow, iş dünyasındaki skandallardan "Bunlar sağlıklı bir ağaçtaki birkaç çürük elmadan ibaret" diye söz eden Bush’u yalanlarcasına, "Bu skandallar, kapitalizmin doğal parçası. Bu tip skandalların engellenebileceğini sananlar, Amerikan kapitalizmini hiç anlamıyorlar. Devletin elinden gelecek tek şey, yolsuzlukların vereceği zararı sınırlamak" deyiverdi.
Yanlış anlaşılmasın, Thurow, önlemlere karşı konuşmuyor; usulsüzlük yapan patronların, bankerlerin, denetleyicilerin ve analistlerin cezalandırılmasından yana çıkarken, ne tür önlemler alınırsa alınsın, bireysel yatırımcıların hiçbir zaman büyük kurumsal yatırımcılarla aşık atamayacağının da altını çiziyor. Yani dürüstlük yapıyor.
Mesele malum; piyasa adaletsizliğinin temelindeki "asimetrik enformasyon" meselesi. Ne kadar yasa çıkarılsa da, şirketlerin alışverişlerinde tam bir şeffaflık sağlanamayacağı; ne kadar çok televizyon ve internet kanalı bireysel yatırımcıya ne kadar hızlı bilgi taşısa da, enformasyon hızı ve miktarının her zaman büyükbaşlar lehine kalacağı gerçeği. Patronların, şirketlerinin durumunu, her zaman hissedarlardan, borç verenlerden ve personelden daha fazla bileceği ve bu bilgiyi kişisel kar hesabıyla kullanabileceği gerçeği.
İlginçtir, enformasyon asimetrisini iktisadi teoriye yedirerek geçen yıl Nobel kazanan Amerikan iktisatçılarından George Akerlof da, son skandallar ertesinde, devletin piyasaya yeni yeni kurallar getirmesindense, enformasyon avantajını kötüye kullananların üstüne gitmekle yetinmesini istedi.
Kısacası, Amerikan kapitalizmi kurtuluşunu, piyasayı "serbest" bırakırken, piyasanın aslında tabii ki "serbest" olmamasından kazanç sağlayanları da yakın takibe almakta görüyor
ycongar@erols.com
SAYFA BAŞI

|
|

|