
|

Kentlerin yabancı sesi
Kendine özgü sound’uyla müziğimizde müstesna bir yere sahip olan Mehmet Güreli’nin yeni albümü "Odamda Yolculuk" Ada Müzik’ten çıktı.
ALİN TAŞÇIYAN
Rönesans adamı denen çok yönlü sanatçı kişiliklerden biri Mehmet Güreli. Bugünlerde Ada Müzik’in yayınladığı "Odamda Yolculuk" adlı üçüncü albümünde müzisyen yönüyle çıkıyor karşımıza. "Odamda Yolculuk", piyano ve keyboard’da Tolga Özdemir, bas ve akustik gitarda Şuayip Yeltan, gitarda Emre Akbulut, akordeonda Saro Secikyan, davulda Berke Özgümüş, tenor saksafonda Tahsin Ünüvar, çelloda Jülide Canca Eke, perküsyonda İvan Kile’den oluşan yeni grubuyla çalışmasını taçlandırmak için çıkardığı bir albüm. "Gece Treni" şarkısının sözlerindeki gibi "Bir kez daha düşüyor / Kentlerin yabancı sesi üstüme".
Ne zaman karar verdiniz albüm çıkarmaya?
2001 ocak ayında yeni bir grup kurduk. Sonra altı ay bütün parçaları çalıştık. Bu arada dört konser verdik. Kasımda stüdyoya girdik ama oradaki zamanlama açısından şubat sonuna sarktı bitmesi. Albüm, biraz da yeni grubun sound olarak getirdiği bir şey. Eskilerden de izler taşıyor ama farklı şeyler var. Benim bir tarzım var mı tam olarak kestiremiyorum ama albümde bir bütünlük var. Sözleri Görkem Yeltan yazdı. Bir tek "Endülüs" adlı parça enstrümantal oldu. Biraz aykırı duruyor. Diğerleri, birbirlerine göndermeler yapan, söz ve müzik yakınlığı bulunan parçalar. Tür olarak da pek bir yere koyamıyorum. Caz balad diyen var bazı parçalara. İsimler kullanılıyor. Bu isimlerin hepsinin karşılığı olan türlerde bir şey yok. Başka türlü sentezlerde dolaşmalar var. Bu bana da uygun, ben bir türün adamıyım diyemiyorum. Bazı parçalardan çok hoşnutum. İyi ki onları yaptık diyorum.
Hangilerini?
"Beyaz Kuş" ve "Mayıs"ı. Albümün birinci ve ikinci parçalarını. Hatta onlara klip çektim. "Kırmızı"yı da çok seviyordum. Ama biraz daha hızlı çalmak isterdim. "Yağmur Yağmıyor" ve "Uçurtma" da çok sevdiğim parçalar. "Gece Treni"ni başka versiyonlarda düşünüyorum tekrar.
İlk kez klip çekiyorsunuz sanırım?
Evet. Güçlü ve Gözde Gülan kameralarıyla katıldılar. "Beyaz Kuşöta oynayan Tan Sağtürk tanıştırdı onları. "Mayısöta da Pelin Batu oynadı. Hepsi hatır için geldi, sağolsunlar. Dijital çektim. En azından bu sefer bir klip yapalım dedim. En çekilmeyecek zamanda birileri koşturdu, bir ekip oluştu. Bir konsept olarak bu kez iş tam olsun istedim. Yani benden çıksın olay, klibi olsun, sözlerde bütünlük sağlansın, sound olarak bir bütünlük sağlansın. Afişiyle, kapak dizaynıyla...
Serde sinemacılık var, klibi siz çektiniz. Ama yazar olduğunuz halde sözleri çok genç birine yazdırdınız, neden?
Yakınım olan bir insandı; müzikleri yaparken bize katılan, olayın içinde olan. Ablası Ayçıl bizde çello çalıyordu, amcası Şuayip basçımız. "Kırmızıya Mektuplar" diye bir masal kitabı yazmıştı o sırada. Ona bu bestelere bir şey düşünür müsün, diye sordum. O kadar hızlı halletti ki! Ben de severek söylediğimi gördüm. Bir cümle atılmadı doğrusu.
Neden albümün adı "Odamda Yolculuk", çok kişisel duruyor..
Kişisel ama bir yere de gönderme. Xavier de Maistre’in "Odamda Seyahat / Voyage autour de ma chambre" diye bir kitabı vardı. 1940’larda Türkiye’de de yayımlandı MEB’den. Benim yıllardır odaların içinde yaptığım işlerin bir çağrışımını getirdi.Herkes hemfikir olunca ben de bıraktım. Herkesin evinde bir yolculuğu vardır.
Albümde sadık Mehmet Güreli dinleyicilerini şaşırtacak neler var?
Ben şaşırtmayı artık başka türlü boyutlarda düşünüyorum. Şaşırtma ‘amacım’ yok. Değişik tınıları yakalamaya çalışıyorum. Bu albüm çok daha yalın oldu. . Hemen ilişkiye girilmesini istiyorum yapıtla. Bu yalınlık resimle geldi bana, sonra yazıya yansıdı, şimdi de müziğe geldi sıra. Kendimle ilgili bir şeffaflığa doğru gittim. Gizli kapalılıkla ilgili değil. Bile bile yaptığım bir oyundu aslında. Hayatımdaki o tip konuları bıraktım. Hayatın kendisinin bir oyun olduğunu düşünüyorum artık. Ama bu oyun böyle de oynanır, öyle de oynanır. Şimdi yalın oynama kısmındayım. Çocukluğa döner gibi.
Çağdaş popüler müziğin vardığı nokta sizinkinden çok farklı. Bol gürültü ve bağırarak şarkı söyleme alışkanlığı yayıldı...
Bu tabii bir kendini gösterme çalışması: "Benim sesim bu kadar çıkar!" Belki nefes problemi! Ses gösterisi, şov meselesi, dayanıklılık gibi müzikle doğrudan ilintisi olmayan öğeler birinci plana geçmiş vaziyette. Oysa bunlar gelip geçici, cılız düşünceler. Bunlara karşı bir şey yaptığım falan yok. Beni hep başka yolda giden biri gibi değerlendiriyorlar. Oysa ben doğru yolda gidip gitmeme konusunda bir şey söylemem. Ben başka bir yerde gitmiyorum, onlar başka bir yerde gidiyorlar. Kimseyle ne rakibim ne başka bir şey. Birçok insan yanlış yönlendiriliyor çünkü kendileri değiller. Doğru da yönlendirilebilirler. Bir de yönlendirilmeyen insanlar var. Beni o kategoriye koyuyorlar.
Sırada hangi projeleriniz var?
Yakında yeniden Görkem ile stüdyoya gireceğim. Ama öncelikle bir film projesi peşindeyim. Sonbaharda Babaylon’da birkaç konser vereceğiz. Açıkhavada bir konser düzenlemeye çalışacağım ağustos içinde. Eski arkadaşları toplayan, dört albümü içine alan. Şöyle on kişilik grupla çıkıp kendi tarihimizi yaşayalım istiyorum.
KÜLTÜR & SANAT


Kimi okusak, ne okusak?
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Sofranın hası ve muhabbet
Delilik taşından son biyolojik akıma
Söz uçar yazı kalır
Venedik, düşler ve çelişkiler
Türk resim geleneğinden özetle
Bruce bir halk adamıdır!
Kentlerin yabancı sesi
"Yakalarsam suratını dağıtacağım!"
Beyoğlu’nda yaz şarkıları
Dünyayı kurtaran adamlar
Aç martıların laneti...
Puzzle'ın halkaları
Bir ömür boyu Jules Verne...
"Bizans’ın son âşıkları"
Modern felsefede Sade
Nemrut Tanrıları koruma altında
Duygusal soyutlamalar
Canı aşk çekiyor bu gece
Sufist elektronik
Uzakdoğunun Cüneyt abisi
Doların yüzü sıcak...
Sinemanın kötü kızı
"Hayatı uçlarından tutmaya çalışıyorum"
Türkiye tarihi yeniden yazılıyor
Festival adası
Küçük, kırmızı balığın resimli öyküsü
Replikas’tan "Dadaruhi"
"Balcan" delisi
Hayat atölyesi
"Şöyle ser de, laf kucağımıza düşsün..."
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|