02 Ağustos 2002 Cuma


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Hayat atölyesi

     MURATHAN MUNGAN

Motorsikletli Kız
     Ankara Tandoğan’da Orduevi Sineması’ydı yanılmıyorsam. Giriş kapısının hemen yanındaki duvarda afiş ve fotoğrafların asılı durduğu cam bölmede "Gelecek Program" başlığı altında "Motorsikletli Kız" diye bir film sunuluyordu. Başrollerde Alain Delon ve Marianne Faithfull... Alain Delon’un Alain Delon olduğu zamanlar... Kül mavisi gözlerinde aynı serin bakışlar... Motorsikletli kızın üzerindeyse tek parça deriden oluşan tulum tarzı bir giysi ve kask var. Alain Delon, filmin bir sahnesinde o giysinin fermuarını tek bir hareketle açar, kızın içinde hiçbir şey olmadığını görürüz. Hüzünlü sahneleri olan dokunaklı bir film olarak kalmış aklımda. Bir de bu filmiyle hayran olduğum Marianne Faithfull adlı o kız... Belki birçok insan, Faithfull’u, benim gibi bu filmiyle tanıdı. Sonrası Rolling Stone, Mick Jagger, "Sister Morphine" vs...
     Biliyorsunuz, yıllar sonra Metallica’nın "Reload" albümündeki "The Memory Remains" şarkısına çekilen klipte bir sokak şarkıcısı olarak görünür Faithfull; bir yandan boynuna asılı olan kollu bir müzik aletini çalarken, şarkının "nanana" kısımlarını söyleyerek Metallica’ya vokal yapar. Şarkının sonundaki diyaloğun, Marilyn Monroe’nun son filmi olan John Huston’un "The Mistfits" filminden bizzat Marianne Faithfull tarafından seçildiği söylenir.
     Vokal ve klip için böyle bir kadın aranmaya başlandığında, Metallica’ya Marianne Faithull adı önerilir. Oysa ne yazık ki, Metallica’nın hiçbir üyesi Marianne Faithfull’u o zamana kadar tanımıyordur. Onlar motorsikletli kızı bilmezler. Albümlerini getirtir, dinler ve "İşte bu kadın!" derler.
     Hem klip, hem şarkı, hem Marianne Faithfull çok güzeldir.
     Türkiye’de plakların, kasetlerin kolay bulunmadığı zamanlardı; ticari anlamda pek popüler biri olmadığı için, takibinde güçlük çektiğim adlardan biriydi Faithfull. Almanya’da yaşadığım sıralar, o sıralar yeni çıkmış olan "Blazing Awayödan başlayarak zamanında bulamadığım bütün albümlerini tek tek toplamaya, hem diskoteğimdeki hem yıllarımdaki eksikleri kapatmaya çalışıyordum.
     
"MAD ABOUT THE BOY"
     "Twentieth Century Blues The Songs of Noel Coward" adlı albümde Marianne Faithfull’un söylediği "Mad About The Boy" adlı şarkıyı, hiçbir albümünde bulamazsınız onun ama mutlaka dinlemelisiniz. Çeşitli nedenlerle arkadaşlarıma armağan etmek için yaptığım kendi kaydım olan özel CD’lerin çoğuna bu şarkıyı koymuşumdur.
     Bildiğiniz gibi, Noel Coward özellikle müzikal oyunlarıyla ünlü bir İngiliz yazarı. Onun ünlü müzikallerinde yer alan şarkılarının "coverölarından oluşan, anısına adanmış bu albümde Faithfull’un yanı sıra, Bryan Ferry, Sting, Pet Shop Boys, Elton John, Paul McCartney, Texas, Robbie Williams, The Divine Comedy, Shola Ama, Craig Armstrong, Michael Nyman, Vic Reeves, Space, Suede, Raissa da yer alıyor.
     Albümde yer alan "I’ll See You Again" adlı şarkıyı Bryan Ferry’nin olağanüstü yumuşaklıktaki yorumundan dinlemek büyük bir zevk! Bazen öyle olur, çok bilinen bir müzikal şarkısı artık daha nasıl söylenebilir, derken biri çıkar ve gerçekten yıllardır bildiğiniz parçaya "kuş kondurur". Nitekim gene böyle toplama bir albüm olan "Red Hot AIDS Benefit Series" de yayınlanan "Red+Hot+Blue" albümünde k.d.lang, ünlü "Kiss Me Kate" müzikalinin ünlü şarkılarından biri olan "So in Love"ı öyle bir söyler ki, şarkının o güne kadarki bütün seslendirmelerini ve yorumlamalarını neredeyse sıfırlar.
     
VE KONSER
     Yaşlanmış, bozulmuş, çökmüş, diyemiyorsunuz, nerde o eski hali, diyemiyorsunuz. Valla aynı, hiç değişmemiş de diyemiyorsunuz. Çünkü sahnede bir insanı değil, koca bir macerayı seyrediyorsunuz. Yaşsız bir kadını. Yaşı olmayan bir kadını. Çok az sanatçının başarabildiği, zamanı aşarak yaşı olmayan biri olmayı başarmış bir kadını... Zamanın kesintiye uğratmadığı büyük bir maceracı o. Bir bütünlük olarak duruyor karşınızda. Yorgunluğu bile dipdiri. 1969’da Ofelya oynamış olması yalnızca kuru bir bilgi, bir zaman işareti yalnızca şimdi. Dünya gözüyle görmek güzeldi benim için yıllar öncenin motosikletli kızını. Konserin nasıl olduğu umurum bile değildi.
     Yıllardır en fazla tanıdık yüze rastladığım konser oldu bu. Belli bir yaşı geçmiş olan hemen herkes oradaydı. Hatta yıllardır hiçbir konserde rastlamadığım edebiyatçılara bile rastladım. Bilindiği gibi, bizim edebiyatçılarımızın büyük çoğunluğu yalnızca edebiyatla ilgilenirler. Seyirciler arasında, Faithfull hayranlıklarını, yeniyetmelere özgü haşarılıklar ve taşkınlıklarla etrafa gösteriye dönüştüren eski kuşaktan kimileri konseri gerçekten izleyebildiler mi, emin değilim.
     
NİHAYET İSTANBUL GECELERİM BAŞLIYOR
     Konser öncesinde basın kapısında NTV’den Zeynep Özek’e rastladım. O, bu sayfada ne kadar çok kişi adı geçerse, onların ne yaptığını öğrenirse o kadar memnun olan okurlardan. "Türkbükü’nde herkesin elinde senin kitabın vardı," diyor. "Önceden okumuş olduğum için bir tek benim yoktu."
     Figen Batur, Deniz Türkali, Murat Çelikkan, Haşmet Topaloğlu birilerini bekliyorlar. Seyirciler arasında ilk gözüme çarpanlar: Barış Pirhasan, Engin Geçtan, Arzu Başaran, Ali Bayramoğlu, Meral Tamer, Yıldırım Türker, Berran Tözer. Basında çalışanların en çok ilgi gösterdiği konser bu galiba. Dikkat ediyorum da bizim şarkıcılarımızdan çoğu böyle konserlerde hiç görünmüyorlar.
     Çıkışta Aslı Altan, beni Safran’ın yazlığına götürüyor, nihayet böylelikle Safran’ın yazlığını ilk kez görmüş oluyorum. Reina’nın içinde bir yer. Güllü Aybar, Bike Gürsel, Barbaros ve ben aynı arabayla gidiyoruz. Konserden çıkan "bir kısım medya" çalışanı da oraya geliyor. Ayşe Arman, Ömer Dormen’le konuşuyoruz. Feryal ve Aydın Gürpınar çifti sonradan geliyorlar.
     Ertesi akşam tekrar Safran’ın yazlığındayız. Bir gece öncesinin üç katı bir kalabalık var orada. Vivet Kanetti ile burun buruna geliyoruz. Yeni kitabı çıkıyormuş. "Kapağı çok kıskanacaksın," diyor. Vivet’i çok özlemişim. Açıkçası neden gazete yazıları kesildi merak ediyorum. Latif Demirci geliyor bir ara yanıma. Gökhan Akçura, Engin Cezzar ve Gülriz Sururi yemekten kalkmış gidiyorlar. Gülriz Sururi her zamanki gibi ışıl ışıl. Engin Cezzar’a yeni yazmaya başladığım oyundan söz ediyorum, o gerçekten ne yapıp ettiğimi merak edenlerdendir. Genel yayın yönetmenimiz Mehmet Y. Yılmaz geliyor, sürekli erteleyip durduğumuz akşam yemeği için konuşuyoruz. Benim Milliyet Pazar eki için düşündüğüm yeni projemden ve başına alacağı yeni dertlerden habersiz olarak önümüzdeki hafta için arayacağını söylüyor. Hava olağanüstü sıcak. Safran’ın işletmecisi Ziya Yaltuğ telefonda, burası bile esmiyor, diyordu biz gitmeden önce. Sahiden o gece hiçbir yer esmiyor.
     Ertesi gün akşam yemeği için Nu Teras’ta Nilgül Utku’nun konuğuyuz. Biz biraz geç gidiyoruz. Kendisini deşifre ettiğimden şikayetçi olan Radikal’in Cumartesi ekindeki "Kent Fısıltıları"nın yazarı O.E de var masamızda. Hıncahınç dolu Nu Teras. Bir ara Cüneyt Özdemir geliyor masamıza. "Kaş’ta her iki kişinin elindeki kitaptan biri senindi, diğeri Perihan’ınki," diyor.
     Mezeler gerçekten çok güzeldi. Menderes Utku, her zamanki gibi benim sevdiğim şeyleri çalıyor. Sonra oradan çıkıp "Douche"a gidiyoruz. Ben oraya da ilk kez gidiyorum. Sahilde, denize sıfır, yeni bir "gay" bar. Biraz da "Hammamöda bakınıp çıkıyoruz.
     
YAYINEVLERİNİN KATALOG YENİLENMESİ SORUNU
     Beyoğlu İstiklal Caddesi’ndeki "Literatür Kitabevi" sokağa açıldıktan sonra "vitrin" sahibi oldu. Daha önce binanın üst katlarında sürdürüyordu etkinliğini. "Karaca" mağazasının giriş katını boşaltmasından sonra sokağa açılmış oldu.
     Yaz boyu vitrinlerini yazarların seçtiği kitaplarla düzenlemek istediklerini söyleyip bana başvurduklarında, biraz zaman istedim kendilerinden. Konusu ya da üst başlığı ne olursa olsun seçme yapmak zor bir iştir. İnsanı, hep birilerine haksızlık ettiği duygusuna kilitler. Mevsim yaz, insanlar tatile çıkıyorlar, daha çok boş zamanları olduğu, kitap okumaya daha çok zaman ayırabilecekleri düşünülüyor. Bu aynı zamanda gözden kaçtığını düşündüğünüz kitaplara dikkat çekmek ya da çok sevdiklerinizi anımsatmak için iyi bir fırsat. Sonuçta farklı okuma zevklerine ve eğilimlere seslenen bir liste yaptım. Önümüzdeki hafta, yolu İstiklal Caddesi’ne düşenler seçtiğim kitapları göreceklerdir.
     Ama bu arada yayıncılığın önemli bir sorunu olan, katalog yenilemek konusundaki yavaşlıklarıyla bir kez daha karşılaşmış oldum. Kitabevi, haklı olarak vitrinde görülen kitapları içeride bulundurmayı amaçlıyor. Ama daha ilk adımda seçtiğim yakın tarihli kimi kitapların baskılarının tükenmiş olduğu ve yenilenmediği ortaya çıktı. Örneğin, böyle bir listede mutlaka bulunmasını istediğim Jane Bowles’un "Ağırbaşlı İki Hanımefendi" adlı kitabının baskısı tükenmiş ve yenilenmemiş. Yaz mevsimine çok yakıştığını düşündüğüm Gustave Flaubert’in "Gönül ki Yetişmekte - Bir Delikanlının Romanı" da öyle. Italo Calvino’nun "Görünmez Kentler"i ne zamandır bulunmuyormuş. Raymond Carver’ın, Flannery O’Connor’ın, Marguerite Yourcenar’ın, Marguerite Duras’nın, Ray Bradbury’nin kimi kitapları da... Bu listeyi uzatabilirsiniz ama görünen o ki, bu durum yazarın, okuruyla olan süreklilik ilişkisinin kopmasına neden oluyor, kitapların kendi maceralarını yaşamasını engelliyor. Çok sayıda kitap yayımlamak, katalog genişletip zenginleştirmek üzerine kurulu yayın politikaları uygulayan yayınevleri, kataloglarını da aynı tempoyla yenileyemediklerinde sorun çıkıyor.
     Yanı sıra geçmiş yıllarda basılmış bazı kitapların baskılarının zaman içinde hiç yenilenmemiş olması, onları yeni okurlar için tamamen bilinmez kılıyor. Bunun en tipik örneğiyse, James Baldwin. Onun, "Kara Yabancısı"na ya da "Giovanni’nin Odası"na bu listede yer vermek isterdim. Ne yazık ki, bu kitaplara zaman zaman sahaflarda rastlanabiliyor ancak.
     Truman Capote’nin Türkçede 1966’da "Soğukkanlılar" adıyla basılan muhteşem romanı ne yazık ki bir daha yayımlanmamıştır. Çevirisi güzel ama eskidir. O kitabı bir yaz sıcağında okuduğumu anımsıyorum. Erskine Caldwell’in "Belalı Yer"ini de gene bir yaz sıcağında okuduğumu anımsıyorum. Juan Rulfo’nun "Pedro Paramo"sunu da... Benim için yaz kitapları böyle bir şeydir. Yalnızca bir mevsimin değil bir iklimin kitaplarıdır.
     Kimi eski yazarlarımızdan seçme yapmak istediğimdeyse, yazınımızın önemli bir sıkıntısı olan "sadeleştirmek" sorunuyla karşı karşıya kaldım. Benim okuduğum, sevdiğim yazarlar ve onların kitaplarıyla bu "sadeleştirilmiş yazarlar"ın kitaplarının aynı olmadığını gördüm bir kez daha. Yoksa, en azından daha önce okumamış olanlar için "Aşk - ı Memnu"yu ya da "Mai ve Siyah"ı önermek isterdim doğrusu. Genç okurlara, okuma keyfi adına zorlansalar da, eski yazarları "kendi dilleriyle" okumalarını salık veririm.
     
INTERNET’TE MÜZİK SİTELERİ
     Zaman zaman okurlarım soruyor, bu albümleri nereden buluyorsunuz, diye. Internette birçok müzik sitesi var elbet. Hemen söyleyeyim, fiyatları en makul olan site "101cd.com", en çok çeşidi olansa "eil.com". Her ikisi de İngiltere’den hizmet veriyor. Sayfa düzeninde albüm kapağı gibi görüntü malzemesine daha çok yer vererek görüntü hafızasını yardıma çağıran site ise "cdnow.com". Bu arada farklı çeşitler için "bol.com" uygun bir adres, özellikle az bilinen toplulukların 45’lik plakları için. Benim gibi "promo" albümlere, "limited editon" baskılara, 45’lik ve 33’lük plaklara ve en önemlisi single, remiks albümlerine meraklıysanız "eil.com" tartışmasız en iyisi. Müthiş bir kataloğu var. Amazon.com’un Amerikalı olanı değil, ulaşım masrafı ve daha zengin Avrupa müziği çeşidi bulundurmak gibi kolaylıkları açısından Alman ve Fransız olanı bize daha uygun.
     Eminim, şu sıralar ya yeni tanıştıkları için, ya koleksiyon yenilemek amacıyla Marianne Faithfull albümleri almak isteyenler olacaktır. Biliyorsunuz "Kissin Time" onun en yeni albümü. Buradaki konserinde de ağırlıkla bu albümünden şarkılar seslendirdi.
     "London" etiketli 1987 yapımı "The Very Best of" albümü, şarkıları hakkında en fazla bilgi veren, en derli toplu olanıdır. 1994’te yayımlanan "Faithfull - A Collection of Her Best Recordings" de öyle... Benim önerimse, "The Island Anthology" altbaşlığıyla çıkan "A Perfect Strangerödır. Üstelik hemen hemen bütün hit şarkılarının yer aldığı bu albümde benim ve David Lynch filmlerinin gözdesi olan Angelo Badalamenti ile çalışır.
     
PINAR KAZMA’NIN KİTAP KAPAKLARI
     Pınar Kazma, benim "Meskalin 60 draje" ve "Soğuk Büfe" kitaplarımın kapaklarını ve o deneme dizisinde kullandığımız "murathan mungan" logosunu yapan tasarımcıdır. Bu diziden daha sonra yayımlanacak olan "Kullanılmış Biletler", "Yanlış Koltukta Oturuyorsunuz" gibi kitaplarımda da aynı imzayı göreceksiniz.
     YKY için de çok güzel kitap kapağı tasarımları vardı. Küçük İskender’in "Ciddiye Alındığım Kara Parçaları" ile Seyhan Erözçelik’in "Gül ve Telve"sine yaptığı kapakları anmadan geçemeyeceğim.
     Epsilon Yayımcılık kitap kapaklarını yenilemiş. Yeni kapak düzenlerini Pınar Kazma yapmış. Ben beğendim. Sebahattin Demiray’ın "Kayıp İsimler Sözlüğü" var elimde şimdi. Çok güzel bir kapak düzeni olmuş, özelikle Demiray’ın kitabına yakışıyor. Gürcü yönetmen Sergey Paradjanov’un ya da Tunuslu yönetmen Nacer Khemir’in filmlerindeki kareleri çağrıştırdı bana. Güçlü, yalın, etkili, yoğun çağrışımlı.
     Bence bu yeni düzen içinde "epsilon" kendi logosunu da gözden geçirmeli, yenilemeliydi. Fazla "bold", fazla vurgulu kaçıyor. Farklı düzenlemeler için de sorun yaratacak kadar baskın, gereğinden fazla öne çıkan bir logo çünkü.
     Bir de kitap adındaki ikinci üçüncü sözcüklerin küçük harfle başlamasının doğru olduğunu düşünmüyorum.
     Sebahattin Demiray’ın kitabına gelince, daha yeni başladım ama çok iyi gidiyor, heyecanlandırdı beni. Bence, yayınevi yazarın ve kitabın tanıtılmasına biraz daha asılmalı. Bu mevsim kalabalağında, roman bolluğunda bu kitabın gürültüye gitmesine izin vermemeli.
     
TV 8’DE GÜZEL BİR GECE
     "Casablanca" filmi üzerine iyi hazırlanmış bir program seyrettik geçen gece "Stüdyo Movieplexöte. Filmin arka planına ait onlarca bilgi barındıran, sinema tarihindeki mitolojisinden kalkarak, Atilla Dorsay, Tahsin Yücel, Fatih Altınöz’den görüşlerle zenginleştirilmiş iyi bir belgeseldi. Bence ekranların en güzel programlarından biri bu.
     
     Yazara e-mail
     



 KÜLTÜR & SANAT


Kimi okusak, ne okusak?
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Sofranın hası ve muhabbet
Delilik taşından son biyolojik akıma
Söz uçar yazı kalır
Venedik, düşler ve çelişkiler
Türk resim geleneğinden özetle
Bruce bir halk adamıdır!
Kentlerin yabancı sesi
"Yakalarsam suratını dağıtacağım!"
Beyoğlu’nda yaz şarkıları
Dünyayı kurtaran adamlar
Aç martıların laneti...
Puzzle'ın halkaları
Bir ömür boyu Jules Verne...
"Bizans’ın son âşıkları"
Modern felsefede Sade
Nemrut Tanrıları koruma altında
Duygusal soyutlamalar
Canı aşk çekiyor bu gece
Sufist elektronik
Uzakdoğunun Cüneyt abisi
Doların yüzü sıcak...
Sinemanın kötü kızı
"Hayatı uçlarından tutmaya çalışıyorum"
Türkiye tarihi yeniden yazılıyor
Festival adası
Küçük, kırmızı balığın resimli öyküsü
Replikas’tan "Dadaruhi"
"Balcan" delisi
Hayat atölyesi
"Şöyle ser de, laf kucağımıza düşsün..."
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet