
|


"Yan profilden" Berivan
Sarıkız'ın Anıları
Reha Muhtar’ın "Azz sonnra!ölarının üzerimde bıraktığı panikle, bir sürü konuyu haftaya bırakmadan bu köşeye itiş tepiş sıkıştıracağız yine, kusura kalmayın.
Mevzumuz Sezen ve Sibel etrafında dönecek aslında. Önce müessese kanalımız D’de yayınlanan "Berivan" hakkında, usumuzda uyanan fikirleri (usunuzu alın başınıza çalın demezseniz) sizlerle paylaşacağız. Varsayımdan öteye geçmeyen birkaç dost-karşıt fikri ortaya atacağız ("Hayrola Sarıkız, nereden çıktı bu çoğul ağızlar?" demeyin, ithamlar ağır gelebilir, tek başıma üzerime alamam).
Hemen şunu belirtelim ki, "Berivan" dizisine hatta "Asmalı Konak"a bayılıyoruz. "Her şeyi" ile kaliteli, düzgün yapıtlar; hanımağaların dudak kenarlarındaki kırmızı çerçeveyi ve Sibel Can’ın kilolarını saymazsanız tabii. Berivan kızımız az dursun, şu Emre Kınay ne hesap ona bir bakalım.
Farkındaysanız durduk yerde 4 kanal dolusu klorlanmış Seymen ağamız oldu birdenbire. Bunlardan biri de Emre Kınay. Aktörümüz "Yılan Hikayesi"nde karşımıza cahil bir taşralı rolüyle çıkmış ve neredeyse polis Memoli’yi ekranlardan silen oyunuyla akıllarımıza takılıp kalmıştı. Berivan’da ise sarsıcı oyununu ikiye katlayarak bu kez gönüllerimize indi. Ama bu arada bir şeyi gözden kaçırdı, imajına ters düşerek bir TV programında sunuculuk yaptı. Aslına bakarsanız, eski Hollywood aktörlerinin gizemli tavırlarını pek yakıştırdığımız ağamızı bu hallerde görmeyi pek istemezdik doğrusu. İkincisi, tabii ki kendisinden kaynaklanmadığını bildiğimiz şu "öpüşememe" sendromu. "Asmalı Konak"ın başarısının yarısı oyunculuk, kurgu, yönetim vs. ise, diğer yarısı da Özcan Deniz’in özellikle kadınları "moleküllerine" ayıran yürek hoplatan oyunudur. Hatta biraz abartarak, o sıcacık sarmalamalar ve öpüşlerdir. Kınay’ın güçlü tiyatro bilgisi yanında, doğasında var olan "sahip çıkan, sert ama şefkatli" erkek tavrı bu rol için biçilmiş kaftandı. Yani Sibel Can’ın kuralları olmasaydı rol arkadaşıyla paylaştıkları sahneler o masalsı anlatıma rağmen daha inandırıcı olacaktı. Şimdi dizinin devamı çekiliyor, inşallah kızımız 5. sınıf müsameresindeki "ke sera sera" rontu masumiyetini bir kenara bırakır da dizi "Asmalı Konaköla yarışabilir.
Ana-oğul
Sibel Can’ın sesi ve yorumu hakkında laf eden önce beni bulur karşısında, bu böyle biline. Ama bu dizide Kınay’la yan yana geldiklerinde kilosundan kaynaklanan tuhaf bir görüntü oluşmakta. Ve genç aktör istediği kadar sert, görkemli, yiğit bir erkeği oynasın; kızın yanında biraz "ufak" kalıyor. Kamera dışında yaşanan ilişkilerde boy, kilo, yaş farkına hiç itirazımız olamaz ama sinemada bir çift oluşturacaksanız, iki bedenin uyumuna dikkat edeceksiniz en azından. Yoksa "Tombul teyze-Amcabey" gibi çizimsel bir durum ortaya çıkar ki Cemal Nadir’in de kemiklerini sızlatırsınız.
Sibel Can’ın, bir gazetecinin sorusuna "Fiziğimle değil sesimle var olan bir sanatçıyım" diye cevap verdiğini duyduğumda az önce yazdıklarımı düşündüm. Daha sonra da bu lafı bir başkasından duyduğumu hatırladım.
Sezen’in poposu
Yıl 1990 filandı sanırım, bir pazar günü telefonumuz çaldı, Sezen. "Müjde ile zayıflama yürüyüşüne çıkıyoruz, sen de bize katıl" diyor. Şaka gibi. Ben o aralar oğlanın ve kocanın peşinde dolanmaktan 49 kiloyum, fosfostimol iğneleri yüzünden kevgire dönmüşüm, ne yürüyüşü? "Ben almayayım, siz yağlarınızı yollara saçın sonra bize kahvaltıya gelin" dedim. Telefonu kapadıktan 1 dakika sonra kapı çaldı, açmamla içeri dalmaları bir oldu. "Sporu boşverdik, ne yiyoruz?" Bir ara baktım; koca bir ekmeği ikiye bölmüşler, yarısını Sezen diğer yarısını Müjde almış, kekikli zeytinyağına batırıp çiğnemeden yutuyorlar. Bir taraftan da laf yetiştiriyorlar birbirlerine... Müjde diyor ki: "Ulan az ye, kıçın büyüyecek." Sezen’in cevabı aynen Sibel Can’ın cevabı (Ama biraz farklı, o farkı da siz bulun): "Kızım ben şarkıcıyım. Sesimle para kazanıyorum, büyük olsa da olur. Sen artistsin sen düşün şeyini."
***
TC vatandaşı olduğumu birkaç haftalığına, en azından yazılarımda unutayım diyordum ki; bir ahbabım şöyle bir şey anlattı, sanki bana inat: Evi Büyük Armutlu’da, Fatih Sultan mahallesinde. Döşemeci olan bir tanıdığı nisan sonunda elinde kağıtlarla ziyaretlerine gelmiş. Matbu kağıtlarmış bunlar, evde 18 yaşından büyük kim varsa kaydetmişler. "Tayyibe yazdılar hepimizi, çok iyi olacakmışık, seçimde oyumuzu vereceğik artık" diyor ve ekliyor: "Bizim oğlan da aldı o kağıtlardan, ev ev dolanıp kayıt yaptırıyor. Gittiği evlerde başka tanıdıklarını yazıyor. Böyle böyle herkeş Tayyibe verecek."
Gördüğünüz gibi her birimiz popomuzun derdine düşmüşüz sonuçta...
Yazara e-mail
CUMARTESİ


Muhteşem ikili zindanda
Patronun gözü önünde işten kaytarıyorlar!
"Bizim hayatımız bir bavula sığar"
Bir dönem canlanıyor
Kuşbakışı Dalyan turu...
2002’nin en iyi albümü
Faithless’la tatil yapın
Ne var, ne yok?
Aranıyor
"Yan profilden" Berivan
Merhaba, ben tuzluk
Kahverenginin adı bulundu
SAYFA BAŞI

|
|

|