06 Ağustos 2002 Salı


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Mustafa Erdoğan: "Şişman ve kısa boyluların da olacağı projeler hazırlayacağım"
"Shakira sultanımız değil, eşitimizdir"

"Shakira, Anadolu müziği ile kendi müziğini birleştirmek, bizimle 39-40 gösteri yapmak istiyor. Ama onun arkasında bir dans grubu gibi sahneye çıkmamız söz konusu olamaz"

     Ahmet Tulgar

     Haftaya da Deniz Erdoğan’la röportaj yapacağımı sananlar olabilir. Normal. İki hafta önce Yılmaz Erdoğan’laydım, şimdi de Mustafa Erdoğan’la. Ama bu da normal.
     Daha başlarken büyük bir olay olacağını bildiğimiz ama bu kadarını da beklemediğimiz; son yılların en çok izlenen, neredeyse iki yıldır ve neredeyse her gösterisi "ful çeken", moda deyimle artık bir dünya markası olan Sultans of the Dance’in bittiği, isim değiştirdiği, dağıldığı gibi laflar gazetelerin birinci sayfasında belirdi aniden.
     Hem de Shakira, Jennifer Lopez gibi dünya çapında hanımların sultanların cariyesi olmaya heveslendikleri bir anda.
     Bu yüzden hemen gösterinin fikir babası ve koreografı Mustafa Erdoğan’a koştuk. Tam da bu sırada, bu konjonktürde böyle bir şey yapılır mıydı?
     Neyse ki bu isim değişikliği filan bizi pek ilgilendirmeyen ticari bir meseleymiş. Ama Shakira’nın, Jennifer Lopez’in yanı sıra merak ettiğimiz birçok başka şeyi sorduk. Başarı reçetesi de istedik. İyi oldu.
     
Neler oluyor; grup mu dağılıyor, yeni bir gösteri mi hazırlanıyor; neden isminiz değişiyor?
     Grubun dağılması, kapatılması gibi bir şey söz konusu değil. Biz Mydonose ile çok hoş bir partnerlik süreci, çok hoş bir doğuş süreci geçirdik. Onlar bize bir çatı kurdular, biz de bu çatının altında emeğimizi, projemizi, fikrimizi, yüreğimizi koyarak Sultans of the Dance’i oluşturduk. Ama sonra iş ile bizim sanatımız arasında, bizim hayata bakışımız ile onların hayata bakışı arasındaki farklar yüzünden; eğer bir süre daha beraber devam edersek sorun çıkacağını fark ettik ve ayrıldık.
     
Bakış açılarınızdaki fark neydi?
     İş ile sanat arasındaki fark.
     
Yani ticarileştirmek mi istiyorlardı sizi? Şu andaki durum yetmiyor muydu onlara?
     Böyle demek istemem. Çünkü burası gösteri dünyası, Sultans of the Dance de bir "entertainment" (eğlence) mahsulü. Elbette ki para kazanılacak ve buradaki emekçiler alın terinin karşılığını alacak. Yani ürün satılacak. Bizim istediğimiz, bu para işlerine bizim bulaştırılmamamızdı. Biz sadece yeni üretimlerle, sanatsal yaratımla ilgilenmek istiyorduk. Devamlı turne atmosferi, burada gösteri, orada gösteri; bizi buraya getirdi.
     
     "Bizim prodüksiyonlarımız değil fikriyatımız büyük"
Yorgun mu düştünüz? Çok mu çalıştırıyorlardı sizi?
     Hayır, biz Anadolu’nun her kentine gitmek, Anadolu’ya borcumuzu ödemek istiyoruz.
     
O zaman Mydonose’la gönderildiğiniz yerler konusunda anlaşamıyordunuz...
     Bunu da söylemek istemem. Bu tür bir suçlama da yapmak istemem. Ayrıldık.
     
Peki. Siz kazandınız. Başka soruya geçelim. Niye grubun ve gösterinin ismini değiştiriyorsunuz?
     Sultans of the Dance ya da Anadolu Ateşi, her ikisi de benim sahneye koyduğum eserin ismi. Ancak Sultans of the Dance marka olarak Mydonose tarafından tescil edilmiştir. Biz artık bu ismi taşımıyoruz. Anadolu Ateşi adını kullanacağız. İşin marka boyutuyla ilgilenmiyorum ben.
     
Ya peki şimdi New Sultans of the Dance, Öz Sultans of the Dance oluşursa?
     Bilmiyorum, yapmamak üzere anlaşarak ayrıldık. Böyle bir mutabakatla, böyle bir el sıkışmayla ayrıldık. Kimse artık Sultans of the Dance yapmayacak.
     
Bu işe başlarken bu kadar başarılı olacağınızı tahmin ediyor muydunuz?
     Başarılı olacağını biliyordum ama o hezeyan, o toplumsal ilgi, çapın bu kadar genişleyeceği, Türkiye’nin projesine dönüşeceği; bunu ancak isterdim, o kadar.
     
Toplumda neye denk düştü, hangi ihtiyacı karşıladı da acaba bu gösteri bu kadar başarılı oldu? Sultans of the Dance’i izlemek milli bir sünnet oldu bir çeşit.
     Kendi değerlerimizle bu kadar mükemmel bir şey yapabileceğimizi, bizim de yapabileceğimizi gösterdiği için herhalde. Bir de bir farkına varma durumu oldu. "Biz nelere sahipmişiz" gibi.
     
Bir süredir Beyaz Türk çevrelerde Güneydoğu’ya bir ilgi baş gösterdi. Bir yurtiçi egzotizm. Bunu gösterilerinizin seyirci profilinde siz de tespit ediyor musunuz?
     Dünyanın genelinde de bir etnik kültürlere yönelme söz konusu. Ama biz bu gösteriyi bu akımın bir uzantısı olarak değil, 20 sene önceki hayalimizin sonucu olarak değerlendiriyoruz. Sultans of the Dance’ten sonra bu Anadolu’ya ilgi ivme kazandı. Klipler, diziler Güneydoğu’ya taşındı. Her işte bir parça Sultans esintisi bulunuyor.
     
Gösterinizdeki o çokkültürlülük mesajı, siyasi nedenlerle görmezden gelinen Türkiye mozayiği herkes tarafından algılandı mı? Yeteri kadar net miydi?
     Bu mesajın Çin’de de algılandığını görmüş birisi olarak söylüyorum, evet. Bir de dansın apayrı bir avantajı söz konusu, diller üstü bir sanat olduğu için her ülkede Türkiye’ye dair bu kültürel zenginlik iddiası, iddiamız izleyiciler tarafından algılanıyor.
     
Ya, bu Erdoğan çocuklarının başarı reçetesi nedir? Yılmaz’ın da her yaptığı başarılı oluyor. Ticari anlamda da... Siz risk almayı seven girişimciler misiniz?
     Benim ve Yılmaz’ın işlerinde başarıyı getiren sadece büyük prodüksiyon olmaları değil. Öncelikle güzel olmaları. Sultans’ın, "Vizontele"nin. Prodüksiyonlarımız değil, fikriyatımız büyük. Biz iki kardeş fikriyatımızı herhangi bir sınır koymadan kağıda döktük, onun maddi yanını başka insanlar tamamladı.
     
Erdoğan kardeşlerin gizli reçetesi pop öğelerle entelektüalizmin bileşimi mi? Ne seyirciyi ürkütecek kadar entelektüel ne de işi iyice ticari yapacak kadar pop; öyle mi?
     Popülerlikten benim anladığım salonda bulunan herkesin izlediği zaman sıkılmaması, beğenmesi ve anlaması. Ama kaliteden ve sanattan da ödün verilmemeli. Bir Anadolu gırtlağının altına Batılı bir sound döşemek gibi bir şey. Danstaki konsept de böyle.
     
Anladım. Çok sayıda genç mesleğini bırakıp sizinle çalışmaya başlamıştı. Çok sayıda amatörü istihdam etmiştiniz. Hepsi sizinle kaldı mı?
     Birkaç kişi evlendiği için ya da başka özel gerekçelerle ayrıldı. Bizim için tek değişen, dans camiasının beni, bizi biraz daha fazla ciddiye alması oldu bu süre zarfında.
     
     "Jennifer Lopez’in menajeri de bizi aradı"
Sizden sonra başkaları da Anadolu tarihini dansla anlatma cihetine gitti. Şimdi bir de "Hürrem Sultan" diye bir gösteri hazırlanıyor. Nedir bu moda?
     Evet, ortada çok fazla sultan dolaşıyor. Ama ille de bir sultana benzetileceksek biz Pir Sultan olmayı tercih ederiz.
     
Bu Shakira, Jennifer Lopez, Madonna gibi hanımların Sultans’a ilgisi nedir?
     Shakira özelinde konuşalım önce. Bizim gösterimizi o ya da menajeri izlemiş. Bizimle ilgili bilgi istemiş. Shakira, Ortadoğu ve Anadolu müziğine sıcak bakıyor ve kendi müzikal dokusuna taşımak istiyor. Bir de dans eden bir sanatçı kendisi tabii. Somut bir proje üzerinde konuştular bizimle, 39-40 gösteri için. Biz de teklifimizi gönderdik. Ama asla Shakira’nın arkasında dansçı olarak çıkmamız söz konusu olamaz. Shakira bizim sultanımız olmayacak yani. Eşit partnerlerin ilişkisi şeklinde olacak. Biz de sultanız çünkü.
     
Jennifer Lopez, peki?
     Menajeri bir kaset istedi bizden. Gönderdik. Artık Amerika’daki bir "dance company" ile bir klip çekmek o kadar ilgi uyandırmıyor. Bir de orada gösteri dünyasında bir kriz söz konusu. Bizdeki bu dinamik kadro ilgilerini çekiyor.
     
Yerli şarkıcılardan teklif geldi mi hiç?
     İlk başta "Ben de çalışmalara katılıp dans öğrenmek istiyorum" diyenler oldu. Gelip çalışmalarımızı izlemek istediler, geldiler, bir çay içtiler, teşekkür ettik, gittiler.
     
Hâlâ diyet yapıyor musunuz?
     Tabii. Arada bir gevşetiyorum ama. Çünkü biraz yağlanmak gerekiyor. Aksi halde kaslar erimeye başlıyor.
     
     "Beni bir projeyle değerlendirmeyin"
Gösterinizde bakıyorum; herkesin, kızların, erkeklerin vücut ölçüleri neredeyse ideal. Bu tür bir anatomi politika son kertede faşizm değil midir? Bizlerin de kompleks yapmadan seyredeceği bir dans gösterisi olamaz mı, mümkün değil midir?
     Bu söylediğinize katılıyorum. Çok şişman biri de dans etmelidir, çok kısa boylu biri de. O bedenin de kullanacağı bir dil, taşıyacağı argümanlar olur. Sultans bizim ilk projemizdi, bundan sonraki projelerimizde mutlaka böyle şeyler olacaktır. Çünkü biz bir hayat, bir tarih, bir uygarlık anlatıyoruz. İnsanları tektipleştirmemeli, bir mutluluklar ülkesinden hikayeler anlatmamalıyız.
     
Bir de, dans bir özgürlük vaat ediyor. Ama sizin gösteride koreografi disiplin üzerine, neredeyse militarist bir disiplin üzerine kurulu. 90 dansçı aynı anda aynı hareketi yapıyor. Bu müthiş bir bedensel tahakküm, bir disiplin toplumu çağrıştırmaz mı? Bu sorunu çözmek mümkün değil midir?
     Mümkündür. Bu bir koreografik tercihtir. Bizim ülkemizin insanları son 30 yıl içinde ne yaşadıysa, yaşadıkları bize neyi çağrıştırıyorsa biz de onu yapıyoruz. Beni ve dans anlayışımı bir projede değerlendirmeyin.
     
Dikkat ediyorum, seyirci de en çok bu disiplinli, kalabalık, bu uygun adım sahneleri seviyor.
     Çünkü bu sahneler en zor sahneler. Biz bu sahnelerde halk dansımızın ne kadar görkemli olabileceğini gösterdik.
     
En son Çin’e gittiniz. Seyirci nasıldı?
     Çok disiplinli. Hangi sahnede alkışlanacağına karar veriyorlar ve hep birden aynı anda alkışlıyorlar. Aynı anda duruyorlar.
     
En çok hangi sahneleri alkışlıyordu?
     Türkiye’de en çok reaksiyon alan sahneleri.
     
Bundan sonra nereye gideceksiniz?
     Ekime kadar Türkiye’deyiz. Ondan sonra Avrupa ve Amerika turneleri.
     



 PAZAR


Ödev için başladı, aranılan bir doğum fotoğrafçısı oldu
"Shakira sultanımız değil, eşitimizdir"
Türk mimardan yeni ikiz kuleler
Anadolu keçesi British Museum’da
Hâlâ ‘en güzel sarı’
New York’ta pişer, New Yorker’a düşer
Land Rover’dan robot, BMW’den baykuş yaptılar
Bürokrasi şarabın tadını kaçırıyor
‘Testus unus testus nullus’
Datça’daki Mare bir aile oteli gibi...
Bazıları Paris sever
Sevgi, şeref ve ihanet
Adliye sarayından izlenimler
Aşk istemi
Parti yapmaktan spor yapmaya zaman kalmıyor
"Papirüs, Mürekkep, Tüy"
Sır küpü sözcükler
Sıradan bir müzik, sıra dışı şarkılar...


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet