06 Ağustos 2002 Salı


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Adliye sarayından izlenimler

Mahkemelerimizde personel kalitesi, aşırı dava sayısı dışında bir de estetik problemi var. Her yer aynı tezgahtan çıkma tekdüze adliye saraylarıyla doldu. Bizim hukukçularımız Batılı meslektaşları kadar iyiymiş. Peki neden onlar saray gibi ortamlarda iş yaparken Türk hukukçular basık, han odası gibi yerlerde çalışıyor?

     Ara sıra mahkeme salonlarına gidip dava dinlemek, adliye koridorlarında tur atmak, başı derde girenlerin dışında; işsiz güçsüzler ve okuldan kaçıp sinema parası olmayanların eğlencesi haline gelmemelidir. Duruşmaların umuma açıklığı, yurttaşların adli sistemin işleyişini denetlemeleri için çok eskiden beri var olan bir prensiptir. Türkiye; nüfusu, iş hacmi, zenginliği artan bir ülke ama ne idare ne de halkımız rasyonel (akılcı) bir davranış içindedir. Biz dinamik, sıkışınca çabuk örgütlenebilen ve tepki gösterebilen ama birey olarak en saçma ve verimsiz işleri yapabilen, davranışları hissi insanlarız. Bu nedenle lider bekleriz ve ihtiyaç duyarız; genel olarak da aile ve sülale halinde karar alıp hareket edebilen insanlarız. Ailesiz ne karar alabiliriz ne de kanaat edinebiliriz. Ve işin garibi sosyal kurumların perişanlığı bizi vatandaş olarak harekete geçirmez, çünkü "elhamdülillah", kardeşlerimiz, emmilerimiz, dayılarımız vardır.
     Yargıtay’ımızdaki saygın bir üye, bana mahkemelerdeki iş hacminin altmış milyonluk değil iki yüz milyon nüfuslu bir ülke derecesinde olduğunu, dosyalara bakmaya yetişemediklerini söylemişti (Bu rakam gerçi kesinlik ifade edemez ama seçkin ve tecrübeli bir yargıcın verdiği bu miktar doğruya çok yaklaşıktır). Yargıcın verdiği kesin olan bir oran da şuydu; davaların önemli bir kısmı hakaret, mesela hasımların birbirlerinin valideleri hakkındaki temennilere dayanıyormuş. Sözde boşanmaya karar veren çiftler, aslında bir psikoloğun yardımını almak yerine, avukat ve yargıcın önüne geliyorlar.
     (Bu son husus galiba şimdi bir reform konusudur). Dünyada şehiriçi trafik kazalarında liste başı değiliz. Ama bizimki gibi en hafif kazada birbirine saldıran sürücüler yok. Bunlar toplum olarak tevarüs ettiğimiz ırsi özellikler.
     Bütün bu saçmalıklarla başı şişen mahkemelerimizde dosyaları yürütecek yeterli personel yok. Personelin iyisi de okuldan değil kendi tecrübe ve iyi niyetinden dolayı iyidir ve bu vasfa sahip olmayan ve olamayacak arkadaşlarıyla birlikte çalışmak gibi bir çileye mahkumdurlar. Bayındırlık Bakanlığı’nın tezgahından çıkma tekdüze adliye sarayları her yerde bitmeye başladı. Bunlar güzel ve çekici değil, ihtişamı ise hiç yok. Hiç değilse önemli merkezlerdeki adliye sarayları özel yaratıcılık ürünü olmalıydı.
     Bir temmuz sabahı, Londra Üniversitesi’nin (London School of Economics) salonlarındaki konferans tebliğlerinden sıkılınca, 200 metre ötedeki Kraliyet Adliye Sarayı’na kapağı attım. Royal Court of Justice’in mimari ihtişamı, onu tamamlayan törensel düzen, duruşmalar insanın içini eritiyor. "Bizim hukukçularımız da iyi" deniyor. Peki o zaman onların hukukçuları niçin o tören ve saygı ortamında, saraylarda devleti ve hükümdarlarını temsil ediyor? Bizimkiler halen kokulu, basık, han odası gibi yerlerde mülkün adaletinin tecellisi için çabalıyor. Niçin onların hukuk adamlarının tümen tümen yardımcıları varken, bizimkiler çile dolduruyor? Duruşmada hızını alamayıp adliye koridorlarında birbirlerine saldıran insanlarımıza biraz daha hukuk terbiyesi ve insaf verecek, bir önleyici ve öğretici mekanizma geliştirilemez mi?
     Bir temmuz sabahı Londra mahkemelerinde bir dava dinledim. Aşağıda satılan hukukla ilgili nefis broşür ve kitapçıklara göz attım. Böyle rehberleri bizde niye yazmazlar?
     Onların British Museum’u varsa bizim de Topkapı Sarayı’mız, Efes Müze’miz, İbrahim Paşa Sarayı’mız, İstanbul ve Ankara Arkeoloji müzelerimiz var. Hakimlerimiz en azından onlarınki kadar iyiymiş, onlar söylüyor. Ama bizim niçin adliye saraylarımızın görünümü kraliyet adliye saraylarınınki gibi değil. Unutmayalım adalet hukuk bilimine ve hukukçuya dayanır. Ama adalet yarı yarıya da görünümdür. Önce karaltısıyla kitleyi hizaya sokar. Noterler, tapu sicil muhafızlıkları, nüfus idareleri bu bütünün bir parçasıdır. Pasaklı değil, zarif ve muhteşem görünümlü bir devlet istiyoruz. Bin yıllık devlete böylesi yaraşır.
     



 PAZAR


Ödev için başladı, aranılan bir doğum fotoğrafçısı oldu
"Shakira sultanımız değil, eşitimizdir"
Türk mimardan yeni ikiz kuleler
Anadolu keçesi British Museum’da
Hâlâ ‘en güzel sarı’
New York’ta pişer, New Yorker’a düşer
Land Rover’dan robot, BMW’den baykuş yaptılar
Bürokrasi şarabın tadını kaçırıyor
‘Testus unus testus nullus’
Datça’daki Mare bir aile oteli gibi...
Bazıları Paris sever
Sevgi, şeref ve ihanet
Adliye sarayından izlenimler
Aşk istemi
Parti yapmaktan spor yapmaya zaman kalmıyor
"Papirüs, Mürekkep, Tüy"
Sır küpü sözcükler
Sıradan bir müzik, sıra dışı şarkılar...


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet