06 Ağustos 2002 Salı


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Aç martıların laneti...

Aileden sinemacı Bülent Pelit, "Martılar Açken" adlı filminde toplumun en alt tabakasından bir avuç insanın para için olmadık işler yapmalarını anlatıyor.

     Sinemada yaz bereketi bu yıl da sürüyor! Her köşede bir set kurulu! Genç senarist ve yönetmen Bülent Pelit "Martılar Açken" adlı filminin çekimlerini İstanbul’da sürdürüyor. Meral Oğuz, Umut Ulaş, Ümit Belen, Haldun Boysan ve Murat Şen’in rol aldığı kadro ve Galata Film ekibi İstanbul’un yapış yapış havasında canlandırdıkları karakterlerin verdiği yaşam kavgasına benzer bir mücadele veriyor.
     Film, sinemada tercih edilen deyimle "ayaktakımı"na ait bir avuç insanın, denizden uzaklaşıp iç bölgelerde çöple karnını doyurmaya çalışan martılar misali hayata saldırmasını konu alıyor. Film karakterleri işsiz ve epilepsi hastası bir delikanlı, onun artık müşterisiz kalmış hayat kadını annesi, kadının parasını yiyip bitirmiş pezosu, define bulacağı umuduyla çaresiz insanları sömüren bir ‘hoca’, açığa alınmış bir polis, genç bir hayat kadını ve pezosundan oluşuyor.
     Senarist ve yönetmen Bülent Pelit, Yeşilçam’ın eskilerinden babası Hidayet Pelit’in yanında yetişti: "Henüz altı aylıkken Orhan Arıburnu’nun çektiği ‘Ümit Kurbanları’ filminde istem dışı oynadım. Babam beni filmlerinde oynattı. Ama oyunculuktan soğudum. Sinemanın mutfağı bana daha ilginç geldi."
     Bülent Pelit, kurguculuk ve seslendirme yönetmenliği yaparak alaylı bir sinemacı olarak yetişti: "Kurgu alanında Mehmet Aslan’dan çok şey öğrendim. Remzi Jöntürk’ten, Sırrı Gültekin’den, Mehmet Dinler’den... ‘86’da ilk video filmleri başladığı vakit yılda seksen film çekiliyorduysa ellisini ben kurguladım. Mark Video’da, Öz Prodüksiyon’da".
     Pelit, son olarak ikinci başkanı olduğu Film - Yön’ün TRT için yaptığı edebiyat uyarlamalarında çalıştı.
     Almanya’da gerçekleştirdiği ilk uzun metrajlı filminin negatifinin banyoda zarar görüp kullanılmaz hale gelmesi onda bugün sözünü bile etmek istemediği bir düşkırıklığı yarattı. "Martılar Açken"e üç yıldan beri hazırlanıyor: "Ben Cihangirliyim. Etrafımda bu insanlarla haşır neşir olma imkânım oldu yıllardır. Onları gözlemledim. Çok karanlık bir atmosferi var. En aydınlık sahnesi bir cenaze! Çok sade bir teknikle çekiyorum filmi. Seyirciye mutlak surette onları yormadan derdimi anlatmak istiyorum. Kitleye yönelik bir hedefim yok, ama gerçek sinema seyircisinin görmek isteyeceği bir film amaçlıyorum," diyor.
     Filmin başrol oyuncularından Devlet Tiyatrosu oyuncusu Meral Oğuz, beş yıl sonra yeniden setlere döndü. Oğuz, senaryoyu çok sağlam bulduğu için bu rolü kabul ettiğini söylüyor. Bugüne dek sinemada Orhan Oğuz’un "Biri ve Diğerleri"nden Atıf Yılmaz’ın "Düş Gezginleri"ne dek aykırı kadınları canlandıran Oğuz bu filmde de Mehtap adlı hayat kadınını canlandırıyor:
     "Acı çeken bir kadın gene. Sistem tarafından yalnız bırakılmış, bıraktırılmış. İnsanı yok etme politikasının, bütün dünyada uygulanan kapitalist sistemin bir uzantısını, bir resmini görüyoruz. Emeğiyle vücudunu satarak para kazanmak zorunda kalan bir kadını oynuyorum. Uçlarda bir kadın. Benim her zaman oynamak istediğim biri. Psikolojik rahatsızlıkları bulunan, toplum tarafından bir kenarda bırakılmış bir kadın olması benim için çok önemli. Bu anlamda bu kadını oynamayı çok önemsiyorum çünkü bu kadınlar varlar, yaşıyorlar ama bu kadınları kimse bize göstermiyor. Yardım elini uzatmıyor. Bir köşede ölüp gidebiliyorlar. Öldürenler de yine ezilen insanlar. onlar da sömürü düzeninin içinde öldürebilecek duruma gelmiş. Burada aç insanlar bir aç insanı öldürüyor".
     Oğuz, Mehtap rolüne uyum sağlamak için beş kilo almak zorunda kaldı. Role hazırlanırken kendisine gerçek hayat kadınlarını model aldı: "Birkaç kişiyi model aldım. Bir pavyona gittim. Hiç olmazsa yüz yüze gelmek için. Orada bir kadına ‘Çocuğun var mı?’ diye sordum. ‘Aman bırak Allahın belasını!’ diye bağırdı. Bizim filmde de ekmek parası derdine düşmüş, bitmiş durumdaki kadın oğlu çalışmadığı için gözü bir şeyi görmüyor. Tepki gösteriyor. Sonuçta anne tabii, aralarında kopmaz bir bağ var. Ama tanıştığım kadın da bir anda aynı tepkiyi verdi".
     Bülent Pelit, senaryosunun gerçeğe birebir uygun olduğunu, kimsenin "filozof" olmadığını söylüyor. Meral Oğuz da hiçbir karakterin ağzından "kendi sınıfına ait olmayan" tek sözün çıkmadığı konusunda onu destekliyor. Beyoğlu’ndaki bir pavyonda yapılan bol küfürlü diyaloglu çekimlerde biz de bu duruma tanıklık ettik. Pelit, cinci hocadan pezo - hayat kadını arasıdaki ilişkilerin sinemaya yansıdığından çok daha yumuşak olan doğasına filmini titiz bir otantiklikte gerçekleştirmeye kararlı görünüyor.


 KÜLTÜR & SANAT


Kimi okusak, ne okusak?
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Sofranın hası ve muhabbet
Delilik taşından son biyolojik akıma
Söz uçar yazı kalır
Venedik, düşler ve çelişkiler
Türk resim geleneğinden özetle
Bruce bir halk adamıdır!
Kentlerin yabancı sesi
"Yakalarsam suratını dağıtacağım!"
Beyoğlu’nda yaz şarkıları
Dünyayı kurtaran adamlar
Aç martıların laneti...
Puzzle'ın halkaları
Bir ömür boyu Jules Verne...
"Bizans’ın son âşıkları"
Modern felsefede Sade
Nemrut Tanrıları koruma altında
Duygusal soyutlamalar
Canı aşk çekiyor bu gece
Sufist elektronik
Uzakdoğunun Cüneyt abisi
Doların yüzü sıcak...
Sinemanın kötü kızı
"Hayatı uçlarından tutmaya çalışıyorum"
Türkiye tarihi yeniden yazılıyor
Festival adası
Küçük, kırmızı balığın resimli öyküsü
Replikas’tan "Dadaruhi"
"Balcan" delisi
Hayat atölyesi
"Şöyle ser de, laf kucağımıza düşsün..."
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet