
|

Kâbus senaryosu, huzur senaryosu!
Siyasetin nabzını tutmak için bugüne kadar toplam yirmi il dolaştım. Her seferinde Kemal Derviş ismine rastladım. Siyasette atacağı adım, sokaktaki adamın ya da sade vatandaşın nezdinde ilgi uyandıran, hatta bazı yerlerde umut bağlanan bir isimdi.
Niye öyle?
Derviş’i dün televizyonda, Eskişehir Ticaret Odası’nda yaptığı konuşmayı izlerken bazı notlar aldım:
Ne söylediğini bilen, inandığını söyleyen bir insan... Yani şirin gözükmek için söylemiyor söylediklerini...
İçi dışı bir!
Ya da sahici...
"Bu adam insana madik atmaz!" dedirten bir havası var.
Güven telkin ediyor.
Ya da kendisini dinlerken düşünebilirsin, "Bu adam bu işi biliyor" diye...
Türkçesi sade ve anlaşılır. Lafını süsleyip püslemeden söylüyor.
Bir de bizde olmayan bir şey:
Yanıldığını itiraf edebiliyor.
Herkesin önünde dedi ki:
"Bu AB yasaları Meclis’ten geçmez diye düşünmüştüm. Ama yanıldım. Geçti hepsi. Çok da iyi oldu."
Türkiye’nin yerinin Avrupa olduğunu herkesin anlayacağı bir dille anlatıyor:
"Çağdaş yaşamdır, refahtır, istihdamdır Avrupa... Bu yüzden yerimiz Avrupa! Evet, Ortadoğu’yla, Orta Asya’yla hissi, tarihi bağlarımız var. Tabii bu bölgelerde ne kadar olursak, Avrupa’da da o kadar güçlü oluruz. Ancak çocuklarımızın mutluluğu, Avrupa Birliği projesinin gerçekleşmesinde yatıyor."
AB projesini şöyle özetliyor:
"Macaristan’ın nüfusu 10 milyon. Ama her yıl 5 - 8 milyar dolar yabancı sermaye çekiyor. Bizde bu hala ancak 1 milyar dolar. Oysa bizim üretime, istihdama dönük, yüksek teknoloji getiren yabancı sermaye yatırımlarına ihtiyacımız büyük. Açığımızı başka türlü kapatamayız. Borçlanmayla gitmez bu. Avrupa Birliği yörüngesine tam girsek, Türkiye her yıl 8 - 10 milyar dolar yabancı sermaye yatırımı çekebilir. Böylece dış borca gerek kalmaz. 10 yıl içinde Türkiye bambaşka bir Türkiye olur. İyimser olmak için ciddi nedenlerimiz var. İnsanlarımız böyle bir geleceği AB’de gördükleri içindir ki Avrupa’yı istiyorlar."
Çağdaş bir Avrupa mı?
Haçlı seferi Avrupası mı?
Bu sorular da Derviş’in.
Türkiye’nin AB üyeliğini savunurken Avrupa’yı uyarıyor. Avrupa’nın da gündeminde önyargıları, ırkçılığı, bağnazlığı aşmak gibi bazı sorunların bulunduğuna haklı olarak işaret ediyor.
Sosyal adalet...
Sosyal denge...
Derviş bunların altını çizerken devletin rolü nedir sorusunu şöyle yanıtlıyor:
"Küresel piyasa ekonomisindeki hızlı değişim aynı zamanda belirsizliği beraberinde getiriyor. Sosyal güvenlik ve dayanışma gereği, küresel ekonomide kendini daha çok belli ediyor. Evet, piyasa ekonomisi olacak, yarışma olacak. Ekonomide devletin sürekli müdahalesine hayır denecek. Fakat devletin güçlü, düzenleyici rolü de lazım! Sosyal bakımdan zayıf olanın korunması için, gelir dağılımının düzeltilmesi için de devlet mekanizmalarına ihtiyaç vardır."
Derviş’in bu anlattıkları, sosyal - liberal sentez olmalı...
İstikrarlı çoğunluk!
Buna değiniyor Derviş.
Yani siyaset olmadan bunlar olmaz demeye getiriyor. Türkiye’nin on yıl içinde bambaşka bir Türkiye olabilmesi için siyasette istikrarlı yapı kurulması gerektiğini vurguluyor. Bugünkü bölünmüş yapıdan toparlanmış yapıya geçilmesini istiyor.
Şu sözleri ilginç:
"Koalisyonlar yapılabilir. Ama bu koalisyonların ‘vizyon birliği’ temeline dayanması lazım, çıkar ya da koltuk sevdasına değil."
Derviş, AB yasalarının parlamentodan geçmesini tarihi bir gelişme olarak niteliyor. "Önümüzdeki dönemde başka güzel sürprizlere de tanık olabiliriz" diye sözlerini bağlıyor.
Bir başka deyişle:
Kemal Derviş’inki kabus senaryosu değil huzur senaryosu...
h.cemal@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|