
|

Tokat, Zile, Erbaa, Niksar
Yüz yıllardan, hatta bin yıllardan gelen bir sokak... Zamanın aşındırdığı taşların üzerine eğilen beyaz badanalı ahşap evler... Bir arsa boşluğunda şalvarlı kadınlar odun ateşinin üzerindeki kara kazanda buğday kaynatıyor. Buğday kaynayınca hedik oluyor. Arsanın bir köşesine güneşe karşı serilmiş örtülerin üzerine hedikler yayılarak kurumaya bırakılıyor, sonra taş dibekte dövülüp bulgur olacak.
Koca kazanın başına üşüşen kentli (İstanbullu olmalı bunlar) kalabalığın ilgisini gören kadınların anacı, elindeki kevgiri kazana daldırıp hedik doldururken yanındaki kıza sesleniyor; "Koş kız şeker getir içerden." Emekçi Anadolu kadınının reisliği bir başka güzel oluyor; heybetli mi heybetli.
Genç kız içeri seyirtip, birazdan toz şeker dolu tabakla dönüyor. Şekeri kevgirdeki hediğin üzerine serpiyor anaç kadın.
"Buyurun, yiyin" diyerek kevgiri konuklar topluluğunun ortasına uzatıyor. Konuklar serçe parmaklarını boşta bırakıp dört parmağıyla hedikleri ağızlarına atıştırırken, koca kadın kışkırtıyor:
"Biz böyle yeriz. Aslında buna ceviz kırığı da katılır, ama şimdi ceviz kırığımız yok, böyle de güzeldir."
Ah, şu meşhur "Türk misafirperverliği" yok mu, deli eder insanı.
***
Dört bin yıllık tarihin birikimini taşıyan yedi (Pontus, Roma, Bizans, Danişmendli, Anadolu Selçuklu, İlhanlı, Osmanlı) uygarlığın soluk aldığı (yoksa soluğunun kesildiği mi?) Tokat’ta, ilçeleri Zile, Erbaa, Niksar’da dolaşıyoruz.
Kültür ve tarih mirasını kah sorumsuzların tahribinden, kah cahillerin ya da hırsızların talanından kurtarmak için yıllardır bir misyoner gibi çalışan, bu amaçla ÇEKÜL Vakfı’nı kuran Prof. Dr. Metin Sözen’in önderliğinde zaman zaman değişik tarihi yörelere düzenlenen gezilerden biri bu. Çevreyi, tarihi ve kültür mirasını koruma bilincini yayıp yerleştirmeyi amaçlıyor.
Erbaa ilçesinin Akça kasabasında 17. yüzyıldan bu yana ayakta kalabilen ve ahşap cami türünün en değerli örneklerinden biri olan Silahtar Ömer Paşa Camii’nin parçalanmaktan, badanayla sıvanmaktan kurtarılabilmiş güzellikleri karşısında konuklardan hayret ve üzüntü sesleri yükseliyor.
Metin Sözen Hoca’nın dupduru, tok konuşması tarihe not düşüyor. Camilerden çalınan paha biçilmez değerdeki ahşap kapıların yabancı müzelerde bulunmasından, Selçuklu döneminin ilk halılarının "yok olup" yerine makine halılarının konulmasından söz ediyor.
Yer bitti, ama anlatılacaklar bitmedi.
Bir şiir
Niksar’dan geçerken Niksarlı Cahit Külebi’yi (1917 - 1977) "Gizli Sevda"sından dizelerle anıyoruz:
"Senin ellerin öyle narin / Bulutlar gibi yüzsün varsın. / Takıp pençeni yüreğime / Baştan başa yırtarsın. / Alıp başımı delicesine / Koşmak isterim ne olursa olsun. / Tutarsın devler gibi yolumu, / Ne yana koşsam durdurursun."
ngureli@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|