
|

Paşabahçe işçilerinin arasında bir gün:
Camdan kaleler
Cam çalışanlarını destekliyoruz!- Soylu Büfe Vedat Kasap"
"Cam işçisinin yanındayız Paşabahçe Esnafı"
Eylemin sürdüğü Paşabahçe Beykoz Fabrikası’nın önündeki pankartların notlarını alıyorum. Bir sivil polis geliyor:
"Bayan buraya nasıl girdiniz?! Burası gazetecilere yasak!"
Sigaraydı, ateşti derken konuşuyoruz, ince ince rica ediyor:
"Abla bak, benim de akrabalarım var içeride, direnişte. Ama giremezsin buraya."
Niye yasak peki? Niye konuşamıyoruz eylemdeki işçilerle?
Dışarıdan içeri ekmek ve su taşıyan emekli, ihtiyar cam işçisi söylüyor nedenini:
"Televizyonlar vermiyor kızım. Akşamları bütün Beykoz halkı bizimle birlikte bu caddede yürüyüş yapıyor. On bin insan! Ama geceleri kimse çekmiyor burayı. Neden? Halk desteği olduğu görünmesin istiyorlar. İnsanlar 60 kilometre uzaktan gelip bize katılıyor. Her gece diyorum bak! Yaz bunları, ‘Kazanacaklar!’ diye yaz."
"Camı bilirim ben"
Zarar ettiği gerekçesiyle kapatma kararı alınan Paşabahçe Cam Fabrikası’nın sekiz yüzü aşkın işçisi bir aydır fabrikanın içinde, aileleriyle birlikte, karton çadırlarda yaşıyorlar. Fabrika kapatılmasın istiyorlar:
"Biz iki yıldır zamsız çalışıyoruz. Yüzde 90 kapasiteyle çalışıyordu bu fabrika. İşveren ‘Zarar ettik’ demesin diye canımızı dişimize taktık. Cam 1400 derecede erir. 60 derecenin önünde çalışırsın bütün gün. Sürekli zayıflarsın. Yani ekmeğimiz için mücadele ediyoruz biz. Şimdi de diyorlar ki, size başka yerde iş vereceğiz. Ben çocukluğumdan beri cam işçisiyim. Ne anlarım başka işten? Bi’ camı bilirim ben. Asgari ücretle, başka şehirde, başka işlerde çalıştıracaklar bizi. Nasıl gideyim ben -atıyorum Kayseri’ye 186 milyon için? Dört çocuğum var benim. Beykozluyum. Kolay mı öyle kalkıp gitmek?"
"Sizden korkulur"
Ya siyasi partilerden destek?
"CHP’nin burada yüzde bilmem kaçlık bir payı var. Gittik görüşmeye. Deniz Baykal desteklemedi. Alt kademeden iki-üç kişi geldi, yalandan iki şak şak, gittiler. Seçim zamanı gelirler ama buraya; görürüz."
Peki eylemdeki siyasetler? Çünkü bazılarının bıyıkları sarkık, bazılarınınki dolu dolu sendikacı bıyığı, bazılarınınki dudak üstü badem stili...
Kristal-İş Sendikası’ndan İhsan Bekler veriyor cevabı:
"Bir İslamcı arkadaş, bir MHP’li bir de ben plan yapıyoruz bir gün burada. Hani ne olacak bu işin sonu, ne yapalım eylem için gibisinden. Sivil polisin biri geldi. Şöyle dedi: ‘Sizden korkulur!’ İşçi olma durumu altında birleşirsek korkulur tabii!"
Gazetecilere bir çay
Bu fabrikayı Atatürk’ün kurduğunu söylüyorlar hepsi. Zarar ettiğine zinhar inanmıyor hiçbiri. Hep tekrar ettikleri şey, fabrikanın zarar "ettirildiği". Paşabahçe semti topyekün arkalarında. Çünkü cam etrafında bir hayat var burada. Fabrikadan emekli olsalar bile, kendi atölyelerini kurup cam işliyorlar. Cam işçilerinin etrafında dönüyor hayat, onlar olmazsa Paşabahçe de bitecek. Bu yüzden destek pankartlarında imza olarak geçiyor kasapların, büfelerin isimleri. Gelen gazetecilere çay bile ikram ediyor esnaf; sırf yazsınlar, arkadaşlarının eylemlerinden bir satır daha bahsetsin diye haberler.
Camın temizliği
Cemil Meriç olmalı, Amerika’yı işgal eden Avrupalıların Kızılderililere cam verip altın aldıklarını ve bu yüzden "aptal" yerine konulduklarını Kızılderililerin. Meriç olmalı, "Oysa camın tarihi daha temizdir altının tarihinden" diyen. Bu temiz tarihe işte, Paşabahçe’de bir sayfa daha ekleniyor olmalı şimdi. Sadece işlerini kaybetmemek için insanlar, bir araya gelip, yapışmışlar işlerine. Mavi beyaz çeşmi bülbül sürahilere, kristal ince bellilere ve nefeslerini verdikleri bütün o camdan şeylere. Bir sayfa daha eklemek için camın temiz tarihine... Cam kadar temiz, ama cam kadar kırılgan olmayan bir biçimde.
ecetem@hotmail.com
SAYFA BAŞI

|
|

|