07 Ağustos 2002 Çarşamba


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Şimdi sıra, AB ile pazarlığa geldi

     Olay yavaş yavaş anlaşılıyor. Şok geçtikçe, atılan adımın önemi daha iyi değerlendiriliyor. Türkiye, Avrupa Birliği yolundaki en zor eşiği aştı. En derin komplekslerinden kurtuldu. Daha gidecek yol var ancak çok daha kolay olacaktır.
     İtalya'nın Ankara Büyükelçisi Surdo'nun benzetmesi çok yerinde: "Ok yaydan çıktı. Türkiye bir hafta öncesine oranla çok daha yakınlaştı. Adeta, AB ile Türkiye'yi ayıran önemli bir duvar yıkıldı" diyerek gerçekçi bir değerlendirme yaptı.
     Türkiye attığı bu adımla, AB konusunda ne kadar ciddi olduğunu göstermiştir. Öte yandan da kendi içindeki önemli bir sorunu çözmüştür. Uygulama sırasında yine güçlük ve engellemelerle hatta direnmelerle karşı karşıya kalınacaktır. Ancak "ok yaydan çıkmıştır" ve bir daha geri dönülmesi de imkansızdır.
     Bundan böyle Türkiye ile AB arasında yeni bir top oyunu başlayacaktır. Avrupa Birliği içinde Türkiye'nin yakınlaşmasını arzulamayanlar, bu gelişmeden sonra sıkıntıya düşeceklerdir. Onların beklentisi, Türkiye'nin 14 maddelik paketi çıkaramaması ve kendi kendini yarış dışına itmesiydi. Ancak bu varsayım gerçekleşmedi. AB bundan sonra, Türkiye'ye Helsinki'de verdiği sözü tutmak zorunda kalacaktır. Sıkıntı da işte bundan kaynaklanacaktır.
     AB, önümüzdeki dönemde artık Türkiye hakkında bir karar vermek zorundadır. Yapay gerekçelerle Ankara'yı durdurmak veya yürüyüşünü yavaşlatma olanağı kalmamaktadır.
     Türkiye de kendi iç pazarlıklarını tamamladığına göre, bundan böyle Avrupa Birliği'ne dönüp "iş konuşmaya", hakkını istemeye başlayabilecektir.
     
AB'yi iyi okumak ve değerlendirmek gerek
     AB kamuoyu ve yönetim kadrolarında Türkiye'ye bakış olumlu değildir. Bu çekimser havanın değiştirilmesi gerekmektedir. Bunun için de, 15 başkente yönelik bir diplomatik kampanya kaçınılmazdır. AB kamuoyu ve yöneticilerinin de mantıklı mesajlarla ikna edilmeleri gerekmektedir. "Biz yapacağımızı yaptık. Bundan sonrası size ait. Mutlaka bir tarih vermelisiniz" mesajı çok yanlış bir yaklaşım olacaktır. Tam aksine, Türkiye Avrupa Birliği'ne "Katılma müzakerelerinin başlatılmamasının ilişkilere maliyeti çok büyük olacaktır. Oysa, müzakerelerin başlaması size bu kadar büyük bir maliyet getirmeyecektir" mesajını götürmeli ve nedenlerini de inandırıcı şekilde anlatmalıdır. Türkiye'nin en önemli stratejik tercihi yaptığı gösterilmelidir.
     AB'nin, Türkiye'yi tam üyeliğe yakınlaştırmak konusunda henüz hazır olmadığı düşünülürse, Ankara'ya büyük görevler düşmektedir. Başkentleri sarsmak, anlatmak ve diplomatik bir seferberlik kaçınılmazdır.
     Bu seferberliğin 22 Eylül seçimlerinden sonra Almanya üzerinde yoğunlaşması kaçınılmazdır. Zira Türkiye-AB ilişkilerinin anahtarı Berlin'in cebindedir ve Almanya'nın yaklaşımı hayati derecede önemlidir.
     Geriye kalan diğer unsur Kıbrıs'tır.
     "Siyasi kriterleri yerine getiriyoruz, Kıbrıs'ta üstümüze gelmeyin, bu işi karıştırmayın" demek çok yanlış, bunun yerine, "Kıbrıs'ta biz açılım yapıyoruz. Bizi daha dikkatli dinleyin, destek olun" demek çok daha akılcı bir yaklaşım olacaktır.
     Kıbrıs, Kopenhag Kriterleri'nden biri olmamasına rağmen, siyasi yönden Türkiye'nin önündeki en önemli engellerden biridir. Bu engele çarpmak yerine, etrafından dolaşmak ve AB'yi yanına çekmek Türkiye'nin tutumuna bağlıdır.
     Bu ince uzun yolda hem AB'nin, hem de Türkiye'nin çok daha dikkatli adım atmaları gerekmektedir. AB'li yetkililerin talihsiz demeçleri, Türkiye'nin doğru söylemi tutturamaması 11-12 Aralık'taki Kopenhag doruğundan olumsuz bir sonucun çıkmasına ve Türk kamuoyunun büyük bir hayal kırıklığına uğramasına yol açacaktır.
     Bu da Türk toplumuna büyük haksızlık olacaktır.
     
     mbirand@attglobal.net
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Derviş ne yapacak?

Çetin ALTAN
Türkiye kendini aşma yolunda...

Melih AŞIK
Uygarlık kriteri

Fikret BİLA
Ecevit: Derviş’e bağlı

Hasan CEMAL
Kâbus senaryosu, huzur senaryosu!

Güneri CIVAOĞLU
Azil olmaz

Abbas GÜÇLÜ
Burada gözler tamamen kapalı

Hurşit GÜNEŞ
Bu seçim eskilerin son seçimi olmalı!

Nail GÜRELİ
Tokat, Zile, Erbaa, Niksar

Sami KOHEN
Derviş’siz olmaz!

Mehmet Y. YILMAZ
Türkiye AB’siz de yolunu bulur

Meliha OKUR
‘Her şey Türkiye için’

Hasan PULUR
Bekleyip görelim

Meral TAMER
Bizim TIR’da Demirel’in adı hiç yok

Ece TEMELKURAN
Camdan kaleler

Güngör URAS
Merkez’in operasyonu faizi aşağı çekebilir

Serpil YILMAZ
‘Göç etmek istemiyoruz’

M. Ali BİRAND
Şimdi sıra, AB ile pazarlığa geldi

© 2002 Milliyet