11 Ağustos 2002 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Sakaoğlu ve Akbayar İstanbul’un eğlence yaşamının tarihini yazdı. Sonuç: Başdöndürücü
Eğlencenin tarihi yazıldı

Kağıthane’den Reina’ya, Dümbüllü’den Cem Yılmaz’a, Kantocu Peruz’dan Özlem Tekgül’e, Zeki Müren’den Arto’ya İstanbul’un beş asırlık eğlence tarihi "Binbir Gün Birbir Gece" adlı bir kitapta toplandı. Durum şimdi de fena değil ama soru şu: "Yoksa dedelerimiz bizden daha çok mu eğleniyordu?

     MEHMET KENAN KAYA

     Lale Devri’nin isyanla son bulan eğlencelerinden Reina-Laila muhabbetine, Münir Nurettin’den Arto’ya, Kel Hasan’dan Yılmaz Erdoğan’a bir kentin eğlence yaşamı nasıl anlatılır? Üstelik bu kent, bir zamanlar ayışığı vurmuş sularında binlerce kayığın gezindiği, İslam halifesi padişahlarının tiyatro localarından opera izlediği, cızırtısı müziğe zeval vermesin diye külhanbeylerinin mangal söndürdüğü bir kentse.
     Denizbank tarafından bu hafta yayımlanan ve iki ünlü araştırmacı Necdet Sakaoğlu ile Nuri Akbayar imzasını taşıyan "Birbir Gün Binbir Gece / Osmanlı"dan Günümüze İstanbulöda Eğlence Yaşamı" işte tam da bunu; tarihi bugüne kadar doğru dürüst yazılamamış İstanbul’un eğlence yaşamını anlatıyor. Üstelik öyle de iyi yapıyor ki bunu, Dümbüllü’nün hikayesi bitince nargile kahvelerine, Feriha Tekgül’ün dansından başınız dönünce Boğaz’ın sakin lokantalarına, Safiye Ayla’da durulunca -kimbilir belki de- Arto’ya gidiyorsunuz.
     Ve hepsinden önemlisi sonunda anlıyorsunuz ki bu şehir aslında yüzyıllardır hiç de fena eğlenmiyor. Hem de öyle şimdiki gibi "magazin olsun, şanımız yürüsün" diye değil, hani "gerçekten" eğleniyor.
     
"Dansözler Dönemi"nin kraliçesi: Feriha Tekgül
     Eğlence yaşamına "Dansözler Dönemi" olarak geçen 1950’li yılların starı Feriha Tekgülödü. Tekgül’ün kıvrak figürleriyle izleyenlerini büyülediği o yıllarda göçün etkisiyle eğlence hayatı değişmiş, alemin yeni kurtları da Anadolulu tüccarlar olmuştu. Tekgül’ün halesi o kadar genişti ki, o yıllarda Yeşilçam’da neredeyse dansözsüz film çekilmedi. Bu arada armut da dibine düştü ve Feriha Tekgül’ün kızı Özcan da danslarıyla bir sonraki kuşağın gözdesi oldu.
     
Bazı meddahlar bütün dişlerini çektirirlerdi
     Kavuklu Hamdi, Kel Hasan, İsmail Dümbüllü, Şehri Komik Naşit Bey gibi meddahlar yıllar boyu kentin önemli eğlence figürleri oldular. Aralarında, çehrelerine komik bir ifade katabilmek için sahneye dişlerini çektirerek çıkmayı göze alanlar bile vardı. Dümbüllü’nün ölümüyle son bulan o geleneğin ucundan şimdi stand-up’çılar tutmuş görünüyor. Kitapta onlarrın
     hikayeleri de var.
     
Zeki Müren ilk gerçek gazino starıydı
     1960’lı yıllar bir star olarak Zeki Müren’in dönemiydi. O güne kadar alaturkayı konser salonlarında Münir Nurettin’den dinlemeye alışkın olan İstanbullular, Müren’le birlikte gazinolarla da tanıştı. Tavernalar, kabareler ve distotekler de yine bu dönemde girdi şehrin hayatına. Ve pikaplar tavanaralarına kaldırıldığı için de Müren’in şarkıları artık kasetçalarlarda dönüyordu.
     
Turkuaz 30’lu yılların popüler lokantalarından biriydi...
     1917’deki Bolşevik devriminden sonra ülkelerini terkedip İstanbul’a gelen Beyaz Ruslar özellikle açtıkları şık mekanlarla kente renk kattılar. Bu mekanlardan biri de 1930’lu yılların ünlü Turkuaz lokantasıydı.
     
Kadınlar barlarla yarım yüzyıl önce tanıştı
     Sakaoğlu-Akbayar, İstanbul’daki ilk modern bar 1911’de açılan ve cazibesini 1935’e kadar koruyan Garbenbar. Takipçisi de 1920’lerde Beyaz Rus Tomas’ın açtığı Taksim Maksim. Yine kitaptan öğrendiğimize göre kadınların barlarda boy göstermesinin miladı da 1950’lere rastlıyor. Fotoğrafa dikkatle bakarsanız bardaki kadınlara servisi de bir barmaid yapıyor. Bugün neredeyse
     bir barlar kentine dönüşen İstanbul’un kitaptaki istatistiklere göre bu konudaki geçmişi de aslında fena değil. Sakaoğlu-Akbayar’ın göre 1930’larda İstanbul’da 23’ü Beyoğlu’nda, 24’ü Beyoğlu’nda, 11’i de Tophane toplam 58 bar varmış.
     
1950’lerde İstanbul’daki sinema sayısı bugünkünden fazlaydı
     Sinemayla ilk kez 1897 yılında Sponeck Birahanesi’nde tanışan İstanbul, ilk sinema salonuna da 1908’de Pathe’yle kavuştu. Özellikle dublajlı filmlerin gösterime girdiği 1930’lardan itibaren şehrin bir numaralı eğlencesi olan sinama salonlarının sayısı
     
50’li yıllarda 100’e ulaştı.
     Sakaoğlu-Akbayar ikilisinin kitapta verdiği bilgiye göre İstanbul’da halen 82 sinema salonu bulunuyor. Bir dönemin ünlü yazlık sinemaları ise artık tahtını geceleri mavi-beyaz ışıklarla evlerden dışarı sızan televizyonlara bırakmış durumda.
     
Tiyatro saraydan da destek gördü
     Yandaki resimde ünlü oyuncu Naşit Özcan (Adile ve Selim Naşit’in babaları); Şamran, Küçük Virgin, Mari, Amantia, Amelya ve Verjin Bardebanyan gibi dönemin kantocularıyla sahnede.
     İstanbul’a Rum ve Ermeni azınlıkların çabalarıyla giren tiyatro sarayın da desteğiyle 19. yüzyılın önemli eğlence türlerinden biri oldu.
     Sultan Mecid’in teşvikiyle Dolmabahçe’de, II. Abdülhamid’in isteğiyle de Yıldız’da saray tiyatroları kuruldu.
     



 CUMARTESİ


Eğlencenin tarihi yazıldı
Gece yarısına kadar açık nöbetçi kuaför
Türk Hıristiyanlarının ruhani lideri alaturka ilahi besteledi
Özgür Kız’dan çok Bridget Jones’a yakınım
Dinamit patlayacak
"Rock’ın geleceği"
Megadeth son kez çalıyor
Amigolar geri geliyor
Ne var, ne yok?
"Seviyeli bir beraberlik"
Aşk olmayınca nabız değişmez
Dilimizde tam 98.861 sözcük var


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet