11 Ağustos 2002 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Hülya Avşar: "Sürprizlere kapalı değilim. Ama bir gün hayatımı değiştireceksem buna değecek bir sürpriz çıkmış olmalı karşıma"
"Tatil bitince sahtekar dünyaya geri dönüyorum"

"Burada yazlık evimizde beni bir şey beklemeden seven insanlarla beraberim. Bir ay boyunca kendimi sevgiye, şefkate doyuruyor ve ruhumu yenilemiş, gardımı almış halde İstanbul’a geri gidiyorum"

     AHMET TULGAR

     Her kapıdan biri giriyor biri çıkıyor. Odalarda ağustos öğle saatinin rehaveti geçiştiriliyor. Havuzda çocuk haykırışları. Yemek masasının bir ucunda iki orta yaş üstü kadın paf paf sigara içiyor. Genç bir kadın güneş kremi sürüyor. Bir kız çocuklara İngilizce talimatlar sıralıyor. Bir kadın İngilizce talimatnameye Türkçe ekler yapıyor. İki koruma güneş gözlüklerinin arkasından etrafı kolaçan ediyor. Servis yapanlar, tamiratla uğraşanlar. Herkesin elinde renkli, plastik bardaklarda buzlu su, kola. Elinde aynı bardaklardan bir tane, Hülya Avşar merdivenlerden salona iniyor. Hülya tatilde. Ayvalık’taki yazlık evinde.
     Aslında evin tatil nüfusu bir-iki gün içinde daha da artacak. "Beni buraya hapsetti, İstanbul’a göndermiyor" diye söylenen valide Emral Sultan’a kayınvalide eklenecek. Kaya Çilingiroğlu arkadaşıyla gelecek. Hülya Avşar ile bir proje üzerinde çalışan Yılmaz Erdoğan da kadroya dahil olacak. Burası Sezen Aksu’nun evinin birkaç yıl önceki haline benziyor. Bir süperstar komünü.
     Avşar "Burada, benden hiçbir şey beklemeyen bu insanlar arasında gerçek Hülya’yım ben" diyor. "Çocukluğum burada, Ayvalık’ta geçti, ancak burada dinlenebiliyorum" diye ekliyor. Bütün bu makyajsızlık, şovsuzluk durumunda Hülya Avşar’ın agresif estetiği, vahşi güzelliği tamamen dizginlerinden boşanmış. Onu ilk kez bu kadar yakından görüyorum. Türkiye’nin onda ne bulduğu bu mesafeden daha iyi görünüyor. Bu toplum bu kadınla ne Türkan Şoray’da olduğu gibi romantik bir ilişki kurdu ne de ona Müjde Ar’a yaptığı gibi cinsel arzu projekte etti. Toplumun karşısında çaresiz kaldığı, kendinden bir şey katamadığı, dayatılmış, emir kipinde, anti-demokratik bir güzellik onunki. Saldırıyor, köşeye sıkıştırıyor ve kendini kabul ettiriyor. Miss Emperyalizm.
     İlk kez bu kadar önyargılı gittiğim birisi, ilk kez bu kadar çabuk yelkenlerimi suya indirtiyor.
     Savaş baltamı çaktırmadan ayağımla koltuğun altına itip, gözlerimi sakladığım güneş gözlüğümü de çıkardıktan sonra teybi çalıştırıyorum.
     İki saat sonra "Ne olur bitmesin" diyor ben teybi kapatırken. "Başlarken çok korkuyordum ama şimdi çok iyiyim" diyor. Onu fotoğraf çekimi için Ercan’a devredip uzaktan seyretmeye başlıyorum.
     
"Benimki sadece güzellik değil, cazibe ve ışık"
     Güzelliğinizi nasıl algılıyorsunuz, hâlâ algılıyor musunuz? Ya da sizin için artık alışılmış bir şey mi?
     Hayır, alışılmış bir şey değil. Bazen yemek yerken camda kendimi görüyorum, başka biriymiş gibi geliyor bana. Bir anda böyle beni bile alıyor camdaki görüntüm. Şimdi bu bir "charm" (cazibe), bir ışık. Camdaki bir görüntü bir insanı nasıl etkileyebilir? İşte bu ışık etkiliyor. Yani kendi görüntüm beni bile etkiliyor. Bunu sakın yanlış anlamasınlar. Ben bununla fiziksel güzelliği kastetmiyorum. Bu charm’ı kast ediyorum. Bazen kızımda da bu ışığı fark ediyorum. Babasına çok benzemesine rağmen bendeki
     ışığı onda da görüyorum.
     
"Filiz Akın gibi güzel de gelmeyecek"
     Güzelliğinizin agresif, uzlaşmasız, dayatmacı bir güzellik olduğunun farkında mısınız?
     Vahşi bir güzellik mi yani? Bu bana Ayvalık’ta büyümekten kaynaklanıyor gibi geliyor. İşlemem gerekmiyor bu güzelliği. Bu tene yansıyan bir şey. Ya, bildiğim şey şu: Kim ne derse desin, gerçekten bundan sonra, yani çok uzun seneler, belki
     30-40 sene gelmeyecek benim kadar güzel bir kadın. Ben kendimi bu kadar güzel buluyorum: Ama ne olur, bu güzelliği fiziki güzellik olarak algılamasınlar. Yani bende çok şey böyle, taşlar birbirine oturmuş.
     
Ben Allah’ın şanslı kullarındanım.
     Sizden önce kimdi bu kadar güzel olan?
     Filiz Akın. Mesela Filiz Akın kadar güzeli de gelmeyecek.
     
"Bu evlilik benim için tarihin sonu değil"
     Partilerden teklifler geliyormuş size. Politikaya girmeyi düşünüyor musunuz?
     Her şeyi bırakıp sadece politikacı olmak anlamında düşünmüyorum. Ama destek vermeyi düşünüyorum. Artık sanatçılar halkla politikacı arasında bir köprü olmak zorunda. İnsanlar artık politikacılara güvenmiyorlar. Sanatçılar onlara seçecekleri politikacı konusunda bir köprü olabilir. Ama biz sanatçıların seçtiği politikacı, parti ne kadar doğru olacak, onu bilemiyorum. (Bu arada fotoğraf çekimi sırasında Hülya Avşar’ın aday adaylığı başvurusunu yapmaya hazırlandığını öğreniyorum.)
     
     Fukuyama diye bir yazar, bugünkü kapitalizmi "tarihin sonu" olarak nitelendiriyor. Ona göre artık dünyada başka bir toplumsal düzen olmayacak. Sizin için de artık evinizde, hayatınızda başka bir düzen olmayacak mı? Bu evlilik, Kaya Çilingiroğlu ile beraberliğiniz sizin için "tarihin sonu" mu? Artık hayatın sürprizlerine kapalı mısınız?
     Asla değil. Asla değilim. Hiçbir zaman. Bu evlilik benim için tarihin sonu değil. Benim eşim için de sürprizler olabilir, benim için de sürprizler olabilir. Ama bu sürpriz, yani benim hayatımda olabilecek herhangi bir sürpriz, benim hayatımdaki birçok şeyi değiştirmeme değecek bir şey olmalı. Bu da çok zor. Çok zor ama büyük konuşmamak lazım.
     
"Gülben’den asla tedirgin değilim, ölçütlerin karışmasına üzülüyorum"
     Metin Münir’in yazdığı "Sabah’ın Öyküsü" kitabını okudunuz mu?
     Hayır.
     
     Sabahçılar, kuruluş yıllarında Hürriyet, Milliyet ayarında bir gazete olmak için başka çabalarının yanı sıra ilginç bir taktik uyguluyorlar. Durup dururken sürmanşetten Hürriyet’e saldırıyorlar. Ve ertesi gün Hürriyet onlara cevap verdiğinde bir anda Sabah aynı ayarda bir gazete oluyor Hürriyet ve Milliyet’le.
     (Gülüyor) Anladım neyi kastettiğinizi. Uyanıklar. Uyanıklar.
     
     Gülben Ergen’e neden cevap veriyorsunuz?
     Verdiğim bir cevabı söyler misiniz? Ben cevap vermedim. Şimdi de konuşmak istemiyorum bu Gülben meselesini. Çünkü bu başka bir tarafa artı puan kazandırıyor. Bundan bahsetmeyelim isterseniz.
     
     Siz konuşmasanız da ben bu Sabah benzetmesini yazacağım.
     Tamam. Bakın, ben Gülben’den asla tedirgin değilim. Ama Gülben’den, bu işe senelerini vermiş ve hem sesi hem fiziği çok güzel olan bir sürü insanın bile üstünde bahsediliyor olması beni sadece şu açıdan üzüyor: Nasıl her şey Türkiye’de bu kadar ucuz olabiliyor? Neden? 20 yıla yakın zamandır bu işi yapıyorum, 70’e yakın sinema filmi çevirdim, çok emek verdim, nasıl medyamız bu kadar ucuz olabilir? Nasıl ölçütler bu kadar karışır?
     
     Sesinizi güzel buluyor musunuz, kendinizi iyi bir şarkıcı olarak görüyor musunuz?
     Ben müziği biraz da kendimi tatmin için yapıyorum. Güzel ses bence Türkiye’de üç kişinin sesi. Diğerleri bence yorumcu. Ben de kendimi çok iyi bir yorumcu olarak görüyorum. Avazı çıktığı kadar bağırarak güzel sesli şarkıcı olmaktansa iyi bir yorumcu olurum. Çünkü herkeste olmayan bir ses tonuna sahip olduğuma inanıyorum. Ve de şarkıları güzel seçiyorum. Ama "Ben Ümmü Gülsüm’üm" demiyorum, zaten olmak da istemem.
     
     Türkiye’deki üç güzel sesli şarkıcı kim?
     Muazzez Abacı, Sezen Aksu, İbrahim Tatlıses.
     
"Star olmak Banu Alkan gibi davranmak demektir"
     Böyle komün halinde mi yaşıyorsunuz?
     Benim en büyük merakım, daha doğrusu yaşamayı sevdiğim tarz aile ortamı. Annem var, keşke babam da olsaydı, teyzem var, teyzemin çocukları var, Zehra’nın dadısı var, bir de ona İngilizce öğreten Avustralyalı dadısı var. Benim arkadaşım Gülay Afşar (Ekonomi televizyoncusu). Onun çocuğu var. Şimdi yarın Kaya geliyor. Kayınvalidem geliyor. He, annemin arkadaşı var. Şimdi Yılmaz (Erdoğan) geliyor. Geçen sene de Sezen (Aksu) gelmişti. Ayrıca çocukluk arkadaşlarım var Ayvalık’tan. Biri gidiyor, biri geliyor. Bütün bu insanlar etrafımda olunca ruhum dinleniyor. Salaş ama gerçekten beni seven insanlarla ruhumu yenileyip sahtekar dünyaya geri dönüyorum eylülde.
     
     İstanbul’daki kalabalığınızın içinde yalnız mısınız?
     Yalnızlığın dışında, ben neyin sahte neyin gerçek olduğunu çok çabuk hisseden biri olduğum için o kadar sahtekarlıklara rastlıyorum ki etrafımda. Burada bir ay boyunca kendimi doyuruyorum sevgiye, şefkate. Böylece sahtekar dünyaya gardımı almış biçimde geri gidiyorum.
     
     Sezen Aksu ev kalabalıkken odasına çekilip uyumayı çok sever. Siz de bu evde zaman zaman nazlı bir prenses gibi içinize çekiliyor musunuz?
     Ama Sezen’in etrafındaki insanlarla benim etrafımdaki insanların durumu farklı. O daha çok arkadaş çevresiyle birlikte oluyor. Ben daha çok ailemle. Ben direkt kan bağı istiyorum. Burada herkes bana el bebek gül bebek, işte annem çocukluğumdaki gibi bir tarafımdan sıkıştırıyor, teyzem olsun, dedem olsun bir tarafımdan sıkıştırıyor, pamuğun içine sarmalanmış gibi hissediyorum burada.
     
     Peki, bu insanlara hiç star’lık çekmiyor musunuz?
     Nasıl bir şeydir star olmak ya da ne yapmam lazım hiç bilemedim. Hiç star gibi davranmadım, davranabilen insanlara bayılıyorum. Galiba gerçek star gibi davranmam Banu Alkan gibi olmak demek. Tam bir star olmadan star gibi davranıyor. Banu bunu yanlış anlamasın, ona "star değil" demek istemiyorum ama star olmak onun gibi olmak işte. Ben çalışmaktan star olmaya fırsat bulamadım. Çalışmaktan ne olduğumu anlayamadım.
     
     Siz pek politik davranmayı beceremiyorsunuz. Starlar politik davranmayı iyi bilirler halbuki.
     Evet. Beni politik davranmak çok yorar. Bu kadar işin arasında bir de buna konsantre olamam.
     
     Ama bu sefer de size "şımarık" diyorlar. Siz şımarık mısınız?
     Evet, Türk toplumu beni çok şımarttı. Ama ondan önce ailem beni çok şımarttı. Şımarık biri olduğumu kabul ediyorum. Bir de benim müdanam yok. İnsanlara politik davranıp ne elde edeceğim? Beni sevmelerini mi sağlayacağım? Zaten seviyorlar. Sevmeyenler de, ister sevsinler ister sevmesinler.
     
     Size gösteri dünyasının tek anti-kahramanı diyebilir miyiz? Bunu nasıl anlatacağım? Mesela Okan Bayülgen anti-kahraman olmaya çalışıyor. Yani antipatik olma riskine girdikçe sempatik olmak gibi... Bu güven, bu cesaret nereden geliyor?
     Ailemden. Ben aşiret kızıyım. Her taraftan bir güvence hissederdim çocukluğumda. Ben de bu nedenle kızımla çok vakit geçiriyorum. Çünkü sekiz yaşına kadar onun benimle büyümesi lazım. Zehra’nın da benim gibi kendine güvenen bir çocuk olmasını istiyorum. Sorun dadılarına, "Siz Zehra’ya yemek yedirdiniz mi, yıkadınız mı bir kere?" diye. Asla. Her akşam çocuğumu ben yıkarım, her öğlen, her akşam yemeğini ben yediririm. Ama bu iyi annelik demek değil; annelik bu zaten. Bu çocuğa "favor" (iyilik) yapmak değil.
     
"Geçmişteki hatalarım artık zaman aşımına uğradı"
     Entelektüel kesim dahil herkes sizin oyunculuktaki yeteneğiniz konusunda hemfikir. Bu yeteneğinizi ne zaman keşfettiniz, ne zaman fark ettiniz?
     Ben hiçbir zaman oyunculuk yapmadım ki. Hiç kimseye oynamadım. Sinema filmlerinde de oynamadım. Yaşadım. İnsanları çok gözlemlerim, sinemadaki başarımda bunun etkisi olmuş olabilir. Bir de her insan gibi ben de bütün bu filmlerde anlatılanları kendi hayatımda, geçmişimde yaşadım. O yaşamış olduklarımı gözlerimle veriyorum. İnancıma, oyunculuğuma, güzelliğime ve dünyaya bakış açıma laf söyletmem.
     
     "Bunları ben de geçmişimde yaşadım" diyorsunuz. Geçmişinizle, geçmişte yaptığınız hatalarınızla barışık mısınız? Ya da: Hata yaptığınızı düşünüyor musunuz?
     Ben geçmişte yaşamam. Muhakkak geçmişimde benim de hatalarım olmuştur ama bir kere yapılan hata hata değildir. Eğer insan aynı hatayı bir kere daha yapmazsa, o hata zaman aşımına uğrar.
     
     Bu zaman aşımının ardından mı "Beyaz Türkler" ya da "sosyete" diyebileceğimiz çevreye girdiniz? Bu sınıf değiştirme nasıl, ne zaman gerçekleşti? Çünkü bu seçkinci kesimler sahne insanlarına biraz burun kıvırırlar. Sonra Gülsüm Karamustafa, Füruzan, İrfan Tözüm gibi entelektüel sinemacılarla da çalıştınız. Entelektüel çevrelere de giriyorsunuuz yani.
     Bu kendiliğinden oldu. Aslında ben kendimi bu kesimleri kabul etmiş gibi görüyorum. Ben o sınıfı kabul ettim. Orada samimiyet gördüm. Onlar benimle oturmaktan, sohbet etmekten hoşlanıyorlar. Nasıl oluştu, bilmiyorum. Belki de karşılıklı birbirimizi kabul ettik.
     
     Kaya Çilingiroğlu ile evliliğiniz de etkili olmuş olabilir mi bunda?
     Kesinlikle. Kaya ile birlikte çok farklı insanlar tanıdım. O da benimle çok farklı insanlar tanıdı. Ama ben her zaman okuyan, her şeyi çok iyi takip eden ve de kendisini yetiştirmeyi çok önemseyen bir insandım. Yedi sene önce İngilizce eğitime başladım. Memur bir anne-babanın çocuğu olarak kolejde okuyamadım. Şimdi benim çocuğum benden güzel İngilizce konuşuyor. Ben de şimdi daha da çok çalışıyorum. Ondan geri kalmamam lazım. Çok fazla medyada olduğum için insanlar benim başka bir meziyetim olmadığını sanıyor. Güzelliğim bile benim kim olduğumun anlaşılmasını engelliyor.
     
     Bu yüzden mi bir ara üniversite öğrencileriyle tartıştınız? Sonra bir ressamla? Bu yüzden mi bilgi, kültür söz konusu olduğunda çabuk provoke oluyorsunuz? Bu konu, yani sizin güzel ve şöhretli olmanın yanı sıra kendini yetiştirmeye çalışan bir insan olarak kabul edilmemeniz sizin yumuşak karnınız mı?
     Evet, güzelliğimi, şöhretimi bir dezavantaj haline getirmeleri beni çok kızdırıyor. Bu yüzden mesela senelerdir feminist geçinen insanlarla takışıyorum. Ayrıca da paramı kendim kazanıyorum diye de karşımdaki erkeği de bir kadın gibi göremem.
     
"Kıyı lokantasında, bir duble, bir duble daha"
     Şimdi; bir kocanızın sizi aldattığı söylentileri çıktığında, bir de o Yeniköy’deki, Kıyı lokantasında yemek masasında ağlarken görüntüleriniz çekildiğinde kamuoyu çok şaşırdı. Kimse sizin bu duruma düşeceğinize ihtimal vermiyordu herhalde. Küçük çapta bir zihniyet devrimi oldu memlekette. "Hülya Avşar’a bile bunlar oluyorsa, bize haydi haydi..." gibi.
     Şimdi bir kere ben Kaya’nın beni aldattığına inanmıyorum. Ama eğer aldattıysa da bir gecelik bir ilişki yüzünden düzenimi bozamazdım.
     
     Peki, Kıyı lokantasında ne oldu?
     Ağladım.
     
     Etraftan çekinmediniz mi?
     Arkadaşlarımız dışında başka müşteri bulunmuyordu lokantada.
     
     Garsonlar?
     Biz oraya 10 senedir gidiyoruz. Benim kızım o lokantanın garsonlarının elinde büyüdü.
     
     Peki, ne olmuştu orada?
     Peki, bunu bu röportajda anlatayım. Ben içki içmiyorum. Çok fazla içmiyorum. O gün Kaya ile aramızda bir tartışma oldu. Biraz tedirgin bir durum oluştu. Masada arkadaşlarımız da vardı. Ben "kol kırılır, yen içinde kalır" tarzı bir insanım. Aile içindeki bir olayı orada dışa vurmak beni çok rahatsız etti. Arkadaşım "Hadi, iç şunu, rahatla" dedi. Ben bir duble rakıyı içtim mi? Arkasından hoşuma gitti, bir duble daha içtim. O zaman bu içki bende ters tepki yaptı. Taktım kafayı, başladım durup dururken ağlamaya. Kaya "Niye ağlıyorsun? Farkında mısın, lokantadayız" deyince, bu sefer de ona saldırmaya başladım.
     



 PAZAR


"Tatil bitince sahtekar dünyaya geri dönüyorum"
Atlantik’i sörfle geçecek
‘Telefonlar kilitlenir sandım 15-20 kişi aradı’
"Erkekler kendini mesih sanıyor"
Süper modellerden kurulu ilk pop grubu: Models
"İtalyan çardağı"nda bol lezzet seçeneği
Şarapta Türk-Fransız sentezi
Aşk mektupları
Bodrum’da sanat da var
Lezzetli etin gürültüden uzak adresi
Kapalıçarşı’da "Abdulla"
Mucizelere inanın
Avrupa yolunda (1)
"Yararlı olma" sanatı
Ajda Pekkan’ın muhteşem konseri ve şaşırtıcı şarkı arası sözleri
Karanlıkta üç ışık
"Zekeriyaköy’ün papağanı"nı kim çaldı?
Keçi başkanı hadım ettiler


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet